Aralarında
Türkiye’nin de olduğu orta gelir düzeyi ülkelere portföy yatırımları ağırlıklı
sermaye girişleri 2016 yazında devamlılık sergiledi. Bu durum Türkiye’de 15
Temmuz darbe girişimi sonrasında doların yükselişinin frenlenmesini getirdi. Ancak
önce FED faiz artışı ihtimalinin bir süreliğine de olsa güçlenmesi, sonrasında
ABD ekonomisindeki belirsizliklere karşın güvenli liman arayışının yoğunlaşması
çok sayıda orta gelir düzeyi ülkeye (Çin dışarıda bırakılırsa bir bütün olarak
“yükselen piyasalara”) net sermaye girişlerinin azalarak devam etmesi anlamına
geldi. ABD seçimleri sonrasında ise yabancı yatırımcıların bu kategorideki
ülkelerden çıkışı yoğunlaştı. Örneğin Çin haricindeki 8 yükselen piyasa ülkesinden
para-sermaye çıkışı sadece 9-11 Kasım tarihlerinde 2,5 milyar doları buldu.
Ekonomiyle ilgilenmeyebilirsiniz. Ancak bu sizi ekonomik krizin sonuçlarına maruz kalmaktan muaf kılmaz.
17 Kasım 2016 Perşembe
16 Kasım 2016 Çarşamba
Trumponomics 101
Donald Trump geçtiğimiz hafta ABD başkanı olarak seçildi.
Trump’ın başkanlığının anlamının ne olduğu ve dünya ekonomisinde nasıl
değişimler olabileceği üzerine pek çok yorum yapıldı, daha da yapılacak. Bu
yazıda konuyu daraltarak, “Trumponomics” olarak adlandırılan Trump’ın ekonomi
programına odaklanacağım. Trump’ın seçilmesi sonrasında, piyasalar beklenenin
aksine panik yapmadı. Bilakis, para politikası konusunda daha yüksek bir
enflasyon hedefi, buna paralel olarak da kamu harcamalarının canlanması ve
ekonomik büyümenin artacağı beklentisi ABD piyasalarını canlandırdı. Ancak baştan söyleyeyim: Trumponomics, 2008 krizinin
yükünü taşımaktan usanmış emekçilerin (özellikle de sanayisizleşmiş
bölgelerdeki eski işçi sınıfının) dertlerine deva olmayacak. Zira ABD’deki
sorunlar esas itibariyle 2008 krizinin halen aşılamamış olmasından
kaynaklanıyor ve bu, Trump’ın vadettiği gibi, ithalatın kısılması ile çözülecek
bir sorun değil.
9 Kasım 2016 Çarşamba
Genel Borç Yapılandırmasına Doğru
Vekillerin ve gazetecilerin tutuklandığı, bombaların
patladığı ve büyük dramların yaşandığı bir atmosferde ekonomi üzerine yazmak
giderek zorlaşıyor. Ancak yine de çabalayalım. En azından “nereye gidiyoruz?”
sorusuna ekonomik gelişmeler açısından yanıtlar üretebilmek için bu çabaya
ihtiyaç var. Geçtiğimiz hafta ekonomi yönetiminin ekonomik gelişmeleri
yönlendirme kapasitesinin daralmakta olduğuna işaret ederek, her bir sorun için
getirilen çözümlerin, tek seferlik ve tedaviden çok pansuman niteliğinde
olduğuna işaret etmiştim. Bu hafta borç yapılandırması konusu üzerinde durmak istiyorum. İki
nedenle: (i) mevcut koşullarda gelirin artmadığı bir ortamda borçlanmanın
artması, ekonomik büyümeyi sağlamanın yegâne yolu olarak görünüyor, (ii) ekonomik
yavaşlamanın daha fazla borçlanma ile aşılmaya çalışılması, sorunları çözmüyor
sadece geleceğe erteliyor.
1 Kasım 2016 Salı
Borç yapılandırma ve taksit düzenlemeleri: Neden şimdi?
Eylül ayı sonunda hükümet
bir önlem olarak kredi kartı taksit sınırlandırmasında ve ihtiyaç kredileri ile
kredi kartı borç bakiyelerinin yapılandırılmasında yeni düzenlemelere gitti. Bu
düzenlemeler ilk bakışta taksit sayısında sınırlandırma ve kart borçlarında
asgari ödeme oranlarının yukarı çekilmesi gibi 2010-2013 yılları arasında
alınan önlemlerle zıtlık sergiliyor. Düzenlemeler arasında yer alan
unsurlardan, bankaların konut kredilerinde kredi tutarının, teminatın yüzde
80’ine varabilmesi konut piyasasında satışların düşüşü karşısında; borç
bakiyelerinin 72 aya kadar taksitlendirilerek yapılandırılması da birikmiş borç
nedeniyle iç tüketimin kısıtlanması karşısında sınırlı etkide bulunacak olsalar
da şimdiden adım atıldığını gösteriyor.
20 Ekim 2016 Perşembe
Borç Krizi Kapıda
2016, kapitalizmin tarihi boyunca finans kapitalin en
güçlü olduğu yıl olarak tarihe geçecek. Bunun nedeni, dünyadaki finansal
olmayan borcun, yani firma borcu, bireysel borç ve devlet borcunun toplamının 152
trilyon dolar ile şu anki dünya milli gelirinin 2 katını aşması. Finansal
olmayan firmaların da karlarını finansal alandan elde etmeye başlamasından beri,
finans kapitali alışılageldiği gibi bankaların sanayiciler üzerindeki
hakimiyeti olarak tanımlamak zor. Ancak dünya genelinde borcun gelirin iki
katını aşmasının, kreditörlerin mutlak egemenliği anlamına geldiği açık.
Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan Mali İzleme
Raporu’na (Fiscal Monitor, MİR) göre,
bu borcun 3’te 2’si firma borcu (s. 1). Yani özel sektör borcu kaynaklı
sorunlar, önümüzdeki dönemde olası bir borç krizinin temel dinamiği olabilir.
Dolardaki yükselmeyi bir de bu açıdan düşünün.
16 Ekim 2016 Pazar
Orta Vadeli Program: Aynısının Fazlası!
Türkiye ekonomisi bir süredir yavaşlıyor. Ekonomik
yavaşlamaya karşı alınan önlemler de ardı ardına açıklanıyor. En son geçtiğimiz
hafta açıklanan Orta Vadeli Program’da da bu yavaşlamanın 2016’da süreceği resmi olarak
tespit edilmiş oldu. Bu yavaşlama eğilimlerine karşı ekonomi yönetimi ne
yapıyor diye baktığımızda ise ortada yer yer birbiriyle çelişen, belli bir
bütünlükten yoksun ve geçici, yama yapmaya yönelik önlemler bütünü olduğunu görüyoruz. Bu
sendeleme, 2000’li yıllar boyunca süren ekonomik modelin tıkanmasının emareleri.
13 Ekim 2016 Perşembe
G7 Zirvesi ve Arkwright’ın Mirası: Kapitalizmin Kalbi Tekliyor Mu?
Express'in 144. sayısında yer alan yazıyı, Kriz Notları okuyucusunun da dikkatini çekebileceği düşüncesiyle aşağıda paylaşıyorum.
Yazının künyesi şu: Ü. Akçay, (2016) “G7 Zirvesi ve Çatallanan
Yollar”, Express, (144): 40-41.
İyi okumalar.
***
Mayıs ayında dünya ekonomisi açısından iki kritik gelişme oldu. İlki 26-27 Mayıs’ta Japonya’da G7 zirvesinin 42.’sinin toplanmasıydı. Zirveye damgasını vuran temel konu küresel ekonominin giderek kötüleşen seyri idi. Hatta Japonya başbakanı Abe, küresel ekonominin yeni bir Lehman Brothers çöküşünün eşiğinde olabileceğini ileri sürdü. Mayıs ayındaki bir diğer önemli gelişme OECD tarafından yayımlanan küresel üretkenlik raporu idi. Rapora göre 1970’li yıllardan itibaren erken kapitalistleşmiş ülkelerde üretkenlik artış hızı düşüyor! Bu yazıda öncelikle G7 zirvesi ışığında küresel krizdeki güncel gelişmeleri ve merkez ülkelerde çatallaşmaya başlayan politika tepkilerini değerlendirip, ardından kapitalizmin tılsımlı gücü olan üretkenlik artışında yaşanan tıkanıklıklara krizin derinleşmesi bağlamında değineceğim.
5 Ekim 2016 Çarşamba
Parantez Kapanıyor
Dünya ekonomisi kritik bir dönemece doğru yaklaşıyor. Para
politikası, 2008’den beri krizden çıkış için neredeyse tek araç olarak kullanıldı
ve 2016 itibariyle para politikası ile yapılabileceklerin sonuna geliniyor. Sekiz yıllık bu deneyin sonucunda faizlerin sıfıra
hatta negatife çekilmesinin etkisi, sadece krizi ağır çekimde yaşamamızı
sağlamak oldu. Şimdi, 2009’da faiz indirimleri ve miktarsal genişleme
programlarıyla açılan parantez kapanmak üzere ve parantez kapanırken, öncesine göre daha iyi bir
durumda değiliz.
28 Eylül 2016 Çarşamba
Kritik Bir Eşik: Kredi Notunun Düşürülmesi
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, 23 Eylül Cuma günü
piyasalar kapandıktan sonra açıkladığı değerlendirmesi ile Türkiye’nin kredi
notunu düşürdü ve yatırım yapılabilir seviyenin altına indirdi. Kararın
etkileri, piyasaların yeniden açılacağı 26 Eylül Pazartesi görülecektir. Hükümet
tarafından yapılan değerlendirmelere göre Moody’s siyasi
bir karar almıştır. Ancak Moody’s tarafından ileri sürülen gerekçelere
bakıldığında not indiriminin teknik olarak temelsiz olmadığı söylenebilir.
Konu farklı şekillerde tartışılıyor, ancak gerçeklik ile
bağını koparmış komplocu perspektiflere sıkça rastlanabiliyor. Oysa bu tip
değerlendirmeler ile varılacak bir yer yok. O nedenle not indirimi sonrası
karşılaşılan durumu anlamak için gerçeklere geri dönmeliyiz. Doğru soru, “Moody’s
kararı siyasi mi değil mi” değil, “Türkiye ekonomisi neden Moody’s gibi
kurumların değerlendirmelerine bu kadar bağımlı” olmalı.
21 Eylül 2016 Çarşamba
Biri Kriz Bitti Mi Dedi? Yeniden Düşünün!
15 Eylül 2008’de ABD’nin en büyük finans şirketlerinden
olan Lehman Brothers iflas ettiğinde, bir süredir belirtileri olan ekonomik
çöküş tam olarak yaşanmaya başlandı. Sekiz yıl sonra bugün, bu ekonomik çöküşün
dünya genelindeki etkilerinin geçtiğine dair elimizde pek az veri var. Dahası,
sekiz yıl sonra dünya ticareti daralıyor ve küresel ekonomi yeni bir daralmanın
eşiğinde. Krizin nedenleri, farklı yönleri, farklı ülkeleri
etkilemesi ve krize karşı geliştirilen politika tepkileri üzerine, farklı bakış
açılarından pek çok şey yazıldı. Bu yazıda dikkat çekmek istediğim husus, krizi
daha kapsamlı bir şekilde anlamlandırabilmek için son yıllarda yaşananları,
tarihsel bağlamın içine yerleştirme gerekliliği. Böyle bakınca durum pek iç
açıcı değil!
20 Eylül 2016 Salı
Çin’in Borç Sorunu Ağırlaşarak Devam Ediyor
Geçtiğimiz günlerde yayımlanan Bank of International Settlements (BIS) raporu uluslararası bankacılık ve finansal piyasa
gelişmelerine ilişkin veriler sunuyor. Raporda bankacılık sistemine dair uyarı
göstergelerinde özellikle Çin verileri heyecan yarattı ve Çin bankacılık
sistemindeki sorunları uluslararası gündeme taşıdı. Bu veriler artan şirket
borçluluğu rakamları ve toplam borcun artışı ile karakterize olan Çin’in borç
sorununun da çözülemediğine işaret ediyor.
14 Eylül 2016 Çarşamba
Syriza Paradoksu ve Podemos
İspanya’da 8 aydır hükümet yok. Geçtiğimiz hafta, merkez
sağda yer alan Halk Partisi’nin (PP) azınlık hükümeti kurma girişimi yine sonuçsuz
kaldı. Ülke bir yıl içinde üçüncü kez
genel seçimlere gitmeye hazırlanıyor. Yani tam bir siyasi kilitlenme durumu
var. Ancak bu süre, beklendiği gibi ekonomik sorunların daha ağırlaşmasına ve
hatta yeni bir ekonomik krizin tetiklenmesine yol açmadı. Aksine, şaşırtıcı
biçimde, İspanya ekonomisinde uzun süredir görülmeyen yıllık yüzde 3’ün
üzerinde bir büyüme performansı yakalandı. Peki, nasıl oluyor da bu siyasi kilitlenme
ortamında ekonomik başarı görülebiliyor?
8 Eylül 2016 Perşembe
#G20Hangzhou Zirvesi: Kapitalizmi Kapitalistlerden Korumak
G20 ülkeleri dünya ticaretinin yüzde 80’ini, üretiminin
yüzde 85’ini ve nüfusunun üçte ikisini kapsar genişlikte bir forum. Küresel
ekonomik krizin patlak verdiği 2008’den sonra G20 toplantıları, önde gelen
ekonomilerin krize karşı koordineli tepki verebilmesi için bir platform olarak
kullanılmaya başlandı. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de,
bu yıl ise Çin’de yapılan G20 zirvesinin ana gündemi, dünya genelinde ekonomik
büyümenin canlandırılması. Bunun nedeni, 2008’den beri erken kapitalistleşmiş
ülkelerde krize karşı uygulanan politikaların istenilen sonucu verememiş
olması. Kısaca, “daha fazla neoliberalizm” olarak adlandırılabilecek olan bu
politikaları seslendiren koro içinden bir süredir çatlak sesler gelmeye başladı.
G20 Hangzhou zirvesi bu çatlak seslerin daha fazla duyulacağı bir zirve.
5 Eylül 2016 Pazartesi
Sermaye Girişlerine Bağlı Türkiye Ekonomisi ve Yatırımcı Demokrasisi
Türkiye ekonomisinin sermaye
hareketlerinin serbestleştirilmesi sonrasında oturduğu plato yüksek sermaye
girişlerinin ekonomiyi canlandırması daha sonrasında ise ani sermaye çıkışlarıyla
büyük bir daralmanın deneyimlenmesi şeklinde çevrimlerin görülmesine neden
oldu. Ekonomik performansın sermaye girişlerine göbekten bağlı olduğu ve
siyasal başarı ölçümünde bu kadar kritik bir rol oynadığı atmosferde, 2001
krizi sonrasındaki yapılanmanın daha da güçlendirdiği bir eğilim yakın dönemde
(2008-2009 uluslararası finansal krizi sonrası) daha açıktan gözlenebiliyor.
31 Ağustos 2016 Çarşamba
Küresel Krizde Uzatmalar Oynanıyor: Jackson Hole Sonrası Bir Değişiklik Var Mı?
1980’li yıllar ile 2008 krizi arası dönem, dünya genelinde merkez bankalarının itibarlarının arttığı yıllar idi. 1979’da ABD merkez bankası başkanlığına getirilen ve 1987’ye kadar bu görevde kalan Paul Volcker, sermaye çevreleri tarafından ABD ekonomisini uçurumun eşiğinden alan kişi ilan edildi. Ardından gelen Alan Greenspan ise, 2006’da görevden ayrılana kadar aynı çevreler tarafından merkez bankacılığın “gurusu” olarak görüldü. Özellikle ABD ekonomisi için bu dönemin temel mottosu Büyük İtidal (Great Moderation) idi.
Büyük İtidal’in anlamı, 1970’lerdeki kriz sonrasında ABD ekonomisinin istikrar kazanması, gerek enflasyonda gerekse büyümede büyük oynaklıkların ortadan kalkmasıydı. Bunun farklı nedenleri tartışılsa da, merkez bankaları bu süreçte kendi paylarının büyük olduğunu düşünüyordu. 2000’lere gelindiğinde, gelişkin makroekonomik modeller sayesinde artık büyük çaplı ekonomik oynaklıkların ve hatta ekonomik krizlerin geride kaldığı, anaakım iktisatçılar ve merkez bankacılar arasında yaygın bir inanç haline gelmişti. Ta ki, 2008’de tüm bu ışıltılı dünya çökene kadar!
23 Ağustos 2016 Salı
Faizle Döviz Arasında Sıkıştırılmış Ekonomi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz politikası üzerine yazanlar arasında bir süredir iki kutup oluştu. İlki neoliberal ortodoksinin deforme edilmesinden hoşlanmayan “endişeli liberaller”, ikincisi de herhangi bir iktisadi akım ile ilişkilendirilmesi mümkün olmayan ve sadece faizin düşmesini savunan “büyüme koalisyonunun” sözcüleri. Karşılıklı alınan bu pozisyonlar her vesilede aynı tezlerin tekrarlanması ile neredeyse katılaşmış durumda. Son yazısında Mahfi Eğilmez, bu tartışmadaki pozisyonları güncel olarak özetledi.
Tartışmanın kısırlığının en önemli nedeni, Türkiye’de ekonomi politikasının para politikasına, kur ve faiz arasına sıkıştırılmış olması. Esasında bu Türkiye’ye özgü de değil. Dünya da benzer bir tıkanıklık var. Oysa para politikası, ne Türkiye ekonomisinin sorunlarını çözmede anahtardır, ne de dünya ekonomisini düzlüğe çıkaracak bir sihirli değnek. O halde neden sürekli faiz oranlarıyla yatıp kalkıyoruz?
18 Ağustos 2016 Perşembe
Uluslararası Yatırımlar ve Demokrasi: Düşündüğünüz Gibi Değil!
Son zamanlarda şu söylemi sıklıkla duyuyoruz: “bir ülkede
demokrasi ve hukuk yoksa o ülkeye yatırım gitmez”. Oysa dünyadaki örneklere
baktığımızda, yabancı yatırımlar ile yatırımlara ev sahipliği yapan ülkenin
rejimi arasındaki ilişki, yukarıdaki söylemde olduğu gibi tek boyutlu şekilde
gerçekleşmiyor. Yani demokratik olmayan ülkeler de demokratik olanlar gibi yatırım
alabiliyor. Bu yazıda, meseleyi daha sağlıklı tartışabilmek için bazı temel
noktalara işaret etmeye çalışacağım. Başlarken hatırlatayım, aşağıda uluslararası
yatırımlar ile portfolyo yatırımlarını değil uzun vadeli doğrudan yatırımları
kast ediyorum.
11 Ağustos 2016 Perşembe
15 Temmuz’un Ekonomik Etkileri
15 Temmuz’daki darbe girişimi büyüklüğündeki bir sorunun,
ekonomik etkileri olmaması beklenemez. Ancak bu etkilerin 2001 tipi bir çöküş
şeklinde olması gerekmiyor. 15 Temmuz sonrasındaki ilk şok, geçtiğimiz üç
haftada ekonomi yönetiminin kuvvetli politika tepkisi sonucunda atlatıldı. Ancak
Türkiye ekonomisinin sorunları 15 Temmuz’daki darbe girişiminden ibaret değil.
10 Ağustos 2016 Çarşamba
Türkiye'de konut kredisi faiz indirimi: geçici bir önlem ve olasılıklar
Cumhurbaşkanı tarafından konut kredilerinde hedef faiz
oranının yıllık % 9 civarı olarak açıklanması, bu faiz oranına yakın bir oranla
Gayrımenkul ve Gayrımenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) üyesi çok sayıda
şirketin konut kampanyası başlatmasını takip etti. Başbakan yardımcısı Nurettin
Canikli de bankaları zora sokmadan faizin % 10’un altına çekileceğini beyan
etti. Bugün Ziraat Bankası konut kredisinde aylık faizi % 0,95’e çekti, TEB ve
Denizbank takipçi oldular. Böylece ekonomi yöneticilerinin yıllık maliyeti %
12,5 seviyesini işaret ederek indirmeye çalıştıklarını görüyoruz.
20 Temmuz 2016 Çarşamba
Emek Cephesinde Durum: Küresel Kriz ve Emek Hareketi - Açmazlar, Olanaklar, Tehlikeler
Mayıs 2016'da Express Dergisi'nde yayımlanan değerlendirmemizi Kriz Notları okuyucuları için buraya aktarıyoruz:
14 Temmuz 2016 Perşembe
#KrizNotları Canlı Yayın: İtalyan Bankaları, #Brexit, Hazine Garantileri
15 günde bir Türkiye ve dünya ekonomisinde öne çıkan gündem başlıklarının değerlendirileceği "Kriz Notları" programı 15 Temmuz 2016 Cuma saat 20.00'de, Kriz Notları'nın Youtube Kanalında canlı yayında olacak.
1 Temmuz 2016 Cuma
#KrizNotları Canlı Yayın: #Brexit ve Yansımaları
15 günde bir Türkiye ve dünya ekonomisinde öne çıkan gündem başlıklarının değerlendirileceği "Kriz Notları" programının ikincisi 1 Temmuz 2016 Cuma saat 20.00'de, Kriz Notları'nın Youtube Kanalında canlı yayında olacak.
24 Haziran 2016 Cuma
Brexit: Pandora'nın Kutusu Açıldı!
Britanya'nın AB üyeliğinin oylandığı referandum sonucunda "çıkış" (Brexit) taraftarları çoğunluğu sağladı. Pandora'nın kutusu açılıyor!
15 Haziran 2016 Çarşamba
Yeni bir Ekonomik Kriz mi, 2008’in Sarsıntıları mı?
Bu röportaj Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş'ün 2. baskısı vesilesiyle yapıldı ve Mesele Dergisi'nin Mayıs sayısında yer aldı. Röportaj için Özlem Çelik'e çok teşekkür ederiz. Kriz Notları okuyucuları için burada da paylaşıyoruz.
İyi okumalar.
13 Haziran 2016 Pazartesi
#KrizNotları Canlı Yayına Başlıyor!
15 günde bir Türkiye ve dünya ekonomisinde öne çıkan gündem başlıklarının değerlendirileceği "Kriz Notları" programının ilki 15 Haziran 2016 Çarşamba saat 20.30'da, Kriz Notları'nın Youtube Kanalında canlı yayında olacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)