12 Mart 2021’de açıklanan Ekonomik Reformları tanıtım kitapçığını (önümdeki PDF dosyasını) açıp açıp kapatıyorum. Bir yandan da tanıtım toplantısını tekrar dinliyorum.
Ekonomiyle ilgilenmeyebilirsiniz. Ancak bu sizi ekonomik krizin sonuçlarına maruz kalmaktan muaf kılmaz.
30 Nisan 2021 Cuma
Mafevkine fevkalade reformlar
Türkiye’de ekonomi yönetiminin 2021 yılı ilk yarısı için planı, yürürlüğe girdikten sonra uluslararası yatırımcıların ve IMF’nin desteğini aldı. Bu plan sıkı para politikasını takiben “ters para ikamesi”nin gerçekleşmesini, Merkez Bankası’nın rezerv biriktirmeye başlamasını, aynı dönemde enflasyonun düşme eğilimi sergilemesini ve yıl ortasında faizlerin düşürülmeye başlayacağı bir istikrar ortamının yaratılmasını öngörüyordu.
Tersiyle düzüyle dolarizasyon sorunu
Gözlemcilere bu kadar mı olur dedirten yabancı para mevduatlarındaki artış hikayesinin, bir süreliğine sonuna gelmiş bulunmamız olasılığı hiç olmadığı kadar arttı.
Rejime taç takılacak mı?
Erdoğan yönetimi açısından sindirilmesi zor bir darbe anlamına gelen 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde, kendi ifadesiyle “kampanyayı yönetmiş” bir siyasi danışman Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör ataması sonrasındaki gösteriler yaygınlaşırken bir tweet attı. Çok dikkat sarf etmek gerekmeyebilirdi, fakat söz konusu “spin doctor” aynı zamanda Türkiye’nin kitle desteği açısından en büyük ikinci partisinin genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu, o noktaya taşıyan kampanyalardan birisini de yönetmiş bulunduğu ve canı burnunda bir kitleye doğrudan seslendiği için kulak kabartmak gerekti.
Bir süper teşvik hikayesi
Yaklaşık üç yıl önce anlı şanlı yeni süper teşvik programı kapsamında 135 milyar TL’ye varan yatırımların destekleneceği duyurulmuştu. Teşviklerde en büyük kalemlerden biri Metcap Enerji’nin polietilen ve polipropilen üretimine ayrılmıştı. Daha önce bir yazıda değinmiştim, şimdi hikayeyi anlatma zamanı.
Sermayeyi ağırlamak
Yıllar süren bir yıl biterken
2020 yılının son haftasına girerken, Türkiye ekonomi yönetiminin son bir yıldaki icraatını değerlendirme vakti.
Pandemiye karşı kamusal finans
Küresel araştırma ağı Municipal Services Project, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı ve Avrupa Borç ve Kalkınma Ağı, geçtiğimiz hafta içinde yeni bir çalışma yayımladılar. Profesör Dr. David McDonald (Queen's Üniversitesi), Dr. Thomas Marois (SOAS, Londra Üniversitesi) ve Dr. Diana Barrowclough (UNCTAD) tarafından derlenen kitabın başlığı Kamu Bankaları ve Covid-19: Pandemiye Karşı Kamusal Finans ile Mücadele olarak çevrilebilir.
Para politikasında Maradona!
Türkiye’de Merkez Bankası'nın faiz artışına karşın döviz çalkantılarının sonu henüz gelmedi. Uluslararası gündem nedeniyle çetin geçeceği anlaşılan aralık ve ocak aylarını takiben, eğer o zamana yeni kadrolardan söz etmiyor olursak ve pandeminin sahneden ne zaman çekileceği netleşirse mevcut hava değişebilir. Bugünse kısa bir geçiş döneminin ortasında duruyoruz.
Yeni ekonomi yönetimi, eski bir drama
Sürekli kaygı altında yaşayan ve kendini düşünmekten etrafında ne olduğunu anlayamayan Bayan Stevenson’ın kocasına telefonla ulaşma çabasıyla başlar, Lucille Fletcher’ın 1943 tarihli radyo oyunu Sorry, Wrong Number (Kusura Bakmayın, Yanlış Numara olarak çevrilebilir). Her seferinde meşgul sesini duymaktan bıkıp operatörü arayan Bayan Stevenson yardım talebinde bulunur. Operatör bağlantı kurmakta başarılı olur, ancak aslında ana karakterimizin başka bir telefon konuşmasına kulak misafiri olduğunu okuruz. İki adamın konuşmasında George isimli katile bir kadını öldürme talimatı verilmektedir: Kansız ve çabucak. Mücevherler de çalınacak ki soygun görüntüsü verilsin.
Kur krizi, reloaded
Sanki iki yıl öncesine ışınlandık. Fakat bu sefer, sersemletici değer kayıpları faiz artışı sonrasında geldi. Faiz son üç ayda beş yüz baz puandan fazla arttı (politika faizi gösterge niteliği taşımadığı için ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinden bahsediyorum, bu satırlar yazılırken yüzde 13’ü de aşmıştı) ancak para birimi değer kaybı daha uzun süreye yayılarak devam ediyor.
Offshore para trafiği ve toplanamayan vergiler
Türkiye’de politika yapıcılar gelir dağılımını bozan mevcut vergi düzenini itinayla koruyor. Özel tüketim vergisi, ithalde alınan KDV ve gelir vergisi ile esas parayı toplayan Maliye aslında tahakkuk eden vergilerin önemlice bir kısmını toplayamıyor, ancak yine de esasen tüketimi vergilendirerek yola devam edilebiliyor.
Kamu özel işbirlikleri devletleştirilebilir mi?
Türkiye’de yıllardır çeşitli altyapı ve inşaat projelerine devletin verdiği garantiler ve bu garantilerin yarattığı yük tartışılıyor. Artık tartışmayı bir sonraki aşamaya taşımak gerekli. Ancak söz konusu kamu özel işbirlikleri (KÖİ) olunca uzun bir giriş ve hatırlatmalar sonrasında esas konuya girebileceğiz.
Covid-19’dan konut palazına uzandık
Para arzının hızla artması, bu para yeni yatırımlara yöneliyorsa olumsuz sonuçlar doğurmayabilir. Son yüzyılın en büyük salgınının ortasında para arzının artması, daha fazla borçlanma ve zorla kredi hacminin artırılması uğraşı birçok ülkede standart politika tepkilerine dönüşmüş olabilir. Ancak “çürümüş bir şey var” Türkiye söz konusu olduğunda.
Yıkılmadı ama tadilatta: Ekonomide devridaim makinesi
Hazine’nin temmuz ve ağustos aylarındaki borçlanma temposu ve bu borcun döviz cinsi olması 'birileri çıldırmış olmalı' dedirtebilir. Büyük olasılıkla Türkiye 2020’de tarihinin en büyük net borçlanmasını gerçekleştirmiş olacak.
Müjdelerden trajedilere
Türkiye’de bir hafta öncesinin olay ve açıklamalarına dair bir yazı kaleme almak, bugünün gündemini kaçırmak anlamına gelebiliyor. Biri eski rejimin ana muhalefeti konumundaki partinin Cumhurbaşkanı adayı olmuş, diğeri Erdoğan sonrasının lideri olmak için çırpınan iki siyasi figürün açıklamalarını sadece birkaç gün sonra ele almak da aynı kadere mahkum. Siz bu satırları okurken, yeni bir müjde, bunun maliyeti, girişilecek işin akla yatkınlığı tartışılıyor olacak. O tartışma layıkıyla sonuçlanmadan muhtemelen bir dış politika krizi tartışılacak, araya infial yaratacak bir toplumsal skandal dahi girebilir.
Sınırlı veri, sınırsız pandemi
Yoğun bakıma aktarılan ve entübe olan hastaların sayılarının 29 Temmuz’dan itibaren yayımlanmamasına günlük yeni vaka sayısının neredeyse değişmemesi eşlik edince Türkiye’de gerçekte kaç Covid-19 hastası var sorusu tekrar sorulmaya başlandı. Bazı illerde pandemi servislerinin yeniden açılmakla kalmayıp yüzde 100 doluluğa ulaştığını sağlık çalışanları ve hasta yakınlarının açıklamalarından öğreniyoruz. Sağlık Bakanlığı Toplum Bilimleri Kurulu Üyesi Mustafa Necmi İlhan gidişat nedeniyle vatandaşı suçlamaktan kendini alamazken işler çığırından çıkıyor olmalı ki, İçişleri Bakanı salgın dönemindeki en kapsamlı denetimin bu satırların yazıldığı 6 Ağustos Perşembe günü yapılacağını “Kontrollü Sosyal Hayat” sloganıyla açıkladı.
Sorunlar ortada, muhalefetin yanlışı da
Küresel Kuzey’de pandemi sonrasındaki toparlanma yol haritası, henüz netlik kazanmadı. Ancak istihdam destekleri, sermayenin ücret maliyetlerinin bir kısmının üstlenilmesi, ucuz kredi temini ve benzeri yöntemlerle, hatta zaman zaman devletin daha doğrudan işe el attığı destekler sunulması ile ekonomik daralmanın hafifletilmesi tercihi 2020’ye damga vuruyor.
Bize küçük balonlar hazırlanıyor
Ülke ekonomisinin büyük bir sıçrama (hece fazlası olmayanından) eşiğinde olduğuna dair propagandanın birkaç ayağı var. Bunların başında Türkiye’de resmi işsizlik oranının salgın başlangıcında düşük kaydedilmesi, faizlerin 2020’de bir süreliğine de olsa düşüş sergilemesi, konut ve otomobil piyasalarında görülen canlanma geliyor. Borsa endeksinin son 5 ayın en yüksek seviyesine gelmesi (7 Temmuz) resmin en önemli parçalarından. Üst perdeden gelen “Türkiye’nin ekonomik bir krize gireceğini söyleyenler, böyle bir krize maddi, manevi ve siyasi yatırım yapanlar, pandemi dönemimizdeki performansımızla hüsrana uğradı ve uğramaya devam edecek” açıklamaları ile “hiçbir şey olmadı ve güçlüyüz” söylemi tamamlanıyor.
30 Aralık 2020 Çarşamba
20 Aralık 2020 Pazar
Kaynayan üniversite kazanı
Türkiye’nin alacalı bulacalı üniversite evreninde yaklaşık sekiz milyon öğrenci bulunuyor. Hafta sonu sınava girecek milyonlarca adayın heyecanı ve pandemi koşullarında maruz bırakıldıkları belirsizlikler üzerine siyasal bir tepki oluşmamış durması, basınç birikimini görmezden gelmeye yol açmasın.
Buyurun yatırıma
Mart ayının ikinci haftasından itibaren, diğer bir ifadeyle Türkiye’de pandeminin başlangıcından haziran ayına kadar geçen sürede çok hızlı bir kredi genişlemesi yaşandı. Bu dönemde Türk Lirası cinsi kredilere bakıldığında devlet bankalarının ticari kredi hacimlerini yüzde 27 artırdığını, devlet bankaları bireysel kredi hacimlerinin ise yüzde 15 arttığını görüyoruz. Özel bankalar ve yabancı bankalarda böyle bir hareketlilik bulunmuyordu. Mayıstaki hareketlenme ise aktif rasyosunun etrafından dolanma uğraşının yansımasıydı. Mayıs ayının sonunda yeniden tanzim edilen bu aktif rasyosu, KOBİ kredilerini, ihracat kredilerini paya çıkarıp bankaları daha uzun vadeli kredi vermeye zorluyor. Devlet bankaları ise yeni kredi destek paketleriyle bugünlerde tüketimi harlamaya devam ediyorlar.
Gün batsa yatırımcıya ne olur?
Hazine ve Maliye Bakanı, yabancı yatırımcıya güven veren, en liberal ülkelerden bir tanesinin Türkiye olduğunu açıklayadursun, 2019 sonunda oranı binde 2’ye çıkartılmış olan Banka Sigorta ve Muamele Vergisi’nin oranının yüzde 1’e yükseltildiği kararı bayramın hemen öncesinde yayımlandı. Yabancı para mevduatlarının, bankacılık sistemindeki toplam mevduatlara oranı halen tarihin en yüksek seviyelerinde gezindiği için döviz alım satımını caydırıcı ve gelir yaratıcı yeni bir önlem bekleniyordu. Bu kararın, Erdoğan yönetimi açısından yıllık 12 milyar TL’ye varan ek gelir yaratabileceği hesaplanıyor. Toplayacağını öngördüğü verginin çok altında gelir elde edecek olan, çok yüksek bir borçlanma temposu tutturarak yıllık hedefi kadar borçlanmayı şimdiden yapmış bir yönetim için yetersiz rakamlar. Ancak politika yapıcılar döviz alım-satımını zorlaştırmak ve bunu yaparken de dikkate değer gelir yaratmanın hiç yoktan iyi olduğunu düşünüyor olmalılar.
Dayanılmaz işsizlik, dayanıklı otoriterlik
Bir pandemiyi atlatma bakımından önceki yüzyıllara nazaran insanlığın çok daha iyi bir konumda olduğunu belirten Noah Harari’yle yapılan ve BBC’de bir hafta önce yayımlanan mülakatta son dönemin en çok tartışılan sorusu tekrar gündeme geldi: Otoriter rejimler salgınla baş etmede daha iyi bir performans mı sergiliyorlar; ya da devamında salgın sırasındaki kamu sağlığı önlemleri otoriterleşmeyi destekleyici bir nitelik mi arz ediyor? Harari, doğru ve geniş kitleler için faydalı kararların ancak demokrasi koşullarında alınabileceğini vurgulasa da birçok ülkede otoriter politik şahıslara verilen desteğin devamlılığı ya da artışı konusunu geçiştirdi.