Geçen hafta Portekiz’de Banco Espírito Santo (BES ya da Kutsal Ruh
Bankası!) üzerinden Avrupa’da spekülatif bir dalga oluştuğunu gözlemledik. Bir
İspanyol Bankası’nın tahvil ihracından vazgeçmesi, Yunan tahvillerine talebin
azalması ve Avrupa’da borsa düşüşleri ile birleşince yeni bir kriz başlangıcı
düşüncesi görünür oldu. Ancak aynı günlerde finansal oynaklıklar sonrası
görülen bir olgu olarak yine uluslararası piyasalar ve fonlardan Portekiz
tahvillerine destekler de geldi.
Ekonomiyle ilgilenmeyebilirsiniz. Ancak bu sizi ekonomik krizin sonuçlarına maruz kalmaktan muaf kılmaz.
18 Temmuz 2014 Cuma
11 Temmuz 2014 Cuma
Sıradaki Kriz Gelsin: Bu Sefer Portekiz!
10 Temmuz günü Portekiz’in en büyük
bankasının kağıtlarının borsada işlem görmesi askıya alınınca, Avrupa’da
2008’den beri hiç dinmeyen finansal dalgalanmalara bir yenisi daha eklendi.
Konunun ekonomik ve politik yönlerine aşağıda değineceğim ancak Portekiz’deki
gelişmelerin malum olanı bir kere daha ilan ettiğini baştan belirtmek gerekir: Kemer sıkma politikaları öldü,
ancak cenazeyi kaldıracak "mezar kazıcılar" henüz ortada
görülmediğinden durum giderek kötüleşiyor!
1 Temmuz 2014 Salı
Kriz Sürüyor, Bu Sefer Bulgaristan
Geçtiğimiz hafta Bulgaristan'da yaşanan finansal panik, Avrupa'da krizden çıkış için gösterilen onca çabaya rağmen hem finansal sistemin hem de ülke ekonomilerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Finansal sistemin kilitlenmesini önlemek için Bulgaristan bankacılık sistemine 2.3 milyar avroluk bir desteğin enjekte edilmesi, Avrupa Komisyonu tarafından onaylandı. Peki Bulgaristan krizinin yayılma ihtimali var mı? İste korkutan soru bu.
25 Haziran 2014 Çarşamba
Soğuk Havalar ABD'yi Çarptı: Ekonomi 2,9 Küçüldü!
ABD ekonomisi verilere göre ilk çeyrek büyümesi (küçülmesi), 2009'dan bu yana en kötü durumda: ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,9 daraldı. Ekonominin iyiye gittiği ve FED'in miktarsal genişleme programını aşamalı olarak daralttığı bir dönemde gelen bu rakam, ABD ekonomisini izleyenler için bir sürpriz olarak algılandı. Küçülmenin nedenleri ile ilgili olarak, ilk üç ayda hava koşullarının kötü olması argümanı o kadar çok tekrarlandı ki, verilere bakma ihtiyacı duydum.Gerçekten de Ocak-Mart arasında hava çok soğuktu. Ancak bu ekonominin yüzde 2,9 küçülmesi için yeterli bir sebep mi?
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Ekonomik Kriz ve Yükselen Aşırı Sağ: Avrupa Seçimlerini Nasıl Okumalı?
Dün (25 Mayıs) sonlanan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin en önemli
sonucu aşırı sağın yükselişi oldu. İlk gelen sonuçlara Aşırı sağcı Ulusal Cephe
Fransa'da yüzde 25 oy aldı. Danimarka, Avusturya,
Macaristan, Finlandiya ve Yunanistan aşırı sağcı partilerin oy artırdığı ülkeler arasında yer aldı. Birleşik Krallık'ta ise göçmen karşıtı parti (UKIP) oylarını yüzde 11 artırarak birinci oldu. Buna karşılık Avrupa'da sola ait en iyi haber, krizle
cebelleşen Yunanistan'dan ve İspanya'dan geldi. Yunanistan'da Syriza oyunu artırarak birinci parti
olmayı başardı, İspanya'da Podemos hareketi ise büyük bir başarı göstererek ilk kez katıldığı seçimde yüzde 8 oy almayı başardı ve ekonomik krize ve kemer sıkma politikalarına karşı geniş kitlelerin sesi oldu. Seçim sonuçlarının her bir ülke için değerlendirilmesi önemli. Ancak burada iki noktaya değineceğim: İlki, seçim sonuçları ekonomik kriz bağlamında değerlendirilmesi gerekliliği. İkinci de, sosyal demokratların neoliberal kemer sıkma tedbirlerini uygulamalarının sağın yükselişindeki önemli etkenlerden biri olduğu.
14 Mayıs 2014 Çarşamba
İşçi Ölümlerinin Önüne Nasıl Geçilebilir? Emek Hareketi İçin Hatırlatmalar
Bu satırları yazarken Soma'daki faciayla ilgili elimizde olan son bilgi, 232 işçinin öldüğü, 80 yaralı olduğu ve göçük altında hala yüzlerce işçinin bulunduğu idi. Hiç kuşku yok ki, Çetin Uygur'un söylediği gibi "tarihin en büyük iş cinayetiyle karşı karşıyayız".Soma'da yaşananlar ilk değildi, ancak ölümleri sistematik katliamlar halinden çıkarmak mümkün. Nasıl mı?
Bunu açıklamak için öncelikle kısaca Türkiye'de madencilik ve kömür sektörünün ekonomideki yerine bakacağım, ardından da iş cinayetlerinin artışına işaret edip, işçi ölümlerini yaratan temel mekanizmanın ne olduğunun altını çizeceğim. Sonrasında da işçi ölümlerinin önüne nasıl geçilebileceğini ve bu konudaki taleplerin neler olabileceği üzerinde duracağım.
Bunu açıklamak için öncelikle kısaca Türkiye'de madencilik ve kömür sektörünün ekonomideki yerine bakacağım, ardından da iş cinayetlerinin artışına işaret edip, işçi ölümlerini yaratan temel mekanizmanın ne olduğunun altını çizeceğim. Sonrasında da işçi ölümlerinin önüne nasıl geçilebileceğini ve bu konudaki taleplerin neler olabileceği üzerinde duracağım.
20 Nisan 2014 Pazar
Yeni "Örtülü Ödenek" Mi Geliyor?
Şubat başında, olası krize hazırlık olarak hükümetin özel sektörün borcunu devralabileceğine işaret etmiştik. Dün (19 Nisan 2014) Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmeliğe göre bu olasılık gerçekleşti. Artık özel sektör borçlarına Hazine garantisi getiriliyor. Peki, iki kritik seçim yaklaşırken bunun anlamı ne?
3 Nisan 2014 Perşembe
AKP’nin Yeni Kurtarıcısı Avrupa'nın Krizi Mi Olacak?
Avro Bölgesi’nde son açıklanan enflasyon rakamları, Avrupa’da deflasyonun giderek artan bir risk olarak ortaya çıktığını gösterdi. Avrupa Birliği Merkez Bankası ise buna izin vermeyeceklerini ve ellerinde araçları kullanabileceklerini açıkladı. Bu gelişmeler, eğer yeni bir parasal genişleme dalgası ile sonuçlanırsa, devlet krizi ile sıkışmış olan AKP için bir hayat öpücüğü işlevi görebilir.
27 Şubat 2014 Perşembe
Yabancı Sermaye, AKP ve Demokrasi
27 Şubat itibariyle, BİST'teki yabancı yatırımcı payı yüzde 61'e
geriledi. Bu 2005 yılı Temmuz ayından itibaren en düşük pay. Bu 9 yılda
ABD'de yaşanan 2008-9 krizi ve 2011'de yoğunlaşan Avro Bölgesi krizleri
gibi çok önemli gelişmeler yaşandı. Ancak yabancı yatırımcı bunlar
yerine son dönemde yaşanan gelişmelerden daha çok etkilenmiş gibi
görünüyor.
13 Şubat 2014 Perşembe
2014’e Girerken Küresel Güney’de Ekonomik Kilitlenme: Çalışanlar Nasıl Etkilenecek?
“Yükselen piyasalar” olarak kodlanan ülkelerde yaşanan
sert devalüasyonlar, Çin’in ekonomik büyüme temposunun azalması, Avro
Bölgesi’nde artan deflasyon riski ve ABD’de bir türlü toparlanamayan ekonomik
büyüme 2014’ün ilk ayında göze çarpan gelişmelerdi. Türkiye’de ise devlet krizinin eşlik ettiği seçim sürece ve buna
eşlik eden yavaşlayan bir ekonomik büyüme temposuna tanıklık ediyoruz. Son
olarak 7 Şubat’ta gelen uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu
Standart&Poors’un Türkiye’nin kredi notu görünümünü durağandan negatife çevirmesi haberi, önümüzdeki dönemin
ekonomik büyüme için çok da parlak olmadığına işaret ediyor.
Bu yazıda, 17 Aralık ile başlayan yolsuzluk ve rüşvet
operasyonu ve bunun giderek bir devlet krizine dönüşmesi süreci olmasaydı da,
Türkiye’nin küresel ekonomik dalgalanmadan yine de etkileneceğini, devlet
krizinin ise, sadece bu etkiyi daha da derinleştiren ve büyüten bir unsur
olarak ele alınması gerektiğini ileri süreceğim. Bu çerçeveden hareketle
yaşanan tüm bu gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için önerim bir adım geri
çekilerek şu temel sorulara yanıt aramak: Yeni bir ekonomik krize mi giriyoruz?
“Yükselen piyasalar” krizi 2008 krizi ile bağlantılı mı? Olası krizin
mekanizmaları neler olabilir? Ve bu krizden çalışanlar nasıl etkilenecek?
29 Ocak 2014 Çarşamba
Küresel Krizde Yeni Aşama, Merkez Bankası Kararları ve Yaklaşan Krizin Adını Koymak
Geçtiğimiz hafta TL, Dolar karşısından,
Arjantin Peso’sundan sonra en hızlı değer kaybeden para birimi olunca 27 Ocak akşamı, merkez bankası para politikası kurulunu olağanüstü toplantıya çağırdı ve
sonuçta sert faiz artırımı kararları aldı. Bankanın aldığı
kararları ve bu kararların olası etkilerini anlayabilmek için, meseleyi dünya ve Türkiye ekonomisinin temel dinamiklerini hesaba katan bir konjonktür analizinin içine yerleştirmek isabetli olacaktır.
Labels:
2008 Krizi,
2014,
2014 Krizi,
ABD,
Avro,
Avrupa,
Avrupa Birliği,
Dolar,
Durgunluk,
Dünya Ekonomisi,
enflasyon,
Faiz,
FED,
FED Kararları,
İşsizlik,
Kriz,
Kur,
merkez bankası,
Stagflasyon,
Yükselen Piyasalar
25 Ocak 2014 Cumartesi
Dünya Krizi Derinleşirken Türkiye Ekonomisi
21.
yüzyılın ilk büyük ekonomik krizi, 2008 yılında kapitalist sistemin merkezinde,
ABD’de patlak verdi. Ekonomik büyüme oranlarındaki gelişime bakıldığında günümüzde
dünya ekonomisinin krizin etkilerini atlatmaktan uzak olduğu, hatta 2013’teki
gibi 2014’te de ekonomik büyüme temposunun azalmaya devam edebileceği görülüyor.
Böyle bir konjonktürden Türkiye’nin etkilenmemesi olanaksızdır. Ancak bu
etkinin boyutunu, Türkiye ekonomisinin yapısal dinamikleri ve mevcut devlet
krizinin ne yönde gelişeceği belirleyecektir. Bu yazıda meselenin ekonomik yönün
odaklanacağız.
2 Ocak 2014 Perşembe
Biri 2014 İçin Kriz Yılı Mı Dedi?
Hükümet-Cemaat arasındaki iktidar
mücadelesi, her geçen gün hükümet krizi düzeyini aşarak devlet krizi düzeyine
erişiyor. Son olarak hükümet,
Danıştay’ın idarenin işlem ve eylemlerini denetleme yetkisini kısıtlamak yani, yürütmenin gücünü daha da artırmak istiyor. Yeni yılla beraber hükümeti zora düşüren ilk gelişmeyse, “tır krizi” oldu. Peki,
bu tabloya ekonomik kriz eklenirse ne olur?
22 Ekim 2013 Salı
5. Yılında 2008 Krizi: Bir Ara Değerlendirme
21. yüzyılın ilk büyük ekonomik krizi, geçtiğimiz Eylül
ayında beşinci yılını doldurdu. 2008’de ABD’de patlak veren kriz, bugüne kadar farklı
aşamalardan geçerek şu anda Avrupa’ya çöreklenmiş gibi görünüyor. Ancak 2008
krizinin nedenlerini açıklamak ve muhtemel sonuçlarını tahmin edebilmek için
güncel krizin kapitalizmin yaşadığı diğer büyük krizlerle benzeşen ya da farklılaşan
yönlerinin neler olduğu sorusuna cevap vermek gerekiyor.
24 Haziran 2013 Pazartesi
Hükümetin Yeni Stratejisi ve 5 Soruda Faiz Lobisi Tartışmaları
Geçtiğimiz hafta dolar tarihi bir rekor kırarak 1.95 TL seviyesinden döndü, borsada önemli kayıplar gerçekleşti, Merkez Bankası bir günde 350 milyon dolarlık müdahale yapmasına rağmen etkili olamadı ve faizler yükseldi. Peki bu yaşananların Gezi direnişi ile ilgisi var mı? Faiz lobisi ve uluslararası komplocular yeni bir hamleye mi girişti?
12 Haziran 2013 Çarşamba
Gezi Direnişinin Ekonomi Politiği
İki haftasını dolduran Gezi direnişi üzerine pek çok yorum ve analiz yapılacak. Nilüfer Göle'nin başını çektiği depolitizasyon harekatını bir kenara koyduğumuzda, başbakanın şahsi üslubu, iktidarın değişen yapısı ya da isyanın sınıfsal niteliği üzerine yapılan tartışmalar devam edecek. Ancak burada, hareketin bastırılması için aktive edilen "faiz lobisi" argümanı üzerinden, direnişin ekonomi-politiği ve hükümetin muhtemel adımları üzerine kısa bir değerlendirme yapacağız.
14 Mayıs 2013 Salı
Britanya’da exodus tartışması ve muhafazakar manevralar
Britanya siyasetini Black Mirror dizisinin muhteşem ilk bölümündeki kadar olmasa da yine de oldukça hızlı bir kamuoyu değişimi tanımlar
hale geldiyse bunda Avro Bölgesi krizinin etkisi büyük. Yaklaşık dört ay önce
tabanını sağlamlaştırmak, muhafazakar milletvekillerinin ağzına bir parmak bal
çalmak ve sağdan yükselen UKIP (aşırı milliyetçi, göçmen karşıtı Birleşik
Krallık Bağımsızlık Partisi) tehlikesine karşı milliyetçilik bayrağını kimseye kaptırmamak üzere bir AB referandumundan bahseden Başbakan David Cameron siyasi
dar görüşlülüğünün ceremesini çekmeye başlamış görünüyor. Bir kez gayya kuyusu
açıldı mı politikacıların içine bakmadan duramayacağını kulağına fısıldamayı
unutan danışmanlarının işine son vermediyse bu kendisini daha da zayıf
gösterecek bir hamle olduğunu düşünmesinden kaynaklanıyordur herhalde.
19 Nisan 2013 Cuma
Hata mı atmosferik basınç mı?
Harvard’dan
Prof. Carmen Reinhart ve Prof. Kenneth Rogoff This Time is Different çalışmalarıyla akademik dünyaya derli toplu
bir finansal kriz tarihçesi hediye etmekle kalmadılar. Bu ve buna eşlik eden
makaleleri, raporları ile kamu borcu ve büyüme arasındaki ilişkiyi masaya
yatırıp, “bu ilişki biraz muğlak ve elimizde net bir kanıt yok” diyerek birçok
iktisatçının geçiştirdiği eşik sorununu incelediler. Soru şuydu: Kamu borcunun
gayri safi yurtiçi hasılaya oranı hangi seviyede olursa ekonomik faaliyet açısından
bir tehdit teşkil etmez? Çok sayıda ülkenin kamu borcu / GSYH oranları üzerinden
yaptıkları hesaplamalar bu muğlaklığı ortadan kaldırdı. Borç oranı % 90’ı
geçtiğinde ekonomiye radikal denilebilecek bir etkide bulunuyor ve tehlike
çanları çalıyordu.
27 Mart 2013 Çarşamba
Kıbrıs’ta Sermayenin Planı Uygulanacak
AB ve IMF ile Kıbrıs hükümeti arasında sağlanan anlaşmaya göre, 100 bin
avronun üzerinde olan mevduatlar dondurulacak ve önemli bir kısmı borç
ödemesinde kullanılacak. Peki, bir hafta süren bu çetin görüşmeler sonrasında
varılan bu sonuç ne anlama geliyor?
26 Mart 2013 Salı
Bankaları nasıl kurtarırsınız? (2. sürüm ya da Cyprus’ cut)
Kıbrıs’taki kriz birçok yorumda belirtildiği üzere Pandora’nın kutusunu açmış görünüyor. Sermaye kontrolleri ve mevduatın vergilendirilmesi artık güncel bir şekilde tartışılan, bir kurtarma paketinin parçası olarak öne sürülen unsurlar haline geldi. Ancak bu Avro Bölgesi’ndeki neoliberal yeniden yapılanma sürecinde henüz bir değişikliğe yol açmadı. Kıbrıs krizinin kendisi nasıl Avro Krizi’nin devamı ve büyük finansal krizin bir uzantısıysa, bu krizle baş etme yolları da daha önceki tepkilerin bir türevine denk düşüyor.
23 Şubat 2013 Cumartesi
Avrupa Krizinde Gidiş: Kötüden Daha Kötüye
Ocak
ayı içinde yapılan Davos toplantılarında, pek çok akademisyen, sermaye ve
hükümet temsilcisi, 2013 yılında dünya genelinde krizden çıkış için önemli
gelişmelere tanık olunabileceğini savundular.
1 Şubat 2013 Cuma
2013’e Girerken Dünya Ekonomisi: Daha Çok Neoliberalizm!
2013 yılına
girerken, dünya ekonomisinin temel gündemini kriz ve krizden çıkış için
uygulanan politikalar oluşturuyor. Sürece genel hatlarıyla baktığımızda, dünya
genelindeki üç önemli birikim merkezi olan Doğu Asya, AB ve ABD’nin 2008
krizinin etkilerini atlatamadıklarını söyleyebiliriz.
23 Ocak 2013 Çarşamba
Kur Savaşları: Yine ve Yeni
Brezilya Maliye Bakanı Mantega 2010 yılında kur savaşlarının geri döndüğü fikrini ortaya attığından beri aralıklarla bu durum konuşuluyor. Bir ülkenin rekabet gücünü korumak – arttırmak ve daha dar anlamda ihracatı arttırmak için başvurabileceği yöntemlerden birisi olarak kabul edilen para değerini düşürmenin başka ülkeler tarafından da uygulanması ve karşılıklı devalüasyonların birbirini takip etmesi anlamına gelen kur savaşlarını Mantega’nın vurgulaması, miktarsal kolaylaştırma adı verilen para politikasının birçok ülkede para birimi değerini düşürme isteği doğuracağına inanmasına bağlıydı.
14 Ocak 2013 Pazartesi
Yunanistan: Borcunu öde, mali disipline sadık kal*
Uzun vadeye yayılan bir yeniden yapılandırma sayesinde, verilen tavize karşılık
Yunan halkına on yıllar boyunca neoliberal politika uygulamalarının dayatılması
öngörüldü. Avrupa Merkez Bankası ve Avro bölgesi devletleri
her şeye rağmen Yunanistan’ın borçlarını ödemesini ve mali disipline sadık
kalınmasını istiyorlar.
8 Kasım 2012 Perşembe
Krizin Gölgesinde ABD Başkanlık Seçimi
Önümüzdeki günlerde (6 Kasım) gerçekleştirilecek olan
başkanlık seçimleri birçok açıdan sadece ABD’yi değil, dünyanın geri kalanını
da yakından ilgilendirir nitelikte. Bu nedenle, gerek seçimlerin ABD içi
dinamiklerle olan bağlantısını kurmak, gerekse bunun muhtemel sonuçlarına
işaret etmek, önümüzdeki dönemi anlamak açısından önemli olanaklar sunabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)