Kriz Notları

2008 yılında ABD’de patlak veren 21. yüzyılın ilk büyük krizi sadece bir ekonomik daralmaya yol açmadı, birçok ülkede emekçilerin yaşamını alt üst eden reformların uygulanmasına da gerekçe oldu.

Peki, kriz esasen neden ortaya çıktı? Nasıl bir dönemin içinden geçiyoruz? Türkiye ekonomisinin gidişatı nasıl? 2008’de yıkıma yol açan politika tercihleri birçok ülkede neden halen geçerliliğini koruyor? Küresel krizin yeni bir dalgası içinde miyiz? 2019 ile gelen ekonomik çalkantıların nedenleri ve sonuçları neler olabilir?

Yukardaki sorulara ve başkalarına 2011'den itibaren Kriz Notları'nda yanıtlar arıyor ve aklımıza gelen notları paylaşıyoruz. Umarız burada paylaştıklarımız, konu hakkındaki daha geniş bir kamusal tartışmanın bir parçası haline gelebilir.

27 Aralık 2018 Perşembe

2018-2019 Krizinin Aşamaları

Geçen haftaki yazıda, 2018 yılında ekonomik krizin gelişimini bazı önemli dönüm noktalarıyla beraber ele almıştım. Bu yazıda, krizin gelişimini üç aşamada değerlendirebileceğimizi ileri süreceğim. Krizden çıkış için formüle edilen ‘dengelenme’ programının bir parçası halen eksik. Krizinin maliyetinin farklı sermaye kesimleri arasında nasıl bölüştürüleceği konusu, yerel seçimler sonrasında ertelendi. Bu konunun, yani krizin üçüncü aşamasının 2019 yılı içinde çözülememesi durumunda, 2020 yılında yeniden bir erken seçimin gündeme gelmesi sürpriz olmayacaktır. 

24 Aralık 2018 Pazartesi

20 Aralık 2018 Perşembe

2018’de Adım Adım Krize

2018, pek çok açıdan önemli bir yıl oldu. Siyaseten bakıldığında, 2007’de başlayan rejim krizi 11 yıl sonra AKP lehine nihayete erdi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi. Bu değişime, Türkiye ekonomisindeki hakim sermaye birikim modelinin krizi eşlik etti. Ya da ekonomik kriz, rejim değişimini öne aldı. Dolayısıyla hem siyaseten hem de ekonomik olarak 2018 yılı, 2002’de başlayan AKP hükümetleri açsından da bir dönüm noktası olarak görülebilir. Bu 16 yılı kapsayan bir değerlendirme yapmak bu yazının konusu değil. Bu yazıda 2018 yılına odaklanacağım, bazı önemli dönüm noktalarına işaret ederek, iktidarın 2018’deki en kritik hamlesinin seçimleri öne çekmek olduğunu ileri süreceğim. 

13 Aralık 2018 Perşembe

TCMB'nin 13 Aralık Kararı: Ekonomik Daralma Başlıyor

TCMB Para Politikası Kurulu bu yılın son toplantısını yaptı ve faiz oranlarını sabit tuttu. Kurul'un açıklama metni ile ilgili birkaç gözlemi aşağıda not aldım.

12 Aralık 2018 Çarşamba

Beş Soruda 2018-2019 Ekonomik Krizi

5 Haziran 2018’de, henüz Ağustos ayındaki döviz krizi yaşanmadan önce, Gazete Duvar’daki ‘10 Soruda 2018 Ekonomik Krizi’ başlıklı yazıya şu cümleler ile başlamıştım: ‘Türkiye ekonomisi hızla bir ekonomik daralmaya doğru ilerliyor… Durumu daha da zorlaştıran, daralmanın yüksek enflasyon ortamında gerçekleşme ihtimalinin yükselmesi, yani stagflasyon riski.’ O yazının üzerinden altı ay geçmişken bir güncelleme yapmak istedim. Bu sefer, önceki yazıda değindiklerimi özetleyerek beş soruya sığdırdım. 

6 Aralık 2018 Perşembe

TL’nin Değerlenmesi, Krizi Çözer Mi?

Ekonomide bir sürü sorun varken herkesin konuştuğu konu TL’nin değeri. Hatta TL’nin ABD doları karşısındaki hareketine, bir çeşit ‘kriz barometresi’ muamelesi yapılıyor genellikle. TL’nin değerinin ekonomi gündeminin merkezinde kalmayı sürdürmesi nedeniyle, bu meselenin nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili görüşümü yazmak istedim. Mevcut ekonomik model değişmediği sürece, TL'nin değerlenmesi 'işlerin yoluna girdiği' anlamına gelmezken, değersizleşmesi daha da kötüleşmesi anlamına geliyor. Neden mi? Aşağıda açıklamaya çalıştım. 

29 Kasım 2018 Perşembe

Ekonomideki Gerçekler

Türkiye ekonomisi ile ilgili veriler gelmeye devam ettikçe, yaşanan ekonomik krizin boyutu giderek daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başlıyor. Uluslararası kurumlardan yapılan tahminlerde, 2019 yılı için Türkiye ekonomisinin daralacağı görüşü üzerinde bir uzlaşma var. En son OECD’nin açıkladığı tahminlerde 2019 yılında Türkiye ekonomisinin 0,4 daralacağı öngörülmüş. 

Diğer yandan, son haftalarda TL’nin nispi olarak değerlenmesi ve faizlerdeki göreli düşüşler ile, bir kere daha ‘en kötüsü geride kaldı’ nakaratı dolaşıma sokulmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz haftaki yazıda, batık kredi oranının yükseldiğine, işsizliğin arttığına ve sanayi üretiminde daralmanın başladığına işaret etmiştim. Bu hafta da iki veri üzerinden, geçtiğimiz haftaki değerlendirmeyi sürdüreceğim. 

28 Kasım 2018 Çarşamba

-Mış gibi siyasetiyle kriz yönetimi

Devlet sponsorluğunda kredi genişlemesiyle yüksek büyüme oranlarına zorlanmış, küresel finansal koşulların değişmesiyle hızla krize yuvarlanmış bir ekonomide debeleniyoruz. Krizi yönetenler öyle değilmiş gibi yapmayı tercih ediyorlar. İş bilmezlikleri sıralayarak ekonomi yönetimini akla davet etmek ya da baskıcı bir rejim karşısında farklı ekonomik müdahalelerde bulunacak aktörlerin zayıflığına rağmen alternatifleri dillendirmek naif kalıyor. Fakat, bu naiflikte yine de ısrarcı olmamız gerektiğini düşünüyorum. Nedenini işsizlik verilerine de değinerek açıklayacağım.

Eyy tasarruf! Geldiysen üç kere vur

Anadolu Ajansı kaynaklı ısmarlama bir haber Emeklilik Gözetim Merkezi’nden (EGM) alınan verileri yüzümüze boca ediyor. Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi’nin 15’inci yılını doldurduğunu, sistemde 85 milyar liralık birikim yapıldığını ilan ediyor. Benzer, gün aşırı çıkan haberler haneleri tasarrufa çağırıyor.

Mevzuattan muaf: Türkiye Kalkınma Partisi/Bankası

3 Ekim öğleden sonra. Meclis’te Türkiye Kalkınma Bankası’na ilişkin kanun teklifinin Plan Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında CHP, HDP ve İYİ Parti milletvekilleri çeşitli itirazlar dillendiriyor. Mevzuattan muaf olmasına çalışılan Kalkınma Bankası’nın neden böyle bir yapılandırmaya tabi kılınacağından tutun da teklifin öncelikli ele alınmasına, Türkiye’deki kalkınma hedeflerine uzanan bir tartışmadır sürüyor.

22 Kasım 2018 Perşembe

Sanayi Daralıyor, Batık Krediler ve İşsizlik Artıyor

Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin nedenleri ve krizin gelişim süreci ile ilgili konuları daha önceki yazılarda detaylı olarak ele almıştım. Tekrara düşmemek için bu yazıda bunlara değinmeyeceğim. Krizin nedenleri ve mekanizmaları üzerinde durmak yerine, üç güncel güncel verilerden hareket ederek, krizin derinleşmekte olduğuna işaret edeceğim. 

15 Kasım 2018 Perşembe

Avrupa’da Krizin Nedenleri ve Gidişatı


2008 küresel finansal krizinin başlangıcının üzerinden 10 yıl geçti. Krizin etkileri bazı bölgelerde yoğunlaşarak devam ediyor, Avrupa Birliği (AB) de bu bölgelerden biri. ABD ile kıyaslandığında Avrupa’da krizin etkilerinin çok daha uzun sürmesinin nedenleri üzerine farklı görüşler var. Bu görüşler, bir yanıyla Avro Krizi’nin nedenleri ile ilgili yaklaşımları da içeriyor. Bu yazıda, Avro Krizi’nin nedenleri ve krizin gidişatı ile ilgili üç farklı yaklaşımı ele alacağım. Bu tartışma, Almanya’dan 2018’in üçüncü çeyreğinde gelen ekonomik daralma verisi ve AB Komisyonu ile İtalya hükümeti arasında yaşanan bütçe krizi bağlamında, daha önemli hale geliyor. 

13 Kasım 2018 Salı

Müteahhit Düzeni Battı. Alternatifler Neler?

2017 tarihli bir Birleşmiş Milletler raporunda, barınma hakkının metalaştırılmasına dayanan modellerin mahzurlarına dikkat çekilmişti. Barınma hakkının metalaştırılması, konutun ve kent mekanının bir yatırım aracına dönüştürülmesini ifade ediyor. Metalaşma sürecinde, konutun barınma gibi ihtiyaç karşılama işlevi, yani kullanım değeri yerine; bir kazanç kapısı ve yatırım aracı olma işlevi, yani değişim değeri öne çıkıyor. 

Raporda konut hakkının metalaştırılması ile insan haklarının ayrılmaz bir parçası olan güvenli ve insan onuruna yakışır konutlarda yaşama hakkı ortadan kaldırıldığına değiniliyor. O dönemde, konunun Türkiye boyutunu değerlendiren bir yazıda şu noktalara işaret etmiştim

‘Piyasa temelli modellerin güvenli, erişilebilir ve yaşanabilir konut gereksinimi karşılamakta başarısız kaldığı çok açık. Elbette bu, konutların içinde bulunduğu kent mekânının da piyasa temelli modellere göre düzenlenmesi sonucunda giderek bir yatırım aracına dönüşmesinin bir sonucu. Bir yatırım aracına dönüşen kentte yaşayanların hayat kalitesi ise ikincil önemde. Bunu İstanbul’da yaşayanlar ya da İstanbul’un kuşbakışı resmini gören herhangi biri rahatlıkla anlayacaktır.’ 

Bir yıl sonra 2018’e geldiğimizde, geçtiğimiz yıl sarsıntıları hissedilen konut sektöründeki çöküşün yaşanmaya başladığını görüyoruz. Önceki gün açıklanan ‘konutta stokları eritme paketi’, barınma ihtiyacının piyasa temelli olarak karşılandığı modelin iflas ettiğini ilan etti. Konunun farklı boyutlarına aşağıda değineceğim. Ancak detaya girmeden şunu vurgulamak istiyorum: Yaklaşan yerel seçimler öncesinde, batmış bir piyasa temelli konut edindirme modeline karşı alternatiflerin tartışılması, çok daha önemli hale geliyor. 

2 Kasım 2018 Cuma

Dolar İndi, Kriz Bitti Mi?

Dolar, TL karşısında 5.50 seviyesinin altına indiğinde, Türkiye ekonomisinde yaşanan zorlukların ortadan kalktığını düşünenler çoğaldı. Hatta, ‘en kötüsü geride kaldı’ korosuna kamu banka müdürleri de eklendi. Bu yazıda, ilk olarak bu hafta açıklanan üç veri ile ekonomik gelişmeleri takip ederek, ardından başlıktaki soruya yanıt arayacağım. 

25 Ekim 2018 Perşembe

TCMB'nin 25 Ekim Kararı: Kriz Derinleşiyor

Para Politikası Kurulu toplantısı sonucunda politika faizi %24 düzeyinde sabit tutuldu. Açıklama metnindeki üç vurguyla ilgili kısa notlar aldım. Merkez bankasının ana mesajı, krizin derinleştiği yönünde.

18 Ekim 2018 Perşembe

‘En Kötüsü’ Henüz Başlamadı

Türkiye ekonomisindeki sorunlar 2013 yılında başlamadı ama bu tarihten itibaren giderek artıyor. Bu yazıda, -bir süredir işaret ettiğim- döviz-faiz kıskacına, açıklanan Eylül ayı verilerini ekleyerek yeniden göz atacağım. 

17 Ekim 2018 Çarşamba

Sınıf Mücadelesi ve Kriz

03.10.2018’de açıklanan enflasyon rakamları, Ağustos ayında derinleşen döviz krizinin etkilerinin ne denli büyük olduğunu ortaya koydu. Her ne kadar enflasyon rakamlarının açıklanması sonrasında Berat Albayrak, ‘en kötüsü geride kaldı’ diye açıklama yapsa da, kriz şiddetini daha da artırarak derinleşecektir. Geçtiğimiz dönemde Mehmet Şimşek’in kaç kere ‘en kötüsü geride kaldı’ şeklinde açıklama yaptığını araştırınca, benim yüzüm kızardı. Bu akıbet muhtemelen, Berat Albayrak’ı da bekliyor. 

Bu yazıda, krizin derinleşmesiyle sınıf mücadelesinin yoğunlaşmasını, somut süreçler üzerinden ele alacağım. Ekonomik kriz dönemleri, sınıf mücadelesinin yoğunlaştığı dönemlerdir. Bildiğiniz gibi analitik bir araç olarak sınıf, ana akım tartışmalarda rastlanılan bir kavram değil. Bu nedenle yoğunlaşan bu mücadeleleri anlayabilmek için eleştirel politik ekonominin sağladığı kavramsal olanaklardan yararlanmalıyız. Sürece bu şekilde bakıldığında sınıf mücadelesinin iki çeşidini tespit edebiliriz: sınıf-içi ve sınıflar-arası mücadeleler. 

8 Ekim 2018 Pazartesi

İşsizlik Sigortası Fonunu Kullanmanın Dayanılmaz Hafifliği (II)

Dünkü yazıda Fonun kaynaklarının emekçiler lehine kullanılmadığını, istihdama verilen desteğin işlevsiz olduğunu, Sayıştay raporlarında usulsüzlükler ve şeffaflık eksikliğinin tespit edildiğini vurgulamıştım. Bugün mevzuata ve son finansal operasyona bakalım:

7 Ekim 2018 Pazar

İşsizlik Sigortası Fonunu Kullanmanın Dayanılmaz Hafifliği (I)

Türkiye, işsizliğin pençesinde kıvranıyor. Resmi işsiz sayısı 3 milyon 315 bin (Haziran 2018 verisi). İş bulma ümidi olmayanlar, mevsimlik çalışanlar, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, zamana bağlı eksik istihdam ve yetersiz istihdam edilenler bütünüyle dikkate alındığında işsiz sayısı 6 milyon 600 bine varıyor. En geniş tanımıyla işsizler ordusuna sadece Mayıs ayından Haziran’a kadar 264 bin kişi katılmış.

5 Ekim 2018 Cuma

Çöküş değil 'dengelenme': Sanki bir feng shui

“Türkiye, enflasyon ve cari açık oluşturmadan yüzde 7 ve üzeri büyüyecek, refahı yaygınlaştıracak bir ülkedir. 2018 için bir kriz tehlikesi varsa bu, yukarıda anlattığımız gibi, Batı içindir. Artık onların krizi süreklidir ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Bloku, yeni bir dünya kurmadan onların bu krizi de bitmeyecektir.”

Bu satırları 27 Aralık 2017 tarihli Milliyet’teki yazısında Cemil Ertem kaleme almıştı. Türkiye’de Kredi Garanti Fonu uygulamasıyla, yani devlet destekli kredi genişlemesiyle krizin atlatıldığına inanıyordu. Bu ve benzeri değerlendirmeler o sıralarda AKP iktisatçılarının favori argümanlarıydı: Buna göre piyasayı hareketlendiren yeni mekanizmalar ve Türkiye’ye has yenilikçilik ile yüksek büyüme sürdürülebilirdi, sorunlar zaten yolda çözülürdü.

3 Ekim 2018 Çarşamba

3 Grafikte Ekonomik Gidişat

Ekim ayının ilk günlerinde, ekonomik gidişata dair önemli veriler açıklanmaya başladı. Üç veri ile geldiğimiz noktayı ve gidilecek istikameti görebiliyoruz.

27 Eylül 2018 Perşembe

Sayıştay Kalmadı, McKinsey Verelim!

Ekonomik kriz gündeminin tam ortasında yapılan ABD ve Almanya ziyaretleri, geçtiğimiz hafta açıklanan Yeni Ekonomik Plan (YEP) için dış destek sağlama çabası olarak görülebilir. 

Gezinin ilk ayağı tamamlandı. ABD Başkanı D. Trump ile ayaküstü yapılan görüşme ve Pastör Brunson'ın yakında salıverileceği haberleri dışında, pek bir gelişme olmadan New York Seferi'nin tamamlandığını düşünmüştüm, ama Hazine veMaliye Bakanı Berat Albayrak beni yanılttı. Meğerse, New York Seferi'nde çok kritik bir gelişme yaşanmış.

Erdoğan’ın Almanya Ziyaretinin Önemi

Hukuk Yok, Siyasi Garanti Verelim 

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, giderek artan ekonomik kriz baskısını bir nebze de olsa hafifletebilmek için, gerek uluslararası firma temsilcileri gerekse resmi yetkililerle görüşmek üzere Eylül ayının son haftasını ABD ve Almanya ziyaretlerine ayırdı. ABD ziyaretinden hemen önce Erdoğan, Microsoft, Citibank, Google, Amazon, Philip Morris, Boeing, Pepsi Cola, Coca Cola ve IBM gibi 30 küresel firmanın temsilcileri ile buluştu. Bu sayfanın okuyucusunun aşina olacağı gibi, uluslararası yatırımların cezbedilmesi için hukuki değil siyasi güvence verilmiş. Abdülkadir Selvi’nin aktardığı şekliyle siyasi garanti konusu şu şekilde gündeme gelmiş:

‘Erdoğan toplantının sonunda şirket temsilcilerine çok önemli bir güvence veriyor: “Kendinizi ülkenizde hissedin. Sıkıntılı olduğunuzda ben buradayım” diyor.’ 

Yatırımcılara hukuki değil siyasi garanti verilmesi formülünün işlemesi için gerekli olan koşullara daha önceki yazılarda değinmiştim, o nedenle burada detaya girmiyorum. Sadece şunu belirtmekle yetineyim: Kriz ortamında bu formülün işlemesi zor. Ancak krizin dibi görüldüğünde mevcut iktidar halen siyasi garanti verebilecek pozisyonda kalmayı başarabilirse, bu formül tekrar işlemeye başlayabilir. 

25 Eylül 2018 Salı

Arjantin Dersleri: Üzülmeyi Bırakıp Merkez Bankacı Kovmanın Sevimliliği


Dünyada en yüksek faiz oranı Arjantin’de. Bahar aylarında çığrından çıkan yükseliş Ağustos ayı sonunda kuru kontrol altına almak için faizlerin yüzde 60’a yükseltilmesiyle birçok gözlemciyi serseme çevirdi. IMF ile devam eden görüşmelerde işlerin kısa zaman içinde düzeleceği görünümü vermek zorunda hisseden Mauricio Macri, Merkez Bankası Başkanını kovarak hem kitlelere hem de IMF’ye bir kurban sundu.

21 Eylül 2018 Cuma

Orta vadede hepimiz batığız

Türkiye’nin kur krizi çok hızlı bir şekilde reel sektöre sirayet etti. Baş döndürücü hızla gerçekleşen gelişmelere ekonomi yönetiminin kifayetsizliği eklenince Türkiye’deki durgunlaşma eğiliminin daralmaya dönmesi olasılığı arttı. Durum eski adıyla Orta Vadeli Program (OVP), yeni adıyla Yeni Ekonomi Programı (YEP) açıklamasıyla krizi yönetenler tarafından da kısmen kabul edildi.

Birden fazla cephede kredi arayışı


Türkiye’nin kur krizi henüz tamamına ermemiş olsa da sanki klişelerle dolu bir oyunun son sahnesine atlayıvermiş durumdayız. TOBB Ticaret ve Sanayi Odaları Konsey Başkanı’nın şirketlerin borcunun 81 milyon Türkiye vatandaşının borcu olduğunu ilanıyla birlikte geriye bir şey kalmadı. Bundan sonrası fiyat artışını eksik gösterme telaşındaki TÜİK’in bayram operasyonu ile ağustos sonu fiyat tespitlerini erkene alması ve 3 Eylül’de açıklanan son yıllık enflasyon rakamını yüzde 18’in altına indirmesi gibi acıklı sahneler eşliğinde ilerliyor.

Tilki vaaz vermeye başladığında...


Türkiye’nin kur krizi daha sönümlenmeden gelen halktan fedakarlık bekleyen açıklamalar karşısında, Türkçe’ye “tilki vaaz vermeye başladığında gözünüz tavuklarda olsun” şeklinde çevrilebilecek İngiliz atasözü akla geliyor. Son birkaç haftada hepimizin aynı gemide olduğuna dair o kadar çok açıklama yapıldı ki, sonrasında özel sektörün borcunun aslında hepimizin borcu olduğu yönlü beyanların gelmesi de beklenebilir.

Dışarıdan sermaye girişlerine bağlı ekonomik yapıda özel sektörün borcu ve bilhassa yabancı para cinsi borcu, ancak olumlu uluslararası koşullar altında çevrilebilecek bir seviyeye yükseldiği sıralarda küresel finansal koşullar değişti. Kur krizi, şirketler kesiminin yabancı para cinsi borcunun fazlalığı nedeniyle önümüzdeki aylarda bir reel sektör krizine dönüşebilir ve 15 Ağustos’ta çıkarılan borç yapılandırma yönetmeliği de politika yapıcıların reel sektörün borç sorununun daha karmaşık hale gelmeden ertelenmesi amacını benimsediğini gösteriyor.

Şok Faiz Artışı, Batık Krediler ve İflas Ertelemeleri

2013 yılı, pek çok açıdan yakın dönem Türkiye için bir dönüm noktası idi. AKP’yi 2002’den beri şaşmadan iktidarı getiren neoliberal popülist modelin krizi 2013’te başladı. Ekonomik büyüme yavaşlamaya yoluna girdi, neoliberal popülizmin alamet-i farikalarından olan finansal içerilme durdu, gelir artmadan harcamaların artabilmesi ‘mucizesinin’ yaldızları dökülmeye başladı. Kısacası ‘büyü’ bozuldu. Yani, aslında 2013’te tıkanan model, o tarihten itibaren bir ‘zombi’ olarak varlığına devam ediyor. 

Aşağıdaki verilerden de görülebileceği gibi, 2016’da bir darbe teşebbüsü olmasaydı dahi, ekonomik zorluklar yoğunlaşacaktı. 2016’nın üçüncü çeyreğinde yaşanan daralma, 2017 referandumunu ve sonrasındaki seçimleri kazanmaktan başka seçeneği olmayan mevcut iktidar açısından alarm niteliğindeydi. İktidarı garantilemek için yaratıcı seçenekler devreye sokuldu ve bir ‘geleceğe kaçış’ planı uygulamaya kondu. 

Şimdi geleceğe kaçış öncesine, yani 2016’ya dönüyoruz. Ama iki farkla. İlki siyaseten rejim değişimi hedefine ulaşmış bir iktidar var artık. İkincisi, iktisadi olarak, ilkinin maliyeti nedeniyle ekonomi 2016’dan çok daha kötü bir durumda. İki veri[2] ile gidişatı değerlendirip, konuyu geçtiğimiz hafta sonu yapılan ‘teknik iflasların’ 2023’e kadar ertelenmesi düzenlemesine getirerek, şok faiz artışının olası sonuçlarına değineceğim. 

13 Eylül 2018 Perşembe

TCMB'nin 13 Eylül Kararı: Sert Daralma Geliyor

Para Politikası Kurulu toplantısı sonucunda gelen % 6.25'lik faiz artırımı, zaten içinde girdiğimiz ekonomik yavaşlama sürecinin daha da hızlanmasına neden olacaktır. Önümüzdeki dönemde sert bir resesyon, neredeyse garantilemiştir. TCMB, bunu açıklamasında 'iç talepteki yavaşlama hızlanmaktadır' diyerek teyit ediyor. 

8 Eylül 2018 Cumartesi

Faiz ve Neoliberal Popülizm Krizi

Önceki yazılarda, merkez bankasının faiz artışı yapıp yapmamasının sadece teknik bir karar olmadığının altını çizmeye çalıştım. Döviz-faiz kıskacına sıkıştırılmış Türkiye ekonomisinin bir birikim rejimi krizi, yani yapısal bir kriz yaşadığını, ekonomi politikasındaki kilitlenmenin bunun bir görünümü olduğunu ve faiz konusundaki tartışmayı bu çerçeve ele almak gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda, mevcut kriz koşullarında ekonomi yönetimin önündeki seçenekleri ve bu seçeneklerin olası sonuçlarını geçtiğimiz hafta değerlendirmiştim. Bu yazıda konuyu, neoliberal popülizmin krizi bağlamında açıklayacağım. 

31 Ağustos 2018 Cuma

Krizin Çözümü Ne?

Sıklıkla gündeme gelen 'peki o zaman çözüm ne' sorusu üzerine birkaç hatırlatma yapayım: 

28 Ağustos 2018 Salı

Ankara’nın Seçenekleri Neler?

Bayram tatili nedeniyle ara verilen kriz gündemi, Eylül ayı ile birlikte yeniden yoğunlaşacak. Geçen haftaki yazıda, ekonomi yönetiminin krize müdahalesini beş madde ile özetlemiştim. Bu yazıda, 10 Ağustos’ta zirveye varan döviz krizi sonrası ekonomi yönetiminin önündeki seçeneklere değineceğim. 

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Krizin Gidişatı ve Kurtarma Planının İçeriği

Ekonomi yönetimi, 10 Ağustos günü TL’nin yüzde 15’i aşan değer kaybından sonra, takip eden Pazartesi (13 Ağustos 2018) gününden itibaren sürece müdahale etmeye başladı. Bu yazıda, beş madde ile krizin gidişatını özetledikten sonra, ekonomi yönetiminin krize müdahale patikasını belirleyen yapısal sınırlara değineceğim. Böylelikle, mevcut iktidarın faiz politikasının ‘ekonominin gereklerini bilmek’ ile ilgili olmadığını bir kez daha vurgulama fırsatı bulmayı umuyorum. 

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Lira’s Downfall is a Symptom: the Political Economy of Turkey's Crisis

Turkish Lira lost almost 45 per cent of its value against the U.S. Dollar in 2018. The losses accelerated notably in recent months and particularly in the second week of August, which included the two days in which Lira lost the most against USD since the 2001 crisis. 

Suddenly, it became “all about Turkey” as the Bloomberg commentators said and many pundits expressed their opinions about the reasons as well as the dire consequences of a currency crisis. 

The first stage of the international financial crisis in 2008-09 was followed by the Eurozone crisis (2010-12). Increasing volatility in the markets of global South, which began by 2014 can be seen as the third stage in such a periodization. We believe that the downfall of Turkish Lira against this background is a symptom of macroeconomic problems and the policy responses of the last decade. In other words, Turkey’s 2018 crisis occurred as a combination of the impact of the tightening global dollar liquidity conditions, the choices of policymakers particularly in recent years and the inability to formulate a new economic model to overcome the crisis of accumulation, unfolding right now in Turkey. 

17 Ağustos 2018 Cuma

2018 Krizinin Ekonomi Politiği

Toplam üç yazıdan oluşan bu yazı dizisi ile, 24 Haziran sonrasında gerçekleşen siyasi rejim değişikliğinin ekonomi politikasının ne olabileceğini ya da bir başka ifadeyle yeni siyasi rejimin birikim modeli krizini aşıp aşamayacağı konusu ile ilgili seçenekleri değerlendiriyorum. 

İlk yazıda, tıkanan birikim modeline yama yaparak eskiye dönüş anlamına gelecek bir IMF programının ya da IMF anlaşması olmadan kurgulanacak bir istikrar programının, mevcut sorunları sadece erteleyebileceğini vurguladım. Bu seçeneğin hayata geçmesi, birikim rejimi krizini yaratan kısırdöngüye dönüş anlamına gelir. 

İkinci yazıda da, masadaki seçeneklerden bir diğer olan ‘kalkınmacı devlet’ modeline geçişin, mevcut Türkiye şartlarında ne kadar uygulanabilir olduğu konusunu ele aldım. Çıkan sonuç, devlet kapasitesindeki zaaflar ve strateji eksikliği nedeniyle bu tip bir modelin uygulanabilir olmadığı idi. 

Bu yazıda, ne tam olarak ana akım istikrar programının uygulanabildiği ne de kalkınmacı devlet modeline geçilebildiği günümüz yapısal kriz koşullarında, yeni kurulan rejimin ekonomik yönelimini nasıl tanımlayabileceğimiz üzerinde duracağım. Bu şekilde, TL’deki değersizleşmeye neden müdahale edilemiyor? ya da ekonomi politikasının ‘kilitlenmesinin’ nedeni ne? gibi soruların da yanıt bulacağını düşünüyorum. 

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Türk Lirası’nı kim kurtaracak?


İlginç zamanlardan geçiyoruz. Herkes Türk lirasını kurtarmak istiyor. Ama Türkiye’de iktidar ekonomik bünyenin sağlam olduğunu iddia ediyor, bazı muhalefet milletvekilleri de Türkiye’ye komplo kurulduğu düşüncesini savunuyor.

12 Ağustos 2018 Pazar

İki Farklı AKP ve Otoriterleşme

2002-2018 arası AKP hükümetlerini iki dönemde incelemek oldukça yaygın. Bu yaygın dönemlendirmeye göre 2002 ile 2008 krizi arası ilk dönemde, demokratikleşme ekonomik büyüme ile el ele gitti. Yine bu yaklaşıma göre 2008 sonrası, özellikle de 2010 referandumu sonrasında AKP yönetimi otoriterleşmeye başladı; geçen yılki referandum ve 24 Haziran seçimleri ile birlikte tek adam rejimine geçildi. Bu tip yakın tarih okumaları pek çok açıdan eleştirilebilir. Ancak bu yazıdaki konumuz açısından en büyük eksiklik, bu dönemlendirmeyi kullanan analizlerin iki dönem arasındaki ilişkiyi ve ilkinden ikinciye dönüşümün nedenlerini ve bu dönüşüm nasıl gerçekleştiğini yeterince açıklığa kavuşturamamalarıdır. 

Ne oldu da ekonomik büyümeyi getiren ve ülkeyi (sözde) demokratikleştiren AKP birdenbire otoriterleşti ve sonra rejim değişimine kadar varan bir tek adam yönetimi geldi? İkinci AKP, ilk AKP’den bir “sapma” mı? Yoksa ikinci AKP ilk AKP’nin “özü” mü? Her iki dönem, sınıfsal güç dengeleri açısından bir farklılığa mı işaret ediyor? Her iki dönemdeki devletin içsel yapılanması nasıl değişti? Bu tip sorular çoğaltılabilir, çoğaltılmalı da. Bu yazıda, doğal olarak, tartışmaya nihai bir nokta koyma iddiası yok. Aksine tartışmayı daha da açmak için bir düşünce egzersizi ile “buraya nasıl geldik” sorusunun olası yanıtlarından bazılarını gündeme getirerek, Türkiye’deki değişimin, dünyada Türkiye’ye benzeyen ülkelerdeki değişimle benzerliğine işaret edeceğim. 

10 Ağustos 2018 Cuma

Üç kuruşumuza da çökecekler mi?

Hafta sonu katıldığım bir seminerde yaklaşık iki saat boyunca Türkiye ekonomisinin sorunlarına dair görüşlerimi paylaştım. Seminer sonunda, şaka yollu, doların akıbetini soran bir katılımcıdan sonra, yanıma usulca yaklaşan bir dinleyici çekimser de olsa sorma ihtiyacı hissetti: “6 olur değil mi?”. Bu, bir sorudan ziyade endişe ifadesiydi. Bütün göstergelerin kötüye gitmesi ve sürüklenme duygusu, kanımca “dolar yükselecek mi?” sorusunun arkasında heyula gibi dikilen şu endişeyi güçlendiriyor: Yabancı para mevduatlarına, üç kuruş birikimimize bir el atma söz konusu olur mu?

Yeni Rejim ve ‘Kalkınmacı Devlet’

Geçen haftaki yazıda, ekonomideki güncel sorunlarına çözüm olarak hazırlanan bir istikrar programının çözüm değil, benzer sorunları yaratan bir kısırdöngüye dönüş anlamına gelebileceğinin altını çizmiştim. Gerçekten de, son dönemde sıklıkla dile getirilen ‘IMF programı’ seçeneği, Türkiye ekonomisindeki birikim modeli krizini aşmaktan çok, zaten krizde olan mevcut birikim modelinin devamını sağlamaya yönelik olacaktır. 

Geçen hafta kaldığım yerden devam ederek, bu yazıda şu soruyu ele alacağım: 24 Haziran sonrasındaki siyasi rejim değişikliğini, yapısal krizi aşmaya dönük ve ‘kalkınmacı devlet’ modeline yönelen bir devlet-kurma girişimi olarak görebilir miyiz? 

9 Ağustos 2018 Perşembe

Kriz Mi? Hangi Kriz?

Kriz var mı yok mu, TL'deki bu hızlı değersizleşme nelere yol açabilir gibi konularda birkaç kısa ek bilgi vererek, güncel kriz dinamiklerini açıklayabilmek için bir çerçeve taslağı sunacağım. 

7 Ağustos 2018 Salı

Kur Şokundan Döviz Krizine

Türkiye ekonomisi çok kritik bir dönemden geçiyor. TL'nin hızla değersizleşmesi, firmaların kur riskini daha da artırdı. Riskin büyüklüğü ile ilgili bir kaç veri vererek, firmaların neden bu kadar borçlu hale geldiğinin nedenlerine işaret edeceğim.

6 Ağustos 2018 Pazartesi

10 Soruda 2018 Ekonomik Krizi

Türkiye ekonomisi hızla bir ekonomik daralmaya doğru ilerliyor. Resesyonun ne kadar sert olacağı ve ne kadar uzun süreceği henüz netleşmiş değil. Durumu daha da zorlaştıran, daralmanın yüksek enflasyon ortamında gerçekleşme ihtimalinin yükselmesi, yani stagflasyon riski. Bu yazıda ekonomik darboğazı yaratan somut işleyiş mekanizmalarını, son dönemdeki ekonomik ve siyasal gündem ile birleştiren bir değerlendirme yapacağım. 

İstikrar Programı Yapısal Krizi Aşabilir Mi?

Yeni siyasi rejimi inşa faaliyeti hızla sürüyor. Son olarak Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın başına eski Maliye Bakanı Naci Ağbal getirildi. Strateji ve Bütçe Başkanlığı, esasında eski Devlet Planlama Teşkilatı’nın (sonrasındaki Kalkınma Bakanlığı’nın) görevini üstleniyor. Başkanlık “kalkınma planı, Cumhurbaşkanlığı Programı, Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan, Cumhurbaşkanlığı yıllık programı ile sektörel plan ve programları Hazine ve Maliye Bakanlığı ile müştereken hazırlayacak ve makro dengeleri oluşturacak.” 

TL'deki hızlı değersizleşmeye neden müdahale edilmiyor?

TL'deki hızlı değersizleşmeye neden müdahale edilmiyor? sorusu yeniden gündeme geldi. Bir kaç kısa hatırlatma yapmak istedim.

Yaşanan bir birikim modeli krizi. Bu tip kriz konjonktürlerinin en önemli belirtisi, ekonomi yönetiminin müdahale seçeneklerinin sınırlanmasıdır.

2 Ağustos 2018 Perşembe

Varlık Fonu ne yapıyor? Hani kuşlar, ağaçlar?

“Piyasada bahar rüzgârı” ifadesini görünce etrafıma bakınıyorum: Hani kuşlar, ağaçlar, bin bir renkli çiçekler? Click-bait manşetler bir yana, böyle bir rüzgâr beklentisi diğer yandan da kuruluşunun üzerinden 2 yıl geçmiş Türkiye Varlık Fonu (TVF) ile ilişkilendiriliyor. TVF sitesinde ise, kurumun ne yaptığına ve yapacağına dair aylardır aynı ifadeler bulunuyor. Ben de yeni kostümlerine alışamamış devlet nobranlığı ile tekrar karşılaşınca bazı soruları sıralama vaktidir diye düşündüm.

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Güvencesizlik ve Finansal İçerilme

Herhangi bir işte uzun süreli –hatta bir ömür- çalışıp emekli olma durumu giderek bir istisna haline geliyor. Şimdilerde 30’lu yaşlarda olanlar, ebeveynlerinin bazılarının yaşadığı bir deneyim olan istihdam güvencesini ya da uzun süreli iş sözleşmelerini görecek kadar şanslı değiller. Bu durum büyük ölçüde kapitalist toplumsal ilişkilerin son 30-40 yılda dünya genelindeki dönüşümüyle yakından ilgili. Çalışma hayatında güvencesizliğin giderek bir norm haline geldiği günümüzde, bu durum gündelik hayatın finansallaşması süreçleriyle yakından ilişkili.

Döviz – Faiz Kıskacı, Enflasyon Rekoru ve Yeni Kabine

Türkiye ekonomisi son beş yıl içerisinde üçüncü kez bir ekonomik darboğaz ile karşılaşıyor. Bu darboğazlar, ülke ekonomisinin sermaye hareketlerine aşırı duyarlı olması ve ithalata bağımlı bir üretim yapısı zemininde gerçekleşiyor. Bu iki özellik, resmi olarak Türkiye’de uygulanan enflasyon hedeflemesinin, fiili olarak döviz kuru hedeflemesi sistemi olarak işlemesi sonucunu doğuruyor. O nedenle faiz politikası, enflasyondan çok dövizdeki artışa duyarlı olarak işliyor. Sonuçta yaşanan ekonomik darboğazlar, döviz - faiz kıskacı olarak ortaya çıkıyor. 

Bu yazının iki amacı var: İlki, AKP hükümetleri döneminde uygulanan ekonomik modelin 2013 sonrasında tıkandığına, beş yılda yaşanan üç ekonomik darboğazı ele alarak işaret etmek. İkincisi de, bu yapısal kriz zemininde, yeni kabine seçenekleri üzerinde durmak. 

Yeni Rejim'in Türkiye'si: Kopuş ve Süreklilikler

24 Haziran seçimleri, şüphesiz ki, siyaseten ve özellikle hukuken öncesiyle bir kopuş anını temsil ediyor. Ancak ekonomik açıdan böyle olduğunu söylemek zor. Her ne kadar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS), “eski Türkiye’ye” ait “bürokratik oligarşiyi” sona erdirerek, hızlı ve etkin bir bürokrasi vaat etse de, ekonomi yönetiminin eski sorunları, yeni Türkiye’de de sürecek. 

Bunların başında, ekonomi yönetiminin doğrultusunun ne olacağı geliyor. Doğrultu sorunu, birikim rejimi krizi ile yani yapısal krizle ilişkili. Hali hazırda süren rejim inşası ile ortadan kaldırılan ya da yeni kurulan kurumlar, yapısal kriz çözülmeden işlevsiz olmaya mahkûm. Kısacası, rejim değişikliği ile değişmeyen tek şey, ekonomi yönetimindeki kargaşa. 

26 Temmuz 2018 Perşembe

Yatırımcıya güvence, damat başa geçince

Rejim biçimi değişikliği sona eren “devlet-i aliyye” bir sürü kurumu ışık hızıyla çöpe attı ve yenilerini ihdas etti. Maliye Bakanlığı ile birleştirilerek yeni bir bakanlık oluşturan Hazine’nin başına Berat Albayrak geçti. Devlet kurumlarının ihtiyaç duyduğu nakdin temini ve devlet borcunun yönetimini üstlenen kurumun, devletin gelirlerini yöneten ve bütçe kaynaklarının dağıtımı işlevini yerine getiren Maliye Bakanlığı’yla birleştirilmesi bir sorun oluşturmayabilir, başa hısım akrabanın geçmesi normalleştirilebilirdi. Sadece ilgili kararname sonrasında aralarında benim de olduğum bazı araştırmacıların borç yönetimi raporları ve istatistikleri başka yerlere aktarılmadan bunları bir yerlere kaydetmek için fazla mesai harcamasıyla olay kapanabilirdi. Ancak hiçbir göstergenin iyiye gitmiyor oluşu sükûneti bozdu.

TCMB'nin 24 Temmuz Kararı: Yaklaşan #Stagflasyon

Yeni rejimde ekonomi yönetiminin piyasa ile "kavga etmeyeceğinin" ilan edilmesi ve merkez bankasının "hiç olmadığı kadar etkin" olacağı vaadi, doğal olarak, finans kapital tarafından faiz artışı yapılacağı şeklinde algılandı. Bu algı nedeniyle, TCMB'nin 24 Temmuz'daki faizi sabit tutma kararı, piyasada bir "şok" etkisi yarattı. Peki, bu karar, önümüzdeki dönem için bize ne söylüyor? Aşağıda kısaca özetledim.

12 Temmuz 2018 Perşembe

Ekonomide çözüm: Neoliberal patikadan çıkış

Türkiye’de ekonomi yönetiminin tepesinde yer alan Cumhurbaşkanı danışmanları yeni bir hikâye yazmanın peşindeler. Olaylar, Türkiye ve IMF arasındaki anlaşmanın sona erdiği 2008’den itibaren liranın değer kaybını sıcak paraya bağımlı ekonomik yapıdan ve IMF darboğazından kurtulma adımı olarak görmeyle başlıyor.

Bir performans olarak 24 Haziran sonrası

Türkiye’de iki türlü siyasal performansa bakıp göz kamaştırıyoruz. Birincisine fazla takılıp, ikincisini anlamazlıktan geliyoruz.

Nihayet decoupling ya da bir gün kavuşur muyuz?

Mehmet Şimşek ve Murat Çetinkaya’nın 28-29 Mayıs’ta, Türkiye ekonomisindeki karar alıcıların uluslararası finansal sermayeye olan bağlılıklarını beyan etmek üzere Londra’ya gerçekleştirdikleri sefere Merkez Bankası’nın para politikasını sadeleştirme kararı eşlik etti. Bu adımların etkisiyle ABD Doları 30 Mayıs’ta 4,50’nin altına geriledi. İlginç bir şekilde hem liberal iktisatçılar, hem de AKP kadrolarının aynı anda zafer ilan ettiğini gördük. Nihat Zeybekçi “10 güne rahatlarız” diyeli daha bir hafta geçmemişti üstelik.

IMF partisi mi alternatifler mi?

Mayısın ilk yarısında Türk Lirası dolar karşısında sadece yüzde 8 civarında değer kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye’ye taslağı 30 Nisan’da IMF Konsültasyon Raporu’nda sunulan ancak henüz adı konmamış olan kemer sıkma programı daha fazla alıcı buldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İngiltere’de 14 Mayıs’ta katıldığı programda komşu ülkelerle ticarette yerli paranın kullanılmasından, para politikasında başkan olarak ağırlığını koyacağına kadar birçok bilinmezlik barındıran beyanları durumu kötüleştirdi. Aynı gün ödemeler dengesi ve 15 Mayıs’ta işsizlik verileri açıklanırken Türk Lirası’nın çöküşü, faiz artışı ve sert inişin seçim sonrasına kalmadan gerçekleşmesi olasılığını Erdoğan’ın isteği hilafına artırdı.(i)

21 Haziran 2018 Perşembe

Ekonomik Darboğaz , 24 Haziran ve Olasılıklar

Türkiye ekonomisi kritik bir darboğazın eşiğinde. 2018’nin ikinci yarısında ekonomik yavaşlamanın gerçekleşeceği neredeyse kesinleşti. Bundan sonra önemli olan bu yavaşlamanın ekonomik kriz halini alıp almayacağı. Bu yazıda, Türkiye ekonomisindeki güncel kriz dinamiklerini ana hatlarıyla ele alarak 24 Haziran sonrası olası senaryoları ele alacağım.

3 Haziran 2018 Pazar

Döviz-Faiz Kıskacı

Geçtiğimiz hafta, TL’nin ABD doları karşısında 3.80’lerin üzerine çıkması ile Türkiye ekonomisinin 2014’ten beri iki defa karşılaştığı darboğazın yeniden ortaya çıkması ihtimali belirdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2014 başında ve 2016 başında TL’nin hızlı değersizleşmesini önlemek için iki kuvvetli faiz artışı gerçekleştirmişti. 

2017’nin sonuna yaklaşırken faizi düşürme söylemleri artarken, kurdaki hareket yeniden sert bir faiz artırımı baskısı yaratıyor. Bunun gerçekleşmesi durumunda 2014’ten beri farklı yollarla ertelenebilen stagflasyonist sıkışmanın, önümüzdeki dönemde yeniden gündeme gelebileceğine dair emareler birikiyor. 2019’da yapılacağı ilan edilen ve ülkeyi yöneten siyasi heyet tarafından “varlık-yokluk” meselesi olarak görülen seçimler öncesi, ekonomide yeni bir darboğazın yaşanması olasılığı, ülkenin kaderini belirleyebilecek bir etkiye sahip olabilir. 

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Seçim sonrası sert iniş senaryosu güç kazanıyor

Nisanın son gününde AKP’nin açıkladığı Seçim Paketi sadece seçim sürecini değil sonrasını da belirleyecek bir içeriğe sahip. Paketle başlatılan vaat furyası, artan faiz ve yüksek enflasyon koşullarında neoliberal para politikası uzmanlarının tercih edeceği politika yapma atmosferini ortadan kaldırmakla kalmadı, aynı zamanda takip eden aylarda da çok zorlu mücadelelerin yolunu döşedi.

Hükümetin el kitabından bölümler: Baskın seçim sürecinde madde madde yapılacaklar

Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olan bölgenin ulusaşan örgütü tarihin en sert değerlendirme raporunu yayımladığı gün, aynı zamanda o ülkenin en tepedeki Güvenlik Kurulu olağan anayasal yollarla işini yerine getiremediğini söylercesine olağanüstü yönetimin devam etmesini salık verdiğinde başka bir şey konuşmaya imkân kalmamış demektir. Ancak Türkiye, Avrupa Komisyonu raporunun açıklandığı salı sabahından sonra sadece iktidar ortağı bir parti liderinin erken seçim çağrısını tartışıyordu. Tartışma çarşamba öğleden sonra seçim kararının açıklanmasıyla devam etti.

Bir kriz mi geliyor?

Türk lirasının değer kaybı ve faiz oranının yüksekliği nedeniyle Türkiye’nin bir kriz atmosferi içinde olup olmadığı sorusu ya da hükümetin aldığı/almayı planladığı önlemlerin olası bir krizi önleyip önlemeyeceği konusu yeniden hararetle konuşulmaya başlandı. Bir paket olarak pazarlanan ekonomik önlemlerin içinde mart ayı sonunda yasalaşan tek hazine hesabının kapsamının genişletilmesi de yer alıyor. Ayrıca KDV borcu bulunanların ödemelerinin tecili ve gıda enflasyonunu kontrol altına almak için çalışmaların sürdüğü, bir yandan daha fazla teşvik verilirken öte yandan da vergi ödemelerinde kolaylık sağlanması gibi unsurlar hükümetin yakın dönemdeki planları arasında.

İyi Parti'nin "Borç Silme" Önerisi ve Sınırları

İyi Parti, bugün yaptığı açıklama ile bankalar tarafından takibe alınmış 4.5 milyon borçlunun borçlarının silineceğini içeren bir öneri sundu. Borç silme konusu üzerine bir iki hatırlatma yapmak istedim.

3 Mayıs 2018 Perşembe

Kriz Yönetiminin Krizi

Bugün açıklanan enflasyon verileri sonrası TL tüm zamanların en düşük seviyelerini gördü. Zaten ekonominin zorda olduğu bir sır değil. Erken seçim kararının kendisi bizzat bu sorunların itirafı anlamına geliyor. Böyle olunca ekonomik kriz üzerine spekülasyonlar hızla artıyor. Kriz tartışmaları ve buraya nasıl geldiğimiz üzerine hızlıca bir kaç noktayı not almak istedim.

5 Nisan 2018 Perşembe

Siyasi Rejim Tartışmalarına Emek Merkezli Bakmak: Neoliberal Popülizm ve Yeni Emek Rejimi

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini, sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal yönetimini ve 16 Nisan 2017’deki referandumla birlikte hazırlıkları olgunlaşan rejim değişimini nasıl açıklamak gerekir? Devlet ve sermaye arasındaki ilişkilere dair teorilerimiz ve sınıf fraksiyonları gibi kavramsal araçlar, Türkiye tarihinin bu önemli olaylarını açıklamada ne kadar işlevli? Egemen sınıf fraksiyonlarının devletin güncel biçimlenişindeki etkileri neler? 15 Temmuz’un nedenlerini açıklamak için Marksist devlet kuramını bir kenara koymak mı gerekir? Sınıf mücadelesinin olası tek biçimi kapitalistler ile işçiler arasındaki dikey mücadeleler midir? Egemen sınıf içi mücadeleler, hangi durumlarda tayin edici bir nitelik kazanabilir? Devlet ile sermaye fraksiyonları arasındaki ilişkiye dair “devlet odaklı” analiz, “sermaye odaklı” hale gelince daha kapsayıcı olabilir mi? Ya da bu ikisi, “emek odaklı” analizlerle dengelenebilir mi? Dahası, emek rejimi, birikim rejimi ve siyasal rejimler arasındaki bağlantılar nasıl ortaya konabilir?[1]

Bu gibi sorular çoğaltılabilir. Zira 15 Temmuz ve 16 Nisan ile ilgili halen yeterince gelişkin bir açıklamaya sahip değiliz. Mevcut açıklamaların çoğu –haklı olarak– 15 Temmuz’un olgusal olarak incelenmesine yönelik gazetecilik yazıları ağırlıklı. Ancak AKP ile Gülenciler arasındaki kavgayı açıklamak için hangi teorik çerçevenin kullanılacağı ya da hangi süreçlerin devlet içindeki bu gibi çatışmaları daha da önemli hale getirdiği gibi soruların üzerine gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aşağıda, 2000’ler Türkiye’sini anlamaya dair eleştirel bir politik-ekonomi çerçevesi önereceğim. Neoliberal Popülizm (NP) çerçevesi sayesinde, hakim birikim rejimi ile emek rejimi ve bu ikisi ile siyasal rejim arasındaki bağlantıları kurabileceğimizi ileri süreceğim. 

13 Mart 2018 Salı

Milli kredi derecelendirme kuruluşuna gerek var mı?


Moody’s’in geçen hafta Türkiye’nin kredi notunu Ba1’den Ba2’ye düşürmesiyle Türkiye’de ata sporu haline gelmekte olan kredi derecelendirme kuruluşlarını (KDK) kötüleme pratiği yeniden filiz verdi. Ekonomistler kararın aşırı şaşırtıcı olmadığını ima etseler de AKP kadroları Moody’s’in not kararının itibarsız olduğunu açıkladılar. Moody’s bu sıralarda aralarında yabancı ortaklı bankaların da bulunduğu 14 bankanın ve altı şirketin notunu birer kademe indirdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu başkanı Mehmet Ali Akben ise “Milli bir kredi derecelendirme kuruluşuna ihtiyaç duymaktayız” açıklamasında bulundu ve 2018 yılı içinde ulusal bir derecelendirme kuruluşunun oluşturulacağını müjdeledi.

27 Şubat 2018 Salı

Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan: 1995-2016 Ortalama Ücretler

Visegrad grubu olarak bilinen Orta Avrupa ülkelerinden sağ-popülizmin yükseldiği üç ülkedeki (Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan) ortalama ücretlerin 1995-2016 arasındaki değişimi aşağıdaki grafikte gösteriliyor.