Kriz Notları

2008 yılında ABD’de patlak veren 21. yüzyılın ilk büyük krizi sadece bir ekonomik daralmaya yol açmadı, birçok ülkede emekçilerin yaşamını alt üst eden reformların uygulanmasına da gerekçe oldu.

Peki, kriz esasen neden ortaya çıktı? Nasıl bir dönemin içinden geçiyoruz? Türkiye ekonomisinin gidişatı nasıl? 2008’de yıkıma yol açan politika tercihleri birçok ülkede neden halen geçerliliğini koruyor? Küresel krizin yeni bir dalgası içinde miyiz? 2019 ile gelen ekonomik çalkantıların nedenleri ve sonuçları neler olabilir?

Yukardaki sorulara ve başkalarına 2011'den itibaren Kriz Notları'nda yanıtlar arıyor ve aklımıza gelen notları paylaşıyoruz. Umarız burada paylaştıklarımız, konu hakkındaki daha geniş bir kamusal tartışmanın bir parçası haline gelebilir.

15 Ağustos 2014 Cuma

Avro Bölgesi'nde deflasyona doğru

Şubat ayında krizotlarıblogspot.com’daki değerlendirmelerin zemin hazırladığı Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş isimli kitabımıza son paragrafları eklerken Dünya ekonomisinde uluslararası finansal kuruluşların bir umut olarak tutunduğu zayıf toparlanmadan bir olasılık olarak bahsetmiştik. Toparlanma sonrası FED faiz kararları ve parasal genişlemenin sona ermesi 2014 boyunca ve özellikle sonlarda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu orta gelir düzeyindeki ülkelerde büyük oynaklıklara yol açabilirdi. Ancak başka bir senaryo da konuşulmaktaydı:

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Arjantin Akbabalara Karşı!

31 Temmuz günü, Arjantin hükümeti ile uluslararası hedge fonlar arasındaki görüşmelerde anlaşmaya varılamadı ve sonuçta hükümet var olan borçlarının bir kısmını ödemeyeceğini ilan etti. Mesele henüz çok yeni ve yorumlamak için zaman gerekiyor ancak şunu belirtelim, bu kısmi temerrüt Arjantin’in borçlarını geri ödemek için yeterli parası olmadığı için gerçekleşmedi. Yaşanan daha çok finans kapitalin Arjantin hükümetiyle giriştiği güç mücadelesinin sonuçları. Böyle bir gelişmenin yaşanması, özellikle yüksek borçluluk altında ezilen Yunanistan gibi ülkeler için bir örnek oluşturması açısından önemli. Ancak buradan bir “neoliberalizme karşı direniş” çıkarmak için aceleci olmamak gerekir.