Kriz Notları

2008 yılında ABD’de patlak veren 21. yüzyılın ilk büyük krizi sadece bir ekonomik daralmaya yol açmadı, birçok ülkede emekçilerin yaşamını alt üst eden reformların uygulanmasına da gerekçe oldu.

Peki, kriz esasen neden ortaya çıktı? Nasıl bir dönemin içinden geçiyoruz? Türkiye ekonomisinin gidişatı nasıl? 2008’de yıkıma yol açan politika tercihleri birçok ülkede neden halen geçerliliğini koruyor? Küresel krizin yeni bir dalgası içinde miyiz? 2018 ile gelen ekonomik çalkantıların nedenleri ve sonuçları neler olabilir?

Yukardaki sorulara ve başkalarına 2011'den itibaren Kriz Notları'nda yanıtlar arıyor ve aklımıza gelen notları paylaşıyoruz. Umarız burada paylaştıklarımız, konu hakkındaki daha geniş bir kamusal tartışmanın bir parçası haline gelebilir.

7 Mayıs 2018 Pazartesi

İyi Parti'nin "Borç Silme" Önerisi ve Sınırları

İyi Parti, bugün yaptığı açıklama ile bankalar tarafından takibe alınmış 4.5 milyon borçlunun borçlarının silineceğini içeren bir öneri sundu. Borç silme konusu üzerine bir iki hatırlatma yapmak istedim.


Yoksulların Finansal İçerilmesi

Öncelikle şunu vurgulayayım: Bir ekonomide uzunca bir süredir (i) reel ücretler anlamlı bir şekilde artmıyorsa, (ii) yüksek işsizlik yapısallaşmışsa, (iii) özelleştirmeler nedeniyle kamu hizmetleri pahalılaşıyorsa borçlanma kişisel bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelir.

Reel gelir artışı olmadan talebi artırmak, bankacılık sisteminin yoksulları da içerecek şekilde yeniden yapılandırılması ile mümkün hale geldi. 2001 krizi sonraısnda yapılan bankacılık reformu sayesinde Türkiye'de 2001-2011 yılı arasında geliri 1000 TL altında olan borçlu sayısı yaklaşık 10 kat artarak 4 milyona yaklaştı.

Bankalar bu kredileri verirken #subprime olduğunu bilmiyor muydu? Tabii ki biliyordu ancak yeni birikim model bireysel borçların artırılmasına dayanıyor. Türkiye'de hanehalkı borçlarının neredeyse üçte ikisi, geliri 5000 TL altında olanların üzerinde. Yani küçük bir azınlığı çıkarırsak toplumun geniş kesimleri borçlu.

Borçlanma Değil Borçlan-dır-ma

Kısacası yaşanan, tutumsuz harcama yapan müsriflerin borçlanması değil. İnsanların, reel ücretlerin anlamlı bir şekilde artmadığı ortamda ya geçinebilmek ya da mevcut standartlarını koruyabilmek için borçlandırılmasıdır. Makro ekonomi politikaları buna göre dizayn edilmiştir. Ayrıca borçlandırılmış bir toplumun "ekonomik istikrar talebinin" artması, iktidar partisinin işine gelmiştir.

İyi Parti'nin Önerisi ve Sınırları

İyi Parti'nin "borç silme" açıklamasındaki ironik olan, bizzat bu makro ekonomik çerçevenin uygulayıcılarından olan Merkez Bankası eski başkanının bu açıklamayı yapıyor olması idi. Borç silme" önerisine eleştiri, müzmin "mali disiplin" sevdalılarının söylediği "kaynak nerede" argümanı ile değil, "insanların yeniden bu şekilde borçlandırılmaması için ne öneriyorsunuz" şeklinde olmalı.

Yani "borç silme", neoliberal makro ekonomik modelin dışına çıkmanın, çalışanların gelirlerini artırıcı ve onları kurumsal ve siyasal olarak güçlendirici bir programın parçası ise anlamlıdır.

Aksi halde, sadece bir başka banka kurtarma operasyonu olarak kalır.