5 Ekim 2018 Cuma

Çöküş değil 'dengelenme': Sanki bir feng shui

“Türkiye, enflasyon ve cari açık oluşturmadan yüzde 7 ve üzeri büyüyecek, refahı yaygınlaştıracak bir ülkedir. 2018 için bir kriz tehlikesi varsa bu, yukarıda anlattığımız gibi, Batı içindir. Artık onların krizi süreklidir ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Bloku, yeni bir dünya kurmadan onların bu krizi de bitmeyecektir.”

Bu satırları 27 Aralık 2017 tarihli Milliyet’teki yazısında Cemil Ertem kaleme almıştı. Türkiye’de Kredi Garanti Fonu uygulamasıyla, yani devlet destekli kredi genişlemesiyle krizin atlatıldığına inanıyordu. Bu ve benzeri değerlendirmeler o sıralarda AKP iktisatçılarının favori argümanlarıydı: Buna göre piyasayı hareketlendiren yeni mekanizmalar ve Türkiye’ye has yenilikçilik ile yüksek büyüme sürdürülebilirdi, sorunlar zaten yolda çözülürdü.

Ertem’in simgelerinden olduğu görünürde ortodoksi karşıtı ve fakat piyasaya göbekten bağlı kanat AKP’nin kısa erimli siyasi amaçlarına hizmet eden kredi genişlemesi hamlesiyle yerini sağlamlaştırdı. Ancak kur krizinin reel sektör krizine dönüşmesi bu kanadın geri çekilmesine vesile olmuş görünüyor. Şimdi piyasa ortodoksisinden fazlasıyla beslenenler denge ve istikrar pazarlıyor.

YENİ EKONOMİ YÖNELİMİNİ PAZARLAMAK

Türkiye ekonomisinde hiçbir zaman denge olmadı, dengesizliği AKP derinleştirdi. Ancak sağcıların izin verdiği ölçüde sınıf demeyi maharet bilenlerden olsa gerek, AKP koalisyonu kendine yönelik eleştiriyi de kendi içinden çıkartmaya başladı. Daha doğrusu, iktidar tekelini almış aygıt muhalefetin piyasacı söylemini aldı, uluslararası yatırımcıların talepleriyle birleştirdi ve kavramsal hokkabazlığa dahi gerek duymadan “yeni” bir süreç başlattı.

Şimdi, AKP otoriterliği son yılların tercihleri ve siyasal öncelikleri Türkiye’nin yapısal sorunlarını derinleştirmemiş gibi yaparak rant koalisyonu içinde farklı bir kanadın yükselişini selamlıyor. Kriz ortamında “yeni bir dünya kurulur”cu kanat zemin kaybetmiş ve bir sonraki hamle için köşesine sinmiş görünüyor. Sırasını yeterince beklemiş liberal ortodoksi Türkiye’de “dengesizliği” yaratan/derinleştiren başkalarıymış gibi davranarak bir yeniden dengelenmeden bahsediyor. Dengelenmenin işaret ettiği temel nokta cari açığın azalması. İhracatın ithalata bağımlılığı nedeniyle Türkiye’de üretimin durma noktasına gelmesinin göstergesi olan cari açıktaki sert düşüş, bu çerçeve içinde birden karşımıza başarılı bir geçiş hikayesinin unsuru olarak çıkıveriyor.

Doç. Dr. Hatice Karahan’ın Yeni Şafak’taki son yazısına bakalım:

“[İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi’nde] son aylarda gördüğümüz gerileme, bahsi geçen dengelenme hadisesinin bir diğer yansıması olarak Eylül’de de devam etmiş gözüküyor… Gelinen noktada ithalattaki ciddi düşüşle birlikte pekişen dengelenmenin, cari açıkta gözle görülür bir erimeye sahne olacağını öngörüyoruz.”

Karahan’ın dengelenme olarak adlandırdığı değişimi, Cumhurbaşkanının başka danışmanları sadece 4-5 ay önce Türkiye’ye kurulan komplo olarak göstermekteydiler. Mevcut ortamda özellikle 2017 yılındaki politika tercihlerini eleştirmeden AKP ekonomi yönelimini satmak ilginç pazarlama yöntemlerini öne çıkartıyor, adeta feng shui teknikleri ile mutluluk pazarlayan dekorasyon şirketlerinin kampanyalarını anımsatıyor: Bir sakinlik gelecek, içinde bulunduğunuz konjonktürle aranızdaki enerji akışını dengeleyeceksiniz. Huzur kaplayacak ve hızla büyüyeceksiniz…

Lafı dolandırmaya gerek yok: “Dengelenme hadisesi” olarak pazarlanan Türkiye ekonomisinin 2018’in sonunda (hatta belki de 3. çeyrekte) daralmasıdır.

BANKA KURTARMANIN ADI ARINMA OLUVERMİŞ

Bu aymazlığın diğer unsuru banka kurtarmaya dönük işlemlerin stresten arınma olarak gösterilmesi. Yeni Ekonomi Programı’nda açıkça yazıldığı üzere bir nevi stres testi ile bankaların aktif kalitelerinin gözden geçirilmesi süreci başlıyor. Bu kapsamda kötü kredilerin sistemden çıkartılması için bir mekanizma tasarlanıyor.

Kötü kredileri toplayacak bir fon ya da banka ile işleyecek stresten arınma planı, örneğin Türk Lirası kredilerde topladığı mevduatın 1,5 katı kredi veren bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacakların yaratacağı sarsıntının denetim altına alınacağını öngörüyor. Ancak burada da lafı dolandırmaya gerek yok: Stresten arınma olarak sunulan, bankaların sorunlu varlıklarının ayıklanması ve kayıplarının toplumsallaştırılmasına gidecek yolun döşenmesi. Bankacılık sektörüne ne kadar sermaye enjeksiyonu gerekeceği ise pazarlıkların ve krizin gidişatına bağlı.

ARINALIM DERKEN BOĞULUR MUYUZ?

Cumhurbaşkanlığı ofislerinde, McKinsey gibi danışmanlık şirketlerinde kayıplarının ne kadarının toplumsallaştırılacağına dönük çalışma yapılan bankacılık sektörü, tarihinin en yüksek ağustos ayıkârını elde etti. Bu kârlılığa mı bakacağız, sistemi bir ahtapot gibi sarma ihtimali olan kötü kredilereve varlık kalitesini göstererek not düşüren Fitch’e mi? Bir özel amaçlı yatırım mekanizması ya da fon kurularak sektörün temizliği çabucak sağlanabilecekse, İşsizlik Sigortası Fonu’nun 10,8 milyar lirasının dolandıra dolandıra devlet bankalarına aktarılmasının acelesi neydi? (i)

Hiçbir gösterge iyiye gitmiyorken, sakinlik pazarlayanlara öfkelenmek hakkımız. Resmi yıllık enflasyon rakamı yüzde 24’ü aşmışken (üretici fiyatlarında yüzde 46) çözüm adresi olarak sorunu yaratan cepheye bakılması ise krizin ironisi.
Yanılsama sadece AKP kadrolarının ve kalemşorlarının yazdıklarına bağlı değil, öyle olsaydı maharetlerini daha yakından incelemek gerekirdi. Ancak aksine pespayelikte sınır tanımıyor ve farklı kanatlarda yer alsalar da hep birlikte arkalarını bir tür “likidite yanılsaması”na dayıyorlar.

Likidite yanılsaması, varlığın kolayca elden çıkarılabileceğini, ihtiyacın kolayca borçlanarak karşılanabileceğini düşünmeye dayanır. Buna göre menkul kıymetleştirme ve finansal yenilik likiditeyi artırır, kısa zamanda hacimli finansal işlemlerin gerçekleştirilebilmesini olanaklı kılar. Dolayısıyla likidite yanılsamasını da güçlendirir. Türkiye’de son on yıldır daha da sistematik bir şekilde peşine düşülen finansal derinleşme amacı bu yanılsamaya derinden inanılmasını gereksiniyor, fakat aynı zamanda bu yanılsamadan besleniyor. Ancak likidite, kendisine en fazla ihtiyaç duyulduğunda ortadan kalkmakta demektir. Banka kurtarma en kolay kotarılacağı anda imkânsız hale geliverir. Eğer ağustos ve eylül aylarının gösterdiği üzere kredi genişlemesi döneminin sonuna gelindiyse, elden çıkarılacaklar çıkarılamayacak, kolay yeni borç bulunamayacak, daralma ağırlığını gösterdiğinde zaten namevcut feng shui sakinliği yerini daha da yıpratıcı bir gürültü patırtıya bırakacak demektir.


(i) Bu finansal işlemler ayrı birkaç yazı gerektirse de İşsizlik Sigortası Fonu’nun, eylül ayı sonunda elindeki devlet tahvillerinden beş seride toplamda 10,8 milyar liralık satış gerçekleştirdiği, sonra bir yatırım aracı ya da mevduatın yatırıldığı banka üzerinden yapılan işlemle banka tahvillerinin alındığı anlaşılıyor. Son kısım açık değil, ilkinin izi sürülebilir. Esasen yönetmeliğe aykırı olan bu işlem kılıfına uydurulmuş olabilir, ancak her koşulda Fon kaynaklarının kriz sırasında nasıl kullanılacağına dair bir gösterge temin ediyor.

Not: Bu yazı gazeteduvaR'da 5 Ekim 2018'de yayımlanmıştır