6 Mayıs 2015 Çarşamba

Küresel Krizin Gelişimi, 2014 Dönemeci ve 2015 İçin Gözlemler


2008 yılında patlak veren küresel kriz henüz sonlanmış değil. Hatta etkileri derinleşerek sürüyor. Bu kısa değerlendirmede, küresel krizin kökenlerini ve derinleşmesini, 2014’teki gelişmelerin ışığında ele aldım. Ardından da küresel düzeyde 2015’e kalan çözümlenememiş sorunlara işaret ederek, Türkiye’de Haziran 2015’te yapılacak parlamento seçimleri öncesi Türkiye ekonomisinin genel durumu üzerine gözlemlerime yer verdim. [1]

5 Mayıs 2015 Salı

İhracat Nisan'da Daralmaya Devam Ediyor

Nisan ayına ait ihracat rakamları yayınlandı. Ocak’ta yüzde 9.8’lik, Şubat’ta yüzde 13’lük, Mart’ta yüzde 13.4 azalmanın ardından ihracattaki düşüş devam ediyor. Nisan'daki gerileme yüzde 9.8 düzeyinde. 2015 yılının Ocak-Nisan arasındaki ihracat, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8.1 daralmış durumda.

16 Nisan 2015 Perşembe

Merkez Bankalarının egemenliği devam edecek mi?

Amerikan Merkez Bankası FED’in eski başkanlarından Alan Greenspan’in cebinde önemli toplu sözleşmelerdeki ücret artışlarına ilişkin verileri not ettiği bir kağıtla dolaştığı rivayet edilir. Bu verileri arada bir kontrol eder, ekonomik beklentiler üzerine konuşurken cebindeki kağıda zaman zaman başvururmuş. Greenspan’in yaptığı merkez bankalarının fiyat istikrarı hedefinin son derece açık bir şekilde ücret artışlarının kısıtlanmasındaki başarı ile rabıtalandığını göstermesi açısından önemli. Ancak bu durum bir Merkez Bankası’nın her daim ücretleri baskılamak için bir araç görevi görebileceği sonucuna bizi ulaştırmamalı.

8 Nisan 2015 Çarşamba

AKP, TÜSİAD ve Küresel Kriz: Yeni Bir Kalkınmacı İttifaka Doğru (mu?)

Türkiye, (biz kez daha!) önemli bir dönemeçten geçiyor. Önümüzde sadece bir genel seçim değil, siyasal rejim ve hatta birikim rejimi alanlarında köklü değişimlerin yaşanabileceği bir süreç duruyor. Büyük oranda yazılı düşünme (ve hatta spakülasyon) niteliğinde olan bu yazıda, mevcut şartlarda her ne kadar zor görünse de, büyük sermaye ile AKP’nin yeni bir “kalkınmacı ittifak” etrafında biraraya gelmek zorunda kalabilecekleri görüşünü tartışmaya açacağım. 

Bu görüşü savunurken dört tespitten hareket ediyorum: 
(i) 2000’lerde yükselen neoliberal popülizmlerin maddi temeli ABD merkezli kredi genişlemesi ile sağlanmıştı, 
(ii) 2015 sonrasında bu genişlemenin sonlarına geliyor olabiliriz, 
(iii) Bu durumda neoliberal popülizmlerin “popülizm” tarafını sürdürmenin maddi zemini ortadan kalkabilir, 
(iv) Neoliberal popülizmler için iki seçenek belirginleşiyor: popülizm tarafı törpülenmiş bir neoliberalizm ya da yeni bir kalkınmacı ittifak. 

2 Nisan 2015 Perşembe

Dünya Krizi ve Türkiye: İhracattaki Sert Daralma Sürüyor

Mart ayına ait ihracat rakamları yayınlandı. Ocak’ta yüzde 9.8’lik ve Şubat’ta yüzde 13’lük gerilemenin ardından ihracattaki sert düşüş artarak devam ediyor. Mart’ta ihracat yüzde 13.4 azaldı. İhracattaki daralmanın, dünya krizinin derinleşmesinin Türkiye ekonomisine yansımalarından biri olduğunu daha önce belirtmiştim. Yine dün açıklanan büyüme rakamlarıyla beraber düşünürsek, 2015 yılında 2000li yıllarda oluşturulan neoliberal-büyüme modelinin tıkandığına tanıklık edeceğimizi söyleyebiliriz.

19 Mart 2015 Perşembe

Emlak balonu ve Kanada’da ağır çekim kriz

Kanada’da ev fiyatlarının son yıllardaki muazzam artışının da etkisiyle olsa gerek renovasyon programları, ev alıp satma temalı showlar revaçta. Toronto ve Vancouver’da “sky is the limit” diyebileceğimiz ev fiyatlarındaki artışın 2014 sonunda yavaşladığı vurgulansa ve Kanada’da eşik altı konut kredilerinin hiçbir zaman ABD’dekine benzer bir yoğunlukta olmayacağı ifade edilse de konut balonunun patlama olasılığı söz konusu. Küresel depresif eğilimlerden payını alan ekonomik yavaşlama, söz konusu balon ve artan hanehalkı borçluluğu ile birlikte ilginç sinyaller veriyor. Bu ekonomik çalkantının arka planını ise 2014’te düşen petrol fiyatları ve ABD dolarının (bundan sonra sadece dolar) Kanada doları karşısında son iki yıla yayılan ancak 2015’te daha da belirginleşen değer kazanması oluşturuyor.


16 Mart 2015 Pazartesi

İnşaat Sektörü İçin Yeni Önlem: Bina Tamamlama Sigortası

Küresel ekonomik krizin derinleşmesi, Türkiye ekonomisini daha şiddetli bir şekilde etkilemeye başladı. Bu süreçte hükümetin ekonominin daha da kötüleşmesi karşısında aldığı önlemler sıklaşıyor. Geçtiğimiz hafta Kredi Garanti Fonu'nun aktivasyonu ile Hazine garantisinin kapsamı genişletilmişti. Bu değişiklik ile olası bir döviz şokunun KOBİ'lere olan etkisinin azaltılması amaçlanmıştı. Bu hafta Hazine Müşteşarlığı'nın yayınladığı "Bina Tamamlama Sigortası Genel Şartları" ile inşaat sektöründeki iflas riskinin etkilerinin azaltılması amaçlanıyor.

4 Mart 2015 Çarşamba

Seçim Öncesi Krize Hazırlık: Hazine Garantisinin Kapsamı Genişliyor

Geçtiğimiz hafta sonu (28 Şubat 2015) alınan 2015/7331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Kredi Garanti Fonu (KGF) gibi gözlerden uzakta, deyim yerindeyse “uyumakta” olan bir kurum yeniden aktifleştirildi. Karar’ın amacı, küresel krizin derinleşmesi sürecinde Türkiye ekonomisinde yaşanabilecek olası bir sert daralmanın etkilerini azaltmak. 

2 Mart 2015’teki yazısıyla Çiğdem Toker, konuya “küçülmeye büyük işaret” diyerek dikkat çekmişti. Bu yazı ile genel seçime yaklaşırken giderek sıkışan ekonomi yönetiminin kriz karşıtı önlemlerin bir parçası olarak KGF ve Hazine grantisi ile KOBİ’lere vermeyi planladığı desteğin üzerinde duracağım. 

2 Mart 2015 Pazartesi

Küresel Kriz Derinleşirken Türkiye’nin İhracatı Daralıyor

Türkiye ekonomisine dair veriler açıklandıkça, ekonomi yönetiminde merkez bankası ve faiz üzerinden yaşanan gerilimin nedenleri biraz daha netleşiyor. Şubat ayı ihracat rakamlarına baktığımızda, yüzde 13'lük sert bir düşüş yaşandığını görüyoruz. Bunun temel nedeni, küresel krizin derinleşmesi sürecinin Türkiye'yi etkilemeye başlaması. Bunun anlamı, seçime gidilen bir ortamda iç talebin canlandırılmasının, merkez bankası başkanının istifası pahasına dahi olsa bir zorunluluk halini alması.

5 Şubat 2015 Perşembe

Muhalefetteki Liberal Hegemonya: Merkez Bankası “Bağımsızlığını” Savunmak!

Gerek dünyadaki gerekse Türkiye’deki ekonomik konjonktür büyük zorluklara gebe olsa da, (i) petrol fiyatlarındaki düşüş, (ii) FED’in faiz artırımı kararının 2015 sonunda geleceği beklentisi, (iii) enflasyondaki dönemsel düşüş, (iv) AB’deki parasal genişleme gibi nedenlerle, Türkiye için Haziran seçimlerine kadar, ekonomideki sıkıntılardan kaynaklanacak bir sorun nedeniyle hükümetin bir zorluk yaşanması beklenmiyor. 

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık Merkez Bankası’nı eleştirip faiz oranlarının indirilmesi gerektiği yönünde baskı yapması, artık olağan bir durum halini aldı. Bunun dolaysız sonucu olarak da Merkez Bankası’nın bağımsızlığının zedelendiğini düşünen piyasa oyuncularının çıkış hareketi, dövizde tarihi zirvelerin yaşanmasına neden oldu.

Bu yazıda, ekonomik konjonktür analizi ya da dolar-faiz tartışması yapmak yerine, çokça gündeme gelen merkez bankası tartışmasının çerçevesini çizmek üzere; (i) cumhurbaşkanını ya da hükümeti eleştirmek adına Merkez Bankası bağımsızlığını ve bağımsız Merkez Bankası’nın izlediği enflasyon hedeflemesi sistemini savunmanın, muhalefet üzerindeki liberal hegemonyanın bir göstergesi olduğunu ileri süreceğim, (ii) bunun karşısında da AKP otoriterizmine alternatifin piyasa otoriterizmi olmadığını savunacağım.

Liberal Argüman: Siyaset Ekonomiye Karışmasın!

Dünya kapitalizminde 1970’li yıllardaki kriz sonrasında önemli değişimler yaşandı. Ekonomi politikaları köklü bir şekilde değişti ve bugün neoliberalizm olarak tanımlanan ekonomik ve siyasi program tüm ülkelerde uygulanmaya başladı. Bu değişim iktisat teorisi alanına da yansıdı. Bu alandaki temel dönüşüm, ekonomi yönetiminde “takdir hakkına” dayanan Keynesyen politikalar yerine “kural temelli” politikaların öne çıkarılması yönündeydi. 

Rasyonel beklentiler okulu çerçevesinde gelişen yeni klasik iktisat, kamu seçimi okulu, anayasal iktisat, siyasi konjonktür teorileri gibi yeni liberal teoriler, esas olarak, piyasa sistemine yapılan Keynesyen yönelimli devlet müdahalesine karşı çıkmakta ve uygulanacak para ve maliye politikalarının uzun dönemde etkinsiz olduğunu ileri sürmekteydi.

Bu yeni-liberal argümanlara göre, para politikası kullanılarak işsizliği azaltmak, büyümeyi desteklemek ya da herhangi bir ekonomi politikası tercihine öncelik vermek, piyasanın işleyişini bozar ve uzun dönemde enflasyonla sonuçlanır. Dahası bu, kendi kendine işlediğinde otomatik olarak dengelenecek olan piyasa sistemine yapılan bir müdahaledir ve bu tür müdahaleler, genellikle yaşanan ekonomik krizlerin temel nedenleridir. 

Dolayısıyla, gerek ekonomik krizlerin önüne geçilmesi, gerekse, en önemli ekonomik problem alanı olarak görülen parasal istikrarın sağlanması ya da enflasyonun düşürülmesi için yapılması gereken, ekonomi ile siyasetin ayrıştırılmasıdır.

Merkez Bankası’nın Bağımsızlaşması

Bu neoliberal dönüşümün merkez bankacılığı alanındaki yansıması şu argümanlar savunularak gerçekleşti: Merkez Bankası’nın hükümetin direktifleri altında çalışıyor olması, parasal istikrarsızlıkların kaynağıdır. Bu nedenle eğer enflasyonun düşürülmesi ve ekonomik büyüme için istikrarlı bir parasal sistem oluşturulması isteniyorsa, hükümetlerin merkez bankalarına müdahale etme olanakları ellerinden alınmalı ve merkez bankaları, siyasi mekanizmanın ulaşamayacağı bir noktada konumlandırılmalıdır.

Türkiye bu noktaya 2001 krizi sonra Kemal Derviş’in hazırladığı programla geldi. 2002 seçimlerine gidilirken para politikasının depolitizasyonu sağlanmıştı. Bu değişimden sonra seçimle gelen bir hükümetin ekonomi politikasının ne olacağı artık anlamını yitirmeye başladı.

Küresel Hegemonyanın İçselleştirilmesi Olarak Bağımsızlık

Kapitalizmin 1970’li yıllardaki yapısal krizine paralel bir şekilde Bretton Woods sisteminin sonlanması, uluslararası finans siseminin derin bir istikrarsızlığa düşmesine neden oldu. Parasal istikrarı kurmak ve sürdürmek için dışsal bir baskının yokluğu, enflasyonun temel bir problem haline gelmesine neden oldu. Dışsal bir sınırlamanın yokluğunda enflasyonun önüne geçmek siyasi iktidarlar açısından oldukça zordu. 

Bu ortamda, her bir devlet içindeki ekonomi bürokrasisinin ayrıcalıklı kurumları, sermayenin yeniden üretilmesi için gerekli olan koşulları sağlamakla görevlendirildi. Dolayısıyla merkez bankası bağımsızlığı, IMF politikalarının IMF’ye gerek olmadan yürütülmesinin kurumsal düzenlemesi anlamına geliyordu. Finansal disiplinin her bir ülkede merkez bankalarının siyasi iktidarın uzanamayacağı bir noktada konumlandırılmasıyla sağlanması gündeme geldi.

Paranın Depolitizasyonu ve Piyasa Otoriterizmi

Merkez bankasının bağımsızlaşması, parasal disiplinin inşa edilmesi anlamına gelmektedir. Toplumsal ilişkilerin parasal disipline tabi kılınması, basitçe daraltıcı ekonomi politikası uygulamalarının parasal zeminini ifade etmektedir. Bu ise, sadece çalışanları, sendikaları ve onların etkin pazarlık yapabilmelerini değil, aynı zamanda işçi sınıfının siyasal gücünü de hedef almakta ve devletin sınıf karakterinin bir kez daha deşifre edildiği bir alanı ifade etmektedir. 

Dolayısıyla, para politikası gibi tüm toplum kesimlerini ilgilendiren, doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen bir alanın, siyasetin etkisinin dışına çıkarılması siyaseti, en basit deyimle teknokratik-otoriter bir yönetim şeklinin habercisidir.

Merkez Bankası Bağımsızlığı ve Emekçiler

Merkez bankası bağımsızlığının emekçiler açısından anlamı, reel ücretlerin yükselmesi karşısında yasal olarak tanımlanmış bir bariyerin kurulmasıdır. Bağımsız merkez bankası tarafından fiyat istikarını sağlamak üzere yürütülen enflasyon hedeflemesi sistemi, ücretlerin baskılanması ve emekçilerin ücret artışı için mücadele kapasitelerinin azalmasını amaçlar. Bu aynı zamanda artı değer hedeflemesi, yani emeğin sıkı bir şekilde disipline edilmiş olması anlamına gelir. Dolayısıyla bağımsız merkez bankası, emekçilerin hapsolduğu demirden kafesin bekçisidir.

AKP Otoriterizminin Alternatifi Piyasa Otoriterizmi Değildir!

Ekonomi kanallarındaki yorumcular, liberaller, elbette merkez bankası bağımsızlığını savunacaklardır. Benzer şekilde sermaye çevreleri ve yatırımcılar da bunu savunacak, çünkü merkez bankasının bağımsız olması, bir kar garantisi anlamını taşır. Uluslararası yatırımcılara, “bu ülkede piyasa dostu ekonomi politikası uygulanıyor” sinyali verilmiş olunur böylece. Dolayısıyla bu kesimlerin bağımsız merkez bankasını savunmaları kendi pozisyonları gereğidir.

Ancak ne gerekçeyle olursa olsun, merkez bankası bağımsızlığını savunanlar, bilerek ya da bilmeyerek, enflasyon hedeflemesi, kemer sıkma politkalarının sürekliliğini, yani piyasa otoriterizmini savunuyor. Dolayısıyla, hükumeti eleştirmek için kullanılan “Merkez Bankası’nın bağımsızlığı zedeleniyor” argümanı, sermaye çevrelerinin ve liberallerin argümanıdır. 

Bu argümanın sol cenahta karşılık bulması ise, ya (iyi niyetle düşünürsek) konunun yeterince bilinmemesinden ya da (gerçekçi olursak) muhalefet üzerindeki liberal hegemonyadan kaynaklanıyor.

Kısacası, AKP’nin otoriter uygulamalarının alternatifi, piyasa otorierizmine sarılmak değildir!

25 Ocak 2015 Pazar

Piyasalarda Demokrasi Tedirginliği: Yüksek Finans ve Syriza’nın Seçenekleri

Yunanistan’daki 25 Ocak seçimlerini büyük olasılıkla Radikal Sol Koalisyon Syriza birinci parti olarak kazanacak. Konunun pek çok boyutu var ve bu boyutlar bir süredir hem dünya genelinde hem de Türkiye’de enine boyuna tartışıldı. Bu yazıda güncel tartışmalardan hareketle üç noktanın altını çizmek istiyorum. Syriza’nın yükselişi (i) liberal demokrasinin kırılganlıklarını bir kere daha ortaya çıkardı ve sermaye için demokrasinin ana-akım partileri güçlendirdiği oranda önemli olduğunu gösterdi, (ii) mevcut Avrupa Birliği sisteminin olarak sola kapalı yapısını görünür kıldı, (iii) sola kapalı bir sistemde iktidara gelen bir sol partinin önündeki seçeneklerin ne kadar kısıtlı olduğunu ortaya koydu. Son olarak olası Syriza iktidarının önündeki seçeneklerin neler olacağı üzerinde duracağım.

31 Aralık 2014 Çarşamba

Syriza ve muhtemel borç konferansı

“Moorgate’ten devam edip Prince sokağına girdiğimizde konferans mekanına birkaç yüz metre kaldığını fark eden delegasyonumuzun en yaşlı üyesi bir kahve molası için durup dinlenme zamanı olup olmadığını sordu. Asık suratlı maliye bakanları ve bankacılarla toplantı salonuna girmeden önce pek vakit geçirmek istemediği her halinden belliydi. Belki de son kez notlarına bakıp silinmesi gereken borç miktarına ilişkin daha keskin cümleler kurmayı arzuluyordu.”

17 Aralık 2014 Çarşamba

Küresel Kriz "Derinleşirken": Rusya Ekonomisi Çöktü!

Rusya ekonomisinde yaşanan dünkü çöküş, Rusya için derin bir ekonomik daralma sürecinin başlangıcı olacak. Bu yazıda (i) Rusya'daki çöküşü sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için, krizi uluslararası konjonktürün içine yerleştirmemiz gerektiği, (ii) Rusya krizinin nedenleri, (iii) Krizi tetikleyen petrol fiyatlarındaki düşüşün ABD komplosu olup olmadığını konuları üzerinde durarak, (iv) Rusya'daki çöküşün küresel krizin derinleşmesinin sonuçlarından biri olduğunu ileri süreceğim.

2 Kasım 2014 Pazar

Ekonomi Yönetiminde Sıkışma-II: Talih Bir Kez Daha Hükümetin Yüzüne Gülecek Mi?

Önceki yazıda, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmelerin sonucunda 2015 yılında bir yandan ekonomik büyümenin tempo kaybetmeye devam etmesi, diğer yandan da enflasyondaki artşın sürmesi senaryosunun kuvvetli bir ihtimal olarak karşımızda durduğuna işaret etmiştim. Bu gelişmeler sonucunda ekonomi yönetiminin hareket alanının daralabileceği ve  hükümet üzerinde ekonomik sorunların baskısının daha da artabileceği ihtimali üzerinde durmuştum. Bu yazının konusu, hükumetin elinde bu sıkışma tablosuna müdahale edebilmek için var olan seçeneklerin neler olabileceği. Uluslararası konjonktürdeki gelişmeler, hükümet açısından önceki yazıda işaret ettiğim olumsuz tabloyu dağıtabilir mi? sorusu, bu yazıda değineceğim ikinci konu olacak.

14 Ekim 2014 Salı

Lütfen Kemerlerinizi Bağlayınız: Küresel Krizin Yeni Aşamasına Geçiyoruz!

2008 küresel ekonomik krizi hala sürüyor. Geçtiğimiz hafta uluslararası kurumlar tarafından üst üste açıklanan raporlar, önümüzdeki dönemde krizin yeni bir aşamasına geçiyor olduğumuza işaret ediyor. Yeni aşamanın ayırt edici özelliği, krizin yayılması değil derinleşmesi. Bu yeni aşamada dünya ekonomisi açısından kilit öneme sahip üretim üslerinin yavaşlamaya başlaması en önemli gelişme. Derinleşen dünya krizinin siyasi ve sosyal etkilerinin ağırlaşması ise kaçınılmaz. Doğrudan bir nedensellik kurma konusunda aceleci davramamalı ancak başta Orta Doğu olmak üzere, farklı bölgelerdeki gelişmeleri izlerken arka fonda dünya ekonomisinin temel eğilimlerini göz önünde tutmak gerek.

15 Eylül 2014 Pazartesi

Ekonomi Yönetiminde Sıkışma-I: 2015 İçin Bir Düşünce Egzersizi

Türkiye ekonomisine ait 2014 yılı 2. çeyrek verileri açıklandı. Bu yazı, mevcut verilere dayanarak önümüzdeki dönem ekonomik gelişmelerin neler olabileceğine dair bir düşünce egzersizi niteliğinde. Sonucunu şimdiden söyleyeyim: 2015 içinde, Ocak 2014'ün koşullarına geri dönebiliriz.

4 Eylül 2014 Perşembe

Kamu borcunda pari passu, ya da sermayenin ayakbağı eskiden nasıl bir kozdu? (II)

İlk kısımda pari passu (eşit davranma) maddesinin yatırımcılar ama özellikle hedge fonları açısından devletleri, borçlarını tamamen ödemeye zorlama ya da yeniden yapılandırma koşullarından daha avantajlı ödemeler koparma amacıyla kullanılmaya başlandığını belirttik. Bu pratik 1990’lardan itibaren yayıldı. 2005 sonrasında Arjantin yapılandırmasını takiben dava sayısında fırlama yaşandı. ABD Yüksek Mahkemesinin Haziran ayındaki onaması o zaman başlayan sürece ilişkin olsa da Arjantin’in Temmuz sonundaki temerrüt kararı bu anlayışa darbe vurmuş görünüyor. Ancak Arjantin’in varlıklarına el koymak üzere çeşitli ülkelerde davalar açan fonlarla hukuk mücadelesi daha uzun yıllar devam edecek. Buna karşın benzer belirsizliklerin yaşanmaması için çerçeve ihtiyacı söz konusu. Çünkü çeşitli tazminat ve ödemelerle süregiden bu hukuki mücadele büyük resmin sadece bir boyutu.

3 Eylül 2014 Çarşamba

Kamu borcunda pari passu, ya da sermayenin ayakbağı eskiden nasıl bir kozdu? (I)

Kamu borç kağıtları birçok finansal işlem için referans teşkil eden ve güvence unsuru olarak kabul edilen menkul kıymetler. Ancak kıymetin simgelediği borcun öden(e)memesi durumunda, tarih boyunca birçok kez olduğu üzere çıplak güç kullanımından yaptırımlara, sermaye boykotundan piyasalarda marjinalleştirilmeye çeşitli uygulamalar gündeme gelebiliyor. Siyaset onyıllardır ticari bir sözleşme olarak kabul edilen bir anlaşmanın maddelerinin nasıl yorumlanması gerektiği üzerinden kopan fırtınalarla yol aldığı gibi, kavganın yansımaları yaptırımlar ve mücadele ile alakalı bir şekilde doğrudan gündelik hayatlarımıza etki ediyor.

15 Ağustos 2014 Cuma

Avro Bölgesi'nde deflasyona doğru

Şubat ayında krizotlarıblogspot.com’daki değerlendirmelerin zemin hazırladığı Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş isimli kitabımıza son paragrafları eklerken Dünya ekonomisinde uluslararası finansal kuruluşların bir umut olarak tutunduğu zayıf toparlanmadan bir olasılık olarak bahsetmiştik. Toparlanma sonrası FED faiz kararları ve parasal genişlemenin sona ermesi 2014 boyunca ve özellikle sonlarda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu orta gelir düzeyindeki ülkelerde büyük oynaklıklara yol açabilirdi. Ancak başka bir senaryo da konuşulmaktaydı:

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Arjantin Akbabalara Karşı!

31 Temmuz günü, Arjantin hükümeti ile uluslararası hedge fonlar arasındaki görüşmelerde anlaşmaya varılamadı ve sonuçta hükümet var olan borçlarının bir kısmını ödemeyeceğini ilan etti. Mesele henüz çok yeni ve yorumlamak için zaman gerekiyor ancak şunu belirtelim, bu kısmi temerrüt Arjantin’in borçlarını geri ödemek için yeterli parası olmadığı için gerçekleşmedi. Yaşanan daha çok finans kapitalin Arjantin hükümetiyle giriştiği güç mücadelesinin sonuçları. Böyle bir gelişmenin yaşanması, özellikle yüksek borçluluk altında ezilen Yunanistan gibi ülkeler için bir örnek oluşturması açısından önemli. Ancak buradan bir “neoliberalizme karşı direniş” çıkarmak için aceleci olmamak gerekir.

18 Temmuz 2014 Cuma

Kutsal Ruh, Merkez Bankası ve Piyasaya İman

Geçen hafta Portekiz’de Banco Espírito Santo (BES ya da Kutsal Ruh Bankası!) üzerinden Avrupa’da spekülatif bir dalga oluştuğunu gözlemledik. Bir İspanyol Bankası’nın tahvil ihracından vazgeçmesi, Yunan tahvillerine talebin azalması ve Avrupa’da borsa düşüşleri ile birleşince yeni bir kriz başlangıcı düşüncesi görünür oldu. Ancak aynı günlerde finansal oynaklıklar sonrası görülen bir olgu olarak yine uluslararası piyasalar ve fonlardan Portekiz tahvillerine destekler de geldi.

11 Temmuz 2014 Cuma

Sıradaki Kriz Gelsin: Bu Sefer Portekiz!

10 Temmuz günü Portekiz’in en büyük bankasının kağıtlarının borsada işlem görmesi askıya alınınca, Avrupa’da 2008’den beri hiç dinmeyen finansal dalgalanmalara bir yenisi daha eklendi. Konunun ekonomik ve politik yönlerine aşağıda değineceğim ancak Portekiz’deki gelişmelerin malum olanı bir kere daha ilan ettiğini baştan belirtmek gerekir: Kemer sıkma politikaları öldü, ancak cenazeyi kaldıracak "mezar kazıcılar" henüz ortada görülmediğinden durum giderek kötüleşiyor!
 

1 Temmuz 2014 Salı

Kriz Sürüyor, Bu Sefer Bulgaristan

Geçtiğimiz hafta Bulgaristan'da yaşanan finansal panik, Avrupa'da krizden çıkış için gösterilen onca çabaya rağmen hem finansal sistemin hem de ülke ekonomilerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Finansal sistemin kilitlenmesini önlemek için Bulgaristan bankacılık sistemine 2.3 milyar avroluk bir desteğin enjekte edilmesi, Avrupa Komisyonu tarafından onaylandı. Peki Bulgaristan krizinin yayılma ihtimali var mı? İste korkutan soru bu.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Soğuk Havalar ABD'yi Çarptı: Ekonomi 2,9 Küçüldü!

ABD ekonomisi verilere göre ilk çeyrek büyümesi (küçülmesi), 2009'dan bu yana en kötü durumda: ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,9 daraldı. Ekonominin iyiye gittiği ve FED'in miktarsal genişleme programını aşamalı olarak daralttığı bir dönemde gelen bu rakam, ABD ekonomisini izleyenler için bir sürpriz olarak algılandı. Küçülmenin nedenleri ile ilgili olarak, ilk üç ayda hava koşullarının kötü olması argümanı o kadar çok tekrarlandı ki, verilere bakma ihtiyacı duydum.Gerçekten de Ocak-Mart arasında hava çok soğuktu. Ancak bu ekonominin yüzde 2,9 küçülmesi için yeterli bir sebep mi?

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Ekonomik Kriz ve Yükselen Aşırı Sağ: Avrupa Seçimlerini Nasıl Okumalı?

Dün (25 Mayıs) sonlanan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin en önemli sonucu aşırı sağın yükselişi oldu. İlk gelen sonuçlara Aşırı sağcı Ulusal Cephe Fransa'da yüzde 25 oy aldı. Danimarka, Avusturya, Macaristan, Finlandiya ve Yunanistan aşırı sağcı partilerin oy artırdığı ülkeler arasında yer aldı. Birleşik Krallık'ta ise göçmen karşıtı parti (UKIP) oylarını yüzde 11 artırarak birinci oldu. Buna karşılık Avrupa'da sola ait en iyi haber, krizle cebelleşen Yunanistan'dan ve İspanya'dan geldi. Yunanistan'da Syriza oyunu artırarak birinci parti olmayı başardı, İspanya'da Podemos hareketi ise büyük bir başarı göstererek ilk kez katıldığı seçimde yüzde 8 oy almayı başardı ve ekonomik krize ve kemer sıkma politikalarına karşı geniş kitlelerin sesi oldu.  Seçim sonuçlarının her bir ülke için değerlendirilmesi önemli. Ancak burada iki noktaya değineceğim: İlki, seçim sonuçları ekonomik kriz bağlamında değerlendirilmesi gerekliliği. İkinci de, sosyal demokratların neoliberal kemer sıkma tedbirlerini uygulamalarının sağın yükselişindeki önemli etkenlerden biri olduğu.