Kriz Notları

2008 yılında ABD’de patlak veren 21. yüzyılın ilk büyük krizi sadece bir ekonomik daralmaya yol açmadı, birçok ülkede emekçilerin yaşamını alt üst eden reformların uygulanmasına da gerekçe oldu.

Peki, kriz esasen neden ortaya çıktı? Nasıl bir dönemin içinden geçiyoruz? Türkiye ekonomisinin gidişatı nasıl? 2008’de yıkıma yol açan politika tercihleri birçok ülkede neden halen geçerliliğini koruyor? Küresel krizin yeni bir dalgası içinde miyiz? 2019 ile gelen ekonomik çalkantıların nedenleri ve sonuçları neler olabilir?

Yukardaki sorulara ve başkalarına 2011'den itibaren Kriz Notları'nda yanıtlar arıyor ve aklımıza gelen notları paylaşıyoruz. Umarız burada paylaştıklarımız, konu hakkındaki daha geniş bir kamusal tartışmanın bir parçası haline gelebilir.

25 Ocak 2017 Çarşamba

ILO Raporundan Hareketle 2017’de Emekçilerin Durumu

2008 finansal çöküşü sonrası dünya genelinde anlamlı bir ekonomik toparlanma yaşanmadı. Uluslararası Çalışma Örgüt’nün (ILO) son raporunda ekonomik durgunluğun emek piyasalarına yansımaları üzerinde durulmuş. ILO’nun 2017 yılı için dünya genelinde emekçilerin durumu ile ilgili üç temel gözlemi var: (i) İşsizlik artıyor, (ii) güvencesizlik sürüyor, (iii) “çalışan yoksulların” oranındaki azalma yavaşlıyor. Bu yazıda, dünya genelinde emeğin giderek kötüleşen çalışma koşullarının bazı sonuçları üzerinde durdum. 

24 Ocak 2017 Salı

Türkiye’de ekonomik istikrarsızlığın farklı boyutları, beklentiler ve alternatifler

Türkiye’de ekonomik istikrarsızlığın farklı boyutları var. Bu kısa değerlendirmede üç boyutu vurgulayacağım: Birincisi Türkiye ekonomisinin temel yapısal sıkışmışlığı olan sermaye girişlerine bağımlılık, ikincisi Türkiye’de yerleşik hal alan yatırımcı demokrasisinin etkileri, sonuncusu da 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında iktidar çevrelerindeki politika tartışması ve alınan piyasacı önlemlerin sorunları derinleştirmesi. Kısacası istikrarsızlık yapısal reformlarda gecikmeden değil, piyasacılıkta ısrardan kaynaklanıyor.

18 Ocak 2017 Çarşamba

2017 Davos Zirvesi: Kapitalizmin Neoliberalizm ile Yüzleşmesi!

2016’daki dünya gündemi 2017’ye aktarılıyor, hatta sorunlar daha da yoğunlaşıyor. 17-20 Ocak 2017 tarihinde Davos’ta gerçekleştirilecek olan Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum, WEF) gündemine bakıldığında, küresel kapitalizmin liderleri de benzer düşünüyor! Davos’ta gündem; günümüz kapitalizminin, neoliberalizmin sonuçları ile yüzleşmesi. 

16 Ocak 2017 Pazartesi

Ekonomide Gidişat Nereye?

Geçen haftaki yazıya şöyle başlamıştım: “Artık adını koymak gerekiyor: Türkiye ekonomisi krizde ve krizin adı, stagflasyon”. Bu yazıda, yapısal unsurlardan ziyade güncel gelişmelere değineceğim. Zira güncel gelişmelerin temel tespitleri etkileyebilme potansiyeli olan bir dönemden geçiyoruz.

8 Ocak 2017 Pazar

5 Maddede Türkiye’nin Krizi


Artık adını koymak gerekiyor: Türkiye ekonomisi krizde ve krizin adı, stagflasyon. Yani, ekonomik durgunluk ile enflasyonun aynı anda yaşanması. Türkiye ekonomisi Ocak 2014 sonrasında da bu noktaya gelmişti ancak küresel konjonktürün etkisiyle kriz dinamikleri ötelenmişti. Uluslararası konjonktür Ocak 2017’de, 2014’tekinin tersine çalışıyor. Aşağıda beş madde ile gelişmeleri özetledim.

5 Ocak 2017 Perşembe

2017, 2016’yı Aratabilir!

Ekonomi yorumcularının kötümserler ve iyimserler olarak ikiye ayrıldığı, yaygın ama yüzeysel bir kanıdır. Bu kanının yüzeyselliği, iyimserlik ya da kötümserlik gibi pozisyonların değer yargılarından, sınıfsal konumlardan ya da yorumcunun ait olduğu düşünce okulundan bağımsız olarak geliştirildiğine inanılmasıdır. İflah olmaz kötümserler, çoğu zaman, naif iyimserlere göre daha yaratıcıdırlar. Ancak kişilerin geliştirdikleri fikirler ne kadar yaratıcı ya da özgün olursa olsun, toplumsal ve sınıfsal güç ilişkileri içerisindeki yerlerine göre tasnif edilirler. Genellikle hakim düşünce yapısı, diğerlerini “kötümser” olarak etiketler. Bunu yaparken de “bardağın boş tarafına bakılıyor” klişesini kullanırlar.  Kötümser-iyimser ikiliği çoğu zaman verimli bir tartışma ortamı sunmuyor. O nedenle ben gerçekçiliği, hatta eleştirel gerçekçiliği tercih ediyorum. Daha fazla uzatmadan konuya gireyim: meseleye eleştirel gerçekçilik perspektifinden bakıldığında görünen gerek dünya, gerekse Türkiye ekonomisi açısından 2017’nin, 2016’yı aratabileceği.