17 Mart 2017 Cuma

6 Maddede Gayrimenkul Sertifikası Sistemi

Türkiye ekonomisi için inşaat sektörü her zaman önemliydi. Ancak 2001 krizinden sonra inşaat ile finans sektörü arasındaki bağların kuvvetlenmesi, 2001 sonrası ile öncesi arasında niteliksel bir farkın oluşmasına neden oldu. Daha önceki yazılarda, inşat-finans bütünleşmesinin dinamiklerine ve 2000’li yıllardaki temel doğrultunun kent mekanının finansallaştırılması olduğuna işaret etmiştim (ilgilenenlere şu yazılara bakılabilir: link1, link2).
Bu yazıda, geçtiğimiz hafta yapılan düzenleme ile uygulamaya geçen Gayrimenkul Sertifikası Sistemi’ne (GSS) odaklanacağım (GSS ile ilgili üç düzenleme var: ilki, ikincisi ve üçüncüsü). GSS, bir taşla altı kuş vurmayı amaçlıyor! Bu amaçların her biri, inşaat-finans bütünleşmesini kuvvetlendirecek yönde. Konuya ilgili yaptığı açıklamasında, TOKİ Başkanı Mehmet Ergün Turan da bunu teyit ediyor: “gayrimenkul sertifikası ihracı sadece gayrimenkul sektörü değil finansal piyasalar için de önemli”. 

15 Mart 2017 Çarşamba

Sağ popülizm ekonomide ne vaat ediyor?

Geçtiğimiz yıl çok sayıda ülkede sağ popülist olarak nitelenen parti ve kişilerin siyaset sahnesinde yükselişini 2008-9 uluslararası finansal krizi ve dalgalarının bitmek bilmeyen gücüne bağlamak mümkün. Çöküş ve takip eden düşük büyüme, emek piyasasına dönemeyen milyonların öfkesi ve dönenlerin çalışma koşulları birlikte ele alındığında tepkisel bir siyasi söylemin güç kazanması için verimli bir zemin oluştuğunu görebiliyoruz. Sağ popülizmin, neoliberalizmin tahribatından faydalanarak bir seçmen bloku oluşturduğunu ancak dramatik değişiklikler ihtimalini güçlendirmekle birlikte zayıflıklarının bulunduğunu ileri sürüyorum. Ekonomi politikalarının piyasacılığı, ya da kemer sıkma karşıtlığını ulusal ekonomi savunusuna indirgemesi dünyanın farklı coğrafyalarında eşzamanlı görülen sağcı yükselişin de sınırlılığına işaret ediyor olabilir.

10 Mart 2017 Cuma

Küreselleşme, Sağ Popülizmin Yükselişi ve Sol

Liberaller, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışı görüntüleri izlenirken küreselleşmenin nihai zaferini ilan ettiğinden emindiler. Oysa 1999’da ABD’nin Seattle kentinde yapılan Dünya Ticaret Örgütü toplantısına karşı geliştirilen itiraz, 1989’dan on yıl sonra, küreselleşmenin zaferinin çok da uzun ömürlü olmayacağını gösterdi. 1999’daki bu sert itirazdan on yıl sonra gerçekleşen küresel finansal kriz, işlerin hiç de düşünüldüğü gibi gitmediğinin işaretiydi. Küresel kriz konjonktürü sürerken 2016’da sağ popülizmlerin yükselişi ise küreselleşmenin daha yüksek sesle sorgulanmaya başladığını ilan ediyor.

7 Mart 2017 Salı

Göstergeler toparlanma diyor, ancak borç sorunu devam ediyor

Küresel finansal kriz sonrasında dünya basınının önde gelen kuruluşları aralıklarla felaketin tekrarlanabileceğine dair görüşler yayımladılar. Bu görüşlerin kapladığı yer, getiri oranı sıfırın altında olan tahvillere ilişkin 2016’daki tartışma sonrasında giderek azaldı. Dodd-Frank düzenlemelerindeki muhtemel revizyonların etkileri bilinemese de korumacılık, FED faiz artışı ihtimali ve bunun sonuçları ile Çin ekonomisindeki gelişmeler ve borsa rallileri 2017’de daha üst sıralara yükseldi.

Ancak akademi koridorlarında (Türkiye’den bahsetmiyorum!) ve uluslararası finansal kuruluşlarda yeniden kaynamaya başlayan devlet borcu tartışması ve yakın bir gelecekte olabileceklere ilişkin öngörüler daha az dikkat çekerek de olsa devam ediyor. Borç sorunu dendiğinde hem özel sektör ve hanehalkı borcu hem de devlet borçları akla gelir. Bu kısa değerlendirmeyi devlet borçları sorunuyla sınırlıyorum.

3 Mart 2017 Cuma

İstikrarın Ekonomi Politiği – II

Geçtiğimiz hafta, 1990’lı yıllarda ekonomik ve siyasal istikrarsızlıkların oluşmasına zemin oluşturan siyasal-iktisadi çerçevenin 2000’lerde değiştiğini yazmıştım. Bu değişim, 2000’lerde tek parti iktidarlarını mümkün kılan önemli bir etkendi. Yazıyı şu soruyla bitirmiştim: günümüzde hükümetlerin ekonomi politikalarını şekillendiren siyasal-iktisadi yapıda bir değişim yaşanıyor mu? Bu soruya vereceğimiz yanıtlar, gerek ekonomik gerekse siyasal gidişat için tahminde bulunabilme olanaklarımızı artırabilir. İlk yazıdaki parametrelerden hareketle bu düşünce akışını sürdürürsek, aşağıdaki üç gelişmeyi vurgulayabiliriz. 

24 Şubat 2017 Cuma

İstikrarın Ekonomi Politiği - I

90’lara dönüş tartışması farklı alanlarda bir süredir yapılıyor. Özellikle “siyasi istikrarsızlıkla” nitelenen koalisyon hükümetleri ile “istikrarla” özdeşleştirilen tek parti hükümetleri arasındaki farklar, bu tartışmalarda öne çıkarılarak vurgulanıyor. Ancak koalisyon hükümetlerini ya da tek parti iktidarlarını doğuran siyasal-iktisadi çerçeveye bu tartışmaların pek azında değiniliyor. Okuyucuyu yormaması için iki parça olarak formüle ettiğim bu yazının ilk kısmı aşağıda. Bu yazıda hükümetlerin ekonomi politikaları ve bu politikaları geliştirdikleri siyasal-iktisadi çerçeve bağlamında 2000’leri 1990’lardan ayıran üç özellik üzerinde durarak bir karşılaştırma yapacağım. 

19 Şubat 2017 Pazar

Varlık Fonu Ne Değil?

Bir haftadır, Türkiye Varlık Fonu (TVF) yeniden ekonomi gündeminin öncelikli tartışma konusu haline geldi. Fon üzerine söylenenler çeşitli. Bunun bir tür özelleştirme hamlesi olduğunu savunanlar da var, paralel hazine, hatta merkez bankası olduğunu savunanlar da, ya da batık şirketleri kurtarmak için kullanılabileceğine dikkat çekenler de. Görüşler bu kadarla sınırlı değil, Fon’un devletin finansallaşmasında yeni bir aşama olarak görülebileceği ya da bu sürecin siyasi rejim inşası ile ilişkilendirilebileceğini ileri sürenler de oldu. Bu tartışma sürecek, çünkü henüz Fon’un nasıl kullanılacağı, kapsamının ne olacağı, ne kadar büyüyeceği belli değil. Bunları uygulama ilerledikçe görüp değerlendireceğiz. Ancak net olan bir şey var: Türkiye Varlık Fonu, Türkiye’de ekonomi yönetiminin doğrultusunun neoliberal çerçevenin dışına çıktığının bir kanıtı değil. Bu argümanı desteklemek için tarihsel bir örneğe, 1960’ların başında iktisadi planlama kurulurken, ilk plancılar tarafından formüle edilen Devlet Yatırım Bankası örneğine başvuracağım. 

Trumponomics Uygulamada

Donald Trump başkanlığının ilk iki haftası oldukça çalkantılı geçti. İran’la gerginliğin tırmandırılmasından, yedi Müslüman ülkeden geleceklere ABD’nin kapılarının kapatılmasına ve buna karşı yükselen büyük gösterilere, medya ile yapılan kavgalardan, başkanlık kararnamelerini askıya alan yargı sistemine yönelik aşağılayıcı demeçlere kadar pek çok gelişme yaşandı. Bu yazıda Trump’ın ekonomi vaatleri arasında en önemlilerinden olan kuralsızlaştırma politikasının ilk adımını ele aldım.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Türkiye Varlık Fonu: Yatırımların Finansmanı mı, Devlet Kaynaklarının Harcanması mı?

Türkiye Varlık Fonu 2016 yılında Ağustos ayında kuruldu. İlk olarak teklif şeklinde meclise gelen sonra tasarıya dönüştürülen kanun gerekçesi Türkiye’nin kalkınma hızının artırılması, çağdaş varlık yönetimi uygulamalarının Türkiye’ye aktarımına duyulan gereksinimdi. İslami finansman kullanımının yaygınlaşmasının istendiği açık bir şekilde amaç olarak belirtilmekteydi. Kalkınma amaçları doğrultusunda büyük altyapı projelerinin finansmanının kamu borcu artırılmadan sağlanması da temel bir gerekçeydi. Söz konusu vurgular kanunun amacına büyük oranda yansıdı ancak nihai metinde temel amaç “sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak” olarak parlatıldı.

#KrizNotları Canlı Yayın: Türkiye Varlık Fonu

6 Şubat akşamı saat 20:30'da Kriz Notları Youtube kanalında Türkiye Varlık Fonu'nu tartışıyoruz.


Türkiye Varlık Fonu: Ekonomik Beklentiler ve İhtimaller yayınımıza bekleriz

Tartışmaya katılmak, soru ve yorumlarınızı iletmek için Twitter üzerinden #KrizNotları etiketini kullanabilirsiniz

1 Şubat 2017 Çarşamba

Örtülü Faiz Artışı Sürüyor

Türkiye’deki ekonomik gidişat üzerine en son 11 Ocak’ta yazmıştım. Tekrara düşmemek için bu yazıda 11 Ocak ile 27 Ocak arasındaki gelişmelerle ilgili bir güncelleme yapacağım. Değişen şu: Dolardaki yükselişe, faizdeki yükseliş eşlik etmeye başladı!

25 Ocak 2017 Çarşamba

ILO Raporundan Hareketle 2017’de Emekçilerin Durumu

2008 finansal çöküşü sonrası dünya genelinde anlamlı bir ekonomik toparlanma yaşanmadı. Uluslararası Çalışma Örgüt’nün (ILO) son raporunda ekonomik durgunluğun emek piyasalarına yansımaları üzerinde durulmuş. ILO’nun 2017 yılı için dünya genelinde emekçilerin durumu ile ilgili üç temel gözlemi var: (i) İşsizlik artıyor, (ii) güvencesizlik sürüyor, (iii) “çalışan yoksulların” oranındaki azalma yavaşlıyor. Bu yazıda, dünya genelinde emeğin giderek kötüleşen çalışma koşullarının bazı sonuçları üzerinde durdum. 

24 Ocak 2017 Salı

Türkiye’de ekonomik istikrarsızlığın farklı boyutları, beklentiler ve alternatifler

Türkiye’de ekonomik istikrarsızlığın farklı boyutları var. Bu kısa değerlendirmede üç boyutu vurgulayacağım: Birincisi Türkiye ekonomisinin temel yapısal sıkışmışlığı olan sermaye girişlerine bağımlılık, ikincisi Türkiye’de yerleşik hal alan yatırımcı demokrasisinin etkileri, sonuncusu da 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında iktidar çevrelerindeki politika tartışması ve alınan piyasacı önlemlerin sorunları derinleştirmesi. Kısacası istikrarsızlık yapısal reformlarda gecikmeden değil, piyasacılıkta ısrardan kaynaklanıyor.

18 Ocak 2017 Çarşamba

2017 Davos Zirvesi: Kapitalizmin Neoliberalizm ile Yüzleşmesi!

2016’daki dünya gündemi 2017’ye aktarılıyor, hatta sorunlar daha da yoğunlaşıyor. 17-20 Ocak 2017 tarihinde Davos’ta gerçekleştirilecek olan Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum, WEF) gündemine bakıldığında, küresel kapitalizmin liderleri de benzer düşünüyor! Davos’ta gündem; günümüz kapitalizminin, neoliberalizmin sonuçları ile yüzleşmesi. 

16 Ocak 2017 Pazartesi

Ekonomide Gidişat Nereye?

Geçen haftaki yazıya şöyle başlamıştım: “Artık adını koymak gerekiyor: Türkiye ekonomisi krizde ve krizin adı, stagflasyon”. Bu yazıda, yapısal unsurlardan ziyade güncel gelişmelere değineceğim. Zira güncel gelişmelerin temel tespitleri etkileyebilme potansiyeli olan bir dönemden geçiyoruz.

8 Ocak 2017 Pazar

5 Maddede Türkiye’nin Krizi


Artık adını koymak gerekiyor: Türkiye ekonomisi krizde ve krizin adı, stagflasyon. Yani, ekonomik durgunluk ile enflasyonun aynı anda yaşanması. Türkiye ekonomisi Ocak 2014 sonrasında da bu noktaya gelmişti ancak küresel konjonktürün etkisiyle kriz dinamikleri ötelenmişti. Uluslararası konjonktür Ocak 2017’de, 2014’tekinin tersine çalışıyor. Aşağıda beş madde ile gelişmeleri özetledim.

5 Ocak 2017 Perşembe

2017, 2016’yı Aratabilir!

Ekonomi yorumcularının kötümserler ve iyimserler olarak ikiye ayrıldığı, yaygın ama yüzeysel bir kanıdır. Bu kanının yüzeyselliği, iyimserlik ya da kötümserlik gibi pozisyonların değer yargılarından, sınıfsal konumlardan ya da yorumcunun ait olduğu düşünce okulundan bağımsız olarak geliştirildiğine inanılmasıdır. İflah olmaz kötümserler, çoğu zaman, naif iyimserlere göre daha yaratıcıdırlar. Ancak kişilerin geliştirdikleri fikirler ne kadar yaratıcı ya da özgün olursa olsun, toplumsal ve sınıfsal güç ilişkileri içerisindeki yerlerine göre tasnif edilirler. Genellikle hakim düşünce yapısı, diğerlerini “kötümser” olarak etiketler. Bunu yaparken de “bardağın boş tarafına bakılıyor” klişesini kullanırlar.  Kötümser-iyimser ikiliği çoğu zaman verimli bir tartışma ortamı sunmuyor. O nedenle ben gerçekçiliği, hatta eleştirel gerçekçiliği tercih ediyorum. Daha fazla uzatmadan konuya gireyim: meseleye eleştirel gerçekçilik perspektifinden bakıldığında görünen gerek dünya, gerekse Türkiye ekonomisi açısından 2017’nin, 2016’yı aratabileceği. 

30 Aralık 2016 Cuma

Hindistan ve Venezuela’da yeni banknotlar huzurda

2016’nın son ayları nadir rastlanan banknot değiştirme operasyonlarına sahne oldu. Hazırlıkları iyi yapılmamış ancak büyük bir kararlılıkla açıklanan bu değiştirme operasyonlarının hedef gösterdikleri kesimler açısından bir ortaklıkları var. Ancak hem ülke ekonomilerinin farklı yapıları hem de iktisadi sorunların niteliği nedeniyle etkileri farklı gerçekleşecek. Yine de “ekonominin düşmanları” ve halkın refahına göz dikenlerin cezalandırılacağını söylemek pek mümkün görünmüyor.

28 Aralık 2016 Çarşamba

Negatif Faiz, Elektronik Para ve Bilinmeyen Sular

2016 yılının en ilginç kitaplarından biri, Harvard Üniversitesi’nden iktisatçı Kenneth Rogoff’un The Curse of Cash (Nakit Paranın Laneti) kitabı idi. Kitabın ilginçliği, 2008 krizi sonrasında ortaya çıkan politika tepkileri sonucunda tıkanan para politikasına yeni bir boyut ekleme girişimi olmasından kaynaklanıyor. Kitap bu yazıdaki gibi kısa bir değini ile tüketilemeyecek kadar kapsamlı. O nedenle aşağıda konunun teknik yanlarına girmeden, mümkün olduğunca sadeleştirerek önemli bulduğum şu noktaya işaret etmeye çalışacağım: 2008 krizinin etkileri sürerken kapitalizmin tarihine daha önce deneyimlenmemiş ve bu nedenle de sonuçları henüz bilinmeyen bir bölgeye geçiliyor.

25 Aralık 2016 Pazar

21 Aralık 2016 Çarşamba

TÜİK Revizyonu: Ya Tuz Kokarsa?

Hava ağır, giderek de ağırlaşıyor. Bu ortamda ekonomi üzerine yazmak zor olsa da, ileride birileri günümüze dönüp baktığında neler yaşandığını daha iyi anlayabilsin diye kayıt düşmeye devam edelim. Geçtiğimiz haftanın üç önemli gelişmesine değineceğim: Türkiye’de ekonomik daralma, ABD merkez bankası FED’in yaptığı faiz artışı ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) milli gelir hesaplamalarını güncellemesi. Bunların arasında en önemlisi hangisiydi derseniz, sonuncusuydu derim. Nedeni şu: “et kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır?” denir ya, TÜİK’in milli gelir serilerinde yaptığı güncelleme, “tuz da mı koktu” dedirtiyor. Açıklayalım. 

14 Aralık 2016 Çarşamba

5 Maddede 2017’ye Bakış: Henüz Dip Görünmüyor!

Türkiye ekonomisi Kasım başından beri döviz şokları yaşıyor. Hükümet yetkilileri iki kere “dalgalanmanın dibi görüldü” diye açıklama yaptılar ve bu açıklamaların hemen akabinde TL değersizleşmeye devam etti. Bu hafta FED’in faiz kararı ve Türkiye’deki üçüncü çeyrek büyüme rakamları açıklanacak. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yapacağı güncelleme ile gelirimiz artacak da olsa (!) ekonomik yavaşlamanın boyutu ortaya çıkacak. FED’in faiz artışı ise piyasa tabiri ile “fiyatlandı” ancak yapılacak açıklamalar 2017 için önemli olacak. Şimdiden söyleyelim: Küresel krizde Trump dönemeci 20 Ocak 2017’de dönülecekken henüz dibin dibi yok. Aşağıda küresel ölçekte 2017’ye kalacak temel gündem maddelerini özetledim. Bu beş maddenin başkanlık gündemli bir Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini ileride ele alacağım. 

13 Aralık 2016 Salı

Bir acizlik gösterisi ya da ekonomik çöküşte ilk perdenin uzatmaları

Türkiye’de süregiden ekonomik çöküntü karşısında alınan yeni önlemler 8 Aralık günü Başbakan Binali Yıldırım tarafından açıklandı. Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) kararları olarak da anılan bu önlemler Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunlar karşısında siyasal iktidarın piyasacılığının aczinin ifadesi olarak görülebilir. Nitekim önlemlerin kapsamı eleştirildi ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yukarı yönlü revize edilen seriyle makyajlanmış büyüme rakamlarıyla dahi 2016 3. çeyrekte yüzde 1,8 küçüldüğü 12 Aralık’ta açıklanan yurtiçi hasılanın toparlanmasına yetmeyebileceği teslim edildi. Siyasal iktidar bu kararlar aracılığıyla özellikle küçük ve orta boy işletmelere dayanın derken, kullanabileceği araçları da büyük oranda tüketmiş olduğunu ima ediyor.

4 Aralık 2016 Pazar

Dövizdeki Hareketin Faturasını Kim Ödeyecek?

Son haftalarda TL’nin hızlı değersizleşmesi ile Türkiye ekonomisinde 2000’li yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının çelişkili yönleri daha da belirginleşti. Dövizin hızlı yükselişi, diğer etkilerinin yanında özel sektörün döviz borcunun çevrilmesi sorunlarını gündeme getirdi. O zaman soralım: Özel sektör neden bu kadar borçlu? Bu artan borcun 2000’li yıllarda izlenen ekonomi politikası ile bağlantıları nelerdir? Yanıtlar aşağıda. Geldiğimiz noktayı baştan söyleyeyim: Türkiye’de 2000’li yıllar boyunca izlenen birikim modelinin sonuna geliyoruz.

3 Aralık 2016 Cumartesi

İtalya’daki referandumun Türkiye ile ilgisi nedir?

Yükselen sağ ve faşizan hareketlerin ve yabancı düşmanlığının küresel ekonomik krizle irtibatı yeterince kurulmayınca ortaya tatsız anıştırmalar, yersiz benzetmeler çıkabiliyor. Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesi ile ilgili olan analizlerde de Brexit referandumuna ilişkin açıklamalarda da değişim isteği ile krizin yarattığı çöküntü arasında bağ kurma çabaları mevcuttu. Ancak bu dalganın genel karakterinin tespit edilmesi yine de gecikmiş görünüyor. 4 Aralık'taki İtalyan referandumunu bu dönüşüm, Avrupa'da siyaset sahnesindeki temel bir bölünme ve kriz karşısında esaslı politika tepkisi geliştirememe sorunu ile ilişkilendirmek gerekli.