İleri Haber'e verdiğim ve 04.03.2019'da yayımlanan röportajı aşağıya ekliyorum. Orijinali şu linkte.
Ekonomiyle ilgilenmeyebilirsiniz. Ancak bu sizi ekonomik krizin sonuçlarına maruz kalmaktan muaf kılmaz.
Neoliberal Popülizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neoliberal Popülizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Mart 2019 Çarşamba
8 Eylül 2018 Cumartesi
Faiz ve Neoliberal Popülizm Krizi
Önceki yazılarda, merkez bankasının faiz artışı yapıp yapmamasının sadece teknik bir karar olmadığının altını çizmeye çalıştım. Döviz-faiz kıskacına sıkıştırılmış Türkiye ekonomisinin bir birikim rejimi krizi, yani yapısal bir kriz yaşadığını, ekonomi politikasındaki kilitlenmenin bunun bir görünümü olduğunu ve faiz konusundaki tartışmayı bu çerçeve ele almak gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda, mevcut kriz koşullarında ekonomi yönetimin önündeki seçenekleri ve bu seçeneklerin olası sonuçlarını geçtiğimiz hafta değerlendirmiştim. Bu yazıda konuyu, neoliberal popülizmin krizi bağlamında açıklayacağım.
17 Ağustos 2018 Cuma
2018 Krizinin Ekonomi Politiği
Toplam üç yazıdan oluşan bu yazı dizisi ile, 24 Haziran sonrasında gerçekleşen siyasi rejim değişikliğinin ekonomi politikasının ne olabileceğini ya da bir başka ifadeyle yeni siyasi rejimin birikim modeli krizini aşıp aşamayacağı konusu ile ilgili seçenekleri değerlendiriyorum.
İlk yazıda, tıkanan birikim modeline yama yaparak eskiye dönüş anlamına gelecek bir IMF programının ya da IMF anlaşması olmadan kurgulanacak bir istikrar programının, mevcut sorunları sadece erteleyebileceğini vurguladım. Bu seçeneğin hayata geçmesi, birikim rejimi krizini yaratan kısırdöngüye dönüş anlamına gelir.
İkinci yazıda da, masadaki seçeneklerden bir diğer olan ‘kalkınmacı devlet’ modeline geçişin, mevcut Türkiye şartlarında ne kadar uygulanabilir olduğu konusunu ele aldım. Çıkan sonuç, devlet kapasitesindeki zaaflar ve strateji eksikliği nedeniyle bu tip bir modelin uygulanabilir olmadığı idi.
Bu yazıda, ne tam olarak ana akım istikrar programının uygulanabildiği ne de kalkınmacı devlet modeline geçilebildiği günümüz yapısal kriz koşullarında, yeni kurulan rejimin ekonomik yönelimini nasıl tanımlayabileceğimiz üzerinde duracağım. Bu şekilde, TL’deki değersizleşmeye neden müdahale edilemiyor? ya da ekonomi politikasının ‘kilitlenmesinin’ nedeni ne? gibi soruların da yanıt bulacağını düşünüyorum.
12 Ağustos 2018 Pazar
İki Farklı AKP ve Otoriterleşme
2002-2018 arası AKP hükümetlerini iki dönemde incelemek oldukça yaygın. Bu yaygın dönemlendirmeye göre 2002 ile 2008 krizi arası ilk dönemde, demokratikleşme ekonomik büyüme ile el ele gitti. Yine bu yaklaşıma göre 2008 sonrası, özellikle de 2010 referandumu sonrasında AKP yönetimi otoriterleşmeye başladı; geçen yılki referandum ve 24 Haziran seçimleri ile birlikte tek adam rejimine geçildi. Bu tip yakın tarih okumaları pek çok açıdan eleştirilebilir. Ancak bu yazıdaki konumuz açısından en büyük eksiklik, bu dönemlendirmeyi kullanan analizlerin iki dönem arasındaki ilişkiyi ve ilkinden ikinciye dönüşümün nedenlerini ve bu dönüşüm nasıl gerçekleştiğini yeterince açıklığa kavuşturamamalarıdır.
Ne oldu da ekonomik büyümeyi getiren ve ülkeyi (sözde) demokratikleştiren AKP birdenbire otoriterleşti ve sonra rejim değişimine kadar varan bir tek adam yönetimi geldi? İkinci AKP, ilk AKP’den bir “sapma” mı? Yoksa ikinci AKP ilk AKP’nin “özü” mü? Her iki dönem, sınıfsal güç dengeleri açısından bir farklılığa mı işaret ediyor? Her iki dönemdeki devletin içsel yapılanması nasıl değişti? Bu tip sorular çoğaltılabilir, çoğaltılmalı da. Bu yazıda, doğal olarak, tartışmaya nihai bir nokta koyma iddiası yok. Aksine tartışmayı daha da açmak için bir düşünce egzersizi ile “buraya nasıl geldik” sorusunun olası yanıtlarından bazılarını gündeme getirerek, Türkiye’deki değişimin, dünyada Türkiye’ye benzeyen ülkelerdeki değişimle benzerliğine işaret edeceğim.
5 Nisan 2018 Perşembe
Siyasi Rejim Tartışmalarına Emek Merkezli Bakmak: Neoliberal Popülizm ve Yeni Emek Rejimi
15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini, sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal yönetimini ve 16 Nisan 2017’deki referandumla birlikte hazırlıkları olgunlaşan rejim değişimini nasıl açıklamak gerekir? Devlet ve sermaye arasındaki ilişkilere dair teorilerimiz ve sınıf fraksiyonları gibi kavramsal araçlar, Türkiye tarihinin bu önemli olaylarını açıklamada ne kadar işlevli? Egemen sınıf fraksiyonlarının devletin güncel biçimlenişindeki etkileri neler? 15 Temmuz’un nedenlerini açıklamak için Marksist devlet kuramını bir kenara koymak mı gerekir? Sınıf mücadelesinin olası tek biçimi kapitalistler ile işçiler arasındaki dikey mücadeleler midir? Egemen sınıf içi mücadeleler, hangi durumlarda tayin edici bir nitelik kazanabilir? Devlet ile sermaye fraksiyonları arasındaki ilişkiye dair “devlet odaklı” analiz, “sermaye odaklı” hale gelince daha kapsayıcı olabilir mi? Ya da bu ikisi, “emek odaklı” analizlerle dengelenebilir mi? Dahası, emek rejimi, birikim rejimi ve siyasal rejimler arasındaki bağlantılar nasıl ortaya konabilir?[1]
Bu gibi sorular çoğaltılabilir. Zira 15 Temmuz ve 16 Nisan ile ilgili halen yeterince gelişkin bir açıklamaya sahip değiliz. Mevcut açıklamaların çoğu –haklı olarak– 15 Temmuz’un olgusal olarak incelenmesine yönelik gazetecilik yazıları ağırlıklı. Ancak AKP ile Gülenciler arasındaki kavgayı açıklamak için hangi teorik çerçevenin kullanılacağı ya da hangi süreçlerin devlet içindeki bu gibi çatışmaları daha da önemli hale getirdiği gibi soruların üzerine gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aşağıda, 2000’ler Türkiye’sini anlamaya dair eleştirel bir politik-ekonomi çerçevesi önereceğim. Neoliberal Popülizm (NP) çerçevesi sayesinde, hakim birikim rejimi ile emek rejimi ve bu ikisi ile siyasal rejim arasındaki bağlantıları kurabileceğimizi ileri süreceğim.
6 Eylül 2017 Çarşamba
Sağ Popülizmin Polonya’daki Yükselişi
Polonya geçtiğimiz günlerde iki vesileyle uluslararası kamuoyunun gündemine geldi. Bunlardan ilki, Almanya’nın Hamburg kentinde gerçekleştirilen G20 zirvesi öncesinde ABD Başkanı D. Trump’ın Polonya’yı ziyaret etmeyi tercih etmesiydi. Trump’ın Varşova’da 15 bin kişiye hitaben bir konuşma yapması, Avrupa Birliği (AB) ile gerilimler yaşadığı günlerde iktidarda olan Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) hükümetine açık uluslararası destek anlamına geliyor.
14 Mayıs 2017 Pazar
Son Küresel Ara Rejim ve Yükselen Piyasalar
Geçtiğimiz hafta ilk küresel ara rejim sırasında (1913-1950) merkezkaç hareketin yükselişine, 1945 sonrasında geç kapitalistleşen ülkelerin sisteme entegrasyonlarına ve 1970’lerdeki kriz sonrası “yapısal uyum” politikalarının öne çıktığına işaret etmiştim. Yazının sonunda da hakim gücün (ABD’nin), kendisine rakip güçlerin gelişiminden endişelenmesi için yeteri kadar gerekçenin olduğunu belirtmiştim.
Bu haftaki yazıyla korumacılığın yükselişi ve küresel ara rejim serisine bir virgül koymuş olacağım. Bu haftaki sorumuz şu: nasıl ilk küresel ara rejim geç kapitalistleşmiş ülkelerde merkezkaç hareketin güçlenmesini tetiklediyse, ikinci küresel ara rejimde de benzer bir gelişmenin yaşanmasını bekleyebilir miyiz?
Bu haftaki yazıyla korumacılığın yükselişi ve küresel ara rejim serisine bir virgül koymuş olacağım. Bu haftaki sorumuz şu: nasıl ilk küresel ara rejim geç kapitalistleşmiş ülkelerde merkezkaç hareketin güçlenmesini tetiklediyse, ikinci küresel ara rejimde de benzer bir gelişmenin yaşanmasını bekleyebilir miyiz?
1 Eylül 2015 Salı
Güvencesizlik ve Finansal İçerilme
Herhangi bir işte uzun süreli –hatta bir ömür- çalışıp emekli olma durumu giderek bir istisna haline geliyor. Şimdilerde 30’lu yaşlarda olanlar, ebeveynlerinin bazılarının yaşadığı bir deneyim olan istihdam güvencesini ya da uzun süreli iş sözleşmelerini görecek kadar şanslı değiller. Bu durum büyük ölçüde kapitalist toplumsal ilişkilerin son 30-40 yılda dünya genelindeki dönüşümüyle yakından ilgili. Çalışma hayatında güvencesizliğin giderek bir norm haline geldiği günümüzde, bu durum gündelik hayatın finansallaşması süreçleriyle yakından ilişkili.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)