Bir haftadır, Türkiye Varlık Fonu (TVF) yeniden ekonomi
gündeminin öncelikli tartışma konusu haline geldi. Fon üzerine söylenenler
çeşitli. Bunun bir tür özelleştirme hamlesi olduğunu savunanlar
da var, paralel hazine, hatta merkez bankası olduğunu savunanlar da, ya da batık şirketleri kurtarmak için kullanılabileceğine dikkat çekenler de. Görüşler bu kadarla sınırlı değil, Fon’un devletin finansallaşmasında
yeni bir aşama olarak görülebileceği ya da bu sürecin siyasi rejim inşası ile ilişkilendirilebileceğini ileri sürenler de oldu. Bu tartışma sürecek, çünkü henüz Fon’un nasıl kullanılacağı,
kapsamının ne olacağı, ne kadar büyüyeceği belli değil. Bunları uygulama
ilerledikçe görüp değerlendireceğiz. Ancak net olan bir şey var: Türkiye Varlık
Fonu, Türkiye’de ekonomi yönetiminin doğrultusunun neoliberal çerçevenin dışına
çıktığının bir kanıtı değil. Bu argümanı desteklemek için tarihsel bir örneğe,
1960’ların başında iktisadi planlama kurulurken, ilk plancılar tarafından
formüle edilen Devlet Yatırım Bankası örneğine başvuracağım.