Utangaç Kalkınmacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Utangaç Kalkınmacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2019 Cuma

Venezuela’nın Krizi Üzerine İki Görüş

Venezuela krizi, Türkiye’deki iktidarın seçimler öncesinde kullanabileceği bir malzeme olması nedeniyle Türkiye’de de gündemin önemli başlıklarından biri haline geldi. Bu yazıda, Venezuela krizi üzerine iki görüşü tartışacağım. İlki şu: Venezuela krizi, 2008’de başlayan küresel krizin yarattığı konjonktürün içinde, küresel krizin üçüncü aşamasının bir parçası olarak görülmeli. İkincisi, Venezuela özelinde daha şiddetli bir şekilde yaşanan süreç, sadece o ülkeye özgü olan gelişmelerle, yani ‘kötü yönetim’ argümanı ile açıklamaz. Bu süreci 2000’lerdeki ‘post-neoliberalizm’ deneyinin krizi bağlamında ele almalıyız. 

17 Ağustos 2018 Cuma

2018 Krizinin Ekonomi Politiği

Toplam üç yazıdan oluşan bu yazı dizisi ile, 24 Haziran sonrasında gerçekleşen siyasi rejim değişikliğinin ekonomi politikasının ne olabileceğini ya da bir başka ifadeyle yeni siyasi rejimin birikim modeli krizini aşıp aşamayacağı konusu ile ilgili seçenekleri değerlendiriyorum. 

İlk yazıda, tıkanan birikim modeline yama yaparak eskiye dönüş anlamına gelecek bir IMF programının ya da IMF anlaşması olmadan kurgulanacak bir istikrar programının, mevcut sorunları sadece erteleyebileceğini vurguladım. Bu seçeneğin hayata geçmesi, birikim rejimi krizini yaratan kısırdöngüye dönüş anlamına gelir. 

İkinci yazıda da, masadaki seçeneklerden bir diğer olan ‘kalkınmacı devlet’ modeline geçişin, mevcut Türkiye şartlarında ne kadar uygulanabilir olduğu konusunu ele aldım. Çıkan sonuç, devlet kapasitesindeki zaaflar ve strateji eksikliği nedeniyle bu tip bir modelin uygulanabilir olmadığı idi. 

Bu yazıda, ne tam olarak ana akım istikrar programının uygulanabildiği ne de kalkınmacı devlet modeline geçilebildiği günümüz yapısal kriz koşullarında, yeni kurulan rejimin ekonomik yönelimini nasıl tanımlayabileceğimiz üzerinde duracağım. Bu şekilde, TL’deki değersizleşmeye neden müdahale edilemiyor? ya da ekonomi politikasının ‘kilitlenmesinin’ nedeni ne? gibi soruların da yanıt bulacağını düşünüyorum. 

10 Ağustos 2018 Cuma

Yeni Rejim ve ‘Kalkınmacı Devlet’

Geçen haftaki yazıda, ekonomideki güncel sorunlarına çözüm olarak hazırlanan bir istikrar programının çözüm değil, benzer sorunları yaratan bir kısırdöngüye dönüş anlamına gelebileceğinin altını çizmiştim. Gerçekten de, son dönemde sıklıkla dile getirilen ‘IMF programı’ seçeneği, Türkiye ekonomisindeki birikim modeli krizini aşmaktan çok, zaten krizde olan mevcut birikim modelinin devamını sağlamaya yönelik olacaktır. 

Geçen hafta kaldığım yerden devam ederek, bu yazıda şu soruyu ele alacağım: 24 Haziran sonrasındaki siyasi rejim değişikliğini, yapısal krizi aşmaya dönük ve ‘kalkınmacı devlet’ modeline yönelen bir devlet-kurma girişimi olarak görebilir miyiz? 

14 Mayıs 2017 Pazar

Son Küresel Ara Rejim ve Yükselen Piyasalar

Geçtiğimiz hafta ilk küresel ara rejim sırasında (1913-1950) merkezkaç hareketin yükselişine, 1945 sonrasında geç kapitalistleşen ülkelerin sisteme entegrasyonlarına ve 1970’lerdeki kriz sonrası “yapısal uyum” politikalarının öne çıktığına işaret etmiştim. Yazının sonunda da hakim gücün (ABD’nin), kendisine rakip güçlerin gelişiminden endişelenmesi için yeteri kadar gerekçenin olduğunu belirtmiştim.

Bu haftaki yazıyla korumacılığın yükselişi ve küresel ara rejim serisine bir virgül koymuş olacağım. Bu haftaki sorumuz şu: nasıl ilk küresel ara rejim geç kapitalistleşmiş ülkelerde merkezkaç hareketin güçlenmesini tetiklediyse, ikinci küresel ara rejimde de benzer bir gelişmenin yaşanmasını bekleyebilir miyiz?

8 Nisan 2015 Çarşamba

AKP, TÜSİAD ve Küresel Kriz: Yeni Bir Kalkınmacı İttifaka Doğru (mu?)

Türkiye, (biz kez daha!) önemli bir dönemeçten geçiyor. Önümüzde sadece bir genel seçim değil, siyasal rejim ve hatta birikim rejimi alanlarında köklü değişimlerin yaşanabileceği bir süreç duruyor. Büyük oranda yazılı düşünme (ve hatta spakülasyon) niteliğinde olan bu yazıda, mevcut şartlarda her ne kadar zor görünse de, büyük sermaye ile AKP’nin yeni bir “kalkınmacı ittifak” etrafında biraraya gelmek zorunda kalabilecekleri görüşünü tartışmaya açacağım. 

Bu görüşü savunurken dört tespitten hareket ediyorum: 
(i) 2000’lerde yükselen neoliberal popülizmlerin maddi temeli ABD merkezli kredi genişlemesi ile sağlanmıştı, 
(ii) 2015 sonrasında bu genişlemenin sonlarına geliyor olabiliriz, 
(iii) Bu durumda neoliberal popülizmlerin “popülizm” tarafını sürdürmenin maddi zemini ortadan kalkabilir, 
(iv) Neoliberal popülizmler için iki seçenek belirginleşiyor: popülizm tarafı törpülenmiş bir neoliberalizm ya da yeni bir kalkınmacı ittifak.