30 Temmuz 2018 Pazartesi

Döviz – Faiz Kıskacı, Enflasyon Rekoru ve Yeni Kabine

Türkiye ekonomisi son beş yıl içerisinde üçüncü kez bir ekonomik darboğaz ile karşılaşıyor. Bu darboğazlar, ülke ekonomisinin sermaye hareketlerine aşırı duyarlı olması ve ithalata bağımlı bir üretim yapısı zemininde gerçekleşiyor. Bu iki özellik, resmi olarak Türkiye’de uygulanan enflasyon hedeflemesinin, fiili olarak döviz kuru hedeflemesi sistemi olarak işlemesi sonucunu doğuruyor. O nedenle faiz politikası, enflasyondan çok dövizdeki artışa duyarlı olarak işliyor. Sonuçta yaşanan ekonomik darboğazlar, döviz - faiz kıskacı olarak ortaya çıkıyor. 

Bu yazının iki amacı var: İlki, AKP hükümetleri döneminde uygulanan ekonomik modelin 2013 sonrasında tıkandığına, beş yılda yaşanan üç ekonomik darboğazı ele alarak işaret etmek. İkincisi de, bu yapısal kriz zemininde, yeni kabine seçenekleri üzerinde durmak. 

Yeni Rejim'in Türkiye'si: Kopuş ve Süreklilikler

24 Haziran seçimleri, şüphesiz ki, siyaseten ve özellikle hukuken öncesiyle bir kopuş anını temsil ediyor. Ancak ekonomik açıdan böyle olduğunu söylemek zor. Her ne kadar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS), “eski Türkiye’ye” ait “bürokratik oligarşiyi” sona erdirerek, hızlı ve etkin bir bürokrasi vaat etse de, ekonomi yönetiminin eski sorunları, yeni Türkiye’de de sürecek. 

Bunların başında, ekonomi yönetiminin doğrultusunun ne olacağı geliyor. Doğrultu sorunu, birikim rejimi krizi ile yani yapısal krizle ilişkili. Hali hazırda süren rejim inşası ile ortadan kaldırılan ya da yeni kurulan kurumlar, yapısal kriz çözülmeden işlevsiz olmaya mahkûm. Kısacası, rejim değişikliği ile değişmeyen tek şey, ekonomi yönetimindeki kargaşa. 

26 Temmuz 2018 Perşembe

Yatırımcıya güvence, damat başa geçince

Rejim biçimi değişikliği sona eren “devlet-i aliyye” bir sürü kurumu ışık hızıyla çöpe attı ve yenilerini ihdas etti. Maliye Bakanlığı ile birleştirilerek yeni bir bakanlık oluşturan Hazine’nin başına Berat Albayrak geçti. Devlet kurumlarının ihtiyaç duyduğu nakdin temini ve devlet borcunun yönetimini üstlenen kurumun, devletin gelirlerini yöneten ve bütçe kaynaklarının dağıtımı işlevini yerine getiren Maliye Bakanlığı’yla birleştirilmesi bir sorun oluşturmayabilir, başa hısım akrabanın geçmesi normalleştirilebilirdi. Sadece ilgili kararname sonrasında aralarında benim de olduğum bazı araştırmacıların borç yönetimi raporları ve istatistikleri başka yerlere aktarılmadan bunları bir yerlere kaydetmek için fazla mesai harcamasıyla olay kapanabilirdi. Ancak hiçbir göstergenin iyiye gitmiyor oluşu sükûneti bozdu.

TCMB'nin 24 Temmuz Kararı: Yaklaşan #Stagflasyon

Yeni rejimde ekonomi yönetiminin piyasa ile "kavga etmeyeceğinin" ilan edilmesi ve merkez bankasının "hiç olmadığı kadar etkin" olacağı vaadi, doğal olarak, finans kapital tarafından faiz artışı yapılacağı şeklinde algılandı. Bu algı nedeniyle, TCMB'nin 24 Temmuz'daki faizi sabit tutma kararı, piyasada bir "şok" etkisi yarattı. Peki, bu karar, önümüzdeki dönem için bize ne söylüyor? Aşağıda kısaca özetledim.

12 Temmuz 2018 Perşembe

Ekonomide çözüm: Neoliberal patikadan çıkış

Türkiye’de ekonomi yönetiminin tepesinde yer alan Cumhurbaşkanı danışmanları yeni bir hikâye yazmanın peşindeler. Olaylar, Türkiye ve IMF arasındaki anlaşmanın sona erdiği 2008’den itibaren liranın değer kaybını sıcak paraya bağımlı ekonomik yapıdan ve IMF darboğazından kurtulma adımı olarak görmeyle başlıyor.

Bir performans olarak 24 Haziran sonrası

Türkiye’de iki türlü siyasal performansa bakıp göz kamaştırıyoruz. Birincisine fazla takılıp, ikincisini anlamazlıktan geliyoruz.

Nihayet decoupling ya da bir gün kavuşur muyuz?

Mehmet Şimşek ve Murat Çetinkaya’nın 28-29 Mayıs’ta, Türkiye ekonomisindeki karar alıcıların uluslararası finansal sermayeye olan bağlılıklarını beyan etmek üzere Londra’ya gerçekleştirdikleri sefere Merkez Bankası’nın para politikasını sadeleştirme kararı eşlik etti. Bu adımların etkisiyle ABD Doları 30 Mayıs’ta 4,50’nin altına geriledi. İlginç bir şekilde hem liberal iktisatçılar, hem de AKP kadrolarının aynı anda zafer ilan ettiğini gördük. Nihat Zeybekçi “10 güne rahatlarız” diyeli daha bir hafta geçmemişti üstelik.

IMF partisi mi alternatifler mi?

Mayısın ilk yarısında Türk Lirası dolar karşısında sadece yüzde 8 civarında değer kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye’ye taslağı 30 Nisan’da IMF Konsültasyon Raporu’nda sunulan ancak henüz adı konmamış olan kemer sıkma programı daha fazla alıcı buldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İngiltere’de 14 Mayıs’ta katıldığı programda komşu ülkelerle ticarette yerli paranın kullanılmasından, para politikasında başkan olarak ağırlığını koyacağına kadar birçok bilinmezlik barındıran beyanları durumu kötüleştirdi. Aynı gün ödemeler dengesi ve 15 Mayıs’ta işsizlik verileri açıklanırken Türk Lirası’nın çöküşü, faiz artışı ve sert inişin seçim sonrasına kalmadan gerçekleşmesi olasılığını Erdoğan’ın isteği hilafına artırdı.(i)

21 Haziran 2018 Perşembe

Ekonomik Darboğaz , 24 Haziran ve Olasılıklar

Türkiye ekonomisi kritik bir darboğazın eşiğinde. 2018’nin ikinci yarısında ekonomik yavaşlamanın gerçekleşeceği neredeyse kesinleşti. Bundan sonra önemli olan bu yavaşlamanın ekonomik kriz halini alıp almayacağı. Bu yazıda, Türkiye ekonomisindeki güncel kriz dinamiklerini ana hatlarıyla ele alarak 24 Haziran sonrası olası senaryoları ele alacağım.

3 Haziran 2018 Pazar

Döviz-Faiz Kıskacı

Geçtiğimiz hafta, TL’nin ABD doları karşısında 3.80’lerin üzerine çıkması ile Türkiye ekonomisinin 2014’ten beri iki defa karşılaştığı darboğazın yeniden ortaya çıkması ihtimali belirdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2014 başında ve 2016 başında TL’nin hızlı değersizleşmesini önlemek için iki kuvvetli faiz artışı gerçekleştirmişti. 

2017’nin sonuna yaklaşırken faizi düşürme söylemleri artarken, kurdaki hareket yeniden sert bir faiz artırımı baskısı yaratıyor. Bunun gerçekleşmesi durumunda 2014’ten beri farklı yollarla ertelenebilen stagflasyonist sıkışmanın, önümüzdeki dönemde yeniden gündeme gelebileceğine dair emareler birikiyor. 2019’da yapılacağı ilan edilen ve ülkeyi yöneten siyasi heyet tarafından “varlık-yokluk” meselesi olarak görülen seçimler öncesi, ekonomide yeni bir darboğazın yaşanması olasılığı, ülkenin kaderini belirleyebilecek bir etkiye sahip olabilir. 

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Seçim sonrası sert iniş senaryosu güç kazanıyor

Nisanın son gününde AKP’nin açıkladığı Seçim Paketi sadece seçim sürecini değil sonrasını da belirleyecek bir içeriğe sahip. Paketle başlatılan vaat furyası, artan faiz ve yüksek enflasyon koşullarında neoliberal para politikası uzmanlarının tercih edeceği politika yapma atmosferini ortadan kaldırmakla kalmadı, aynı zamanda takip eden aylarda da çok zorlu mücadelelerin yolunu döşedi.

Hükümetin el kitabından bölümler: Baskın seçim sürecinde madde madde yapılacaklar

Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olan bölgenin ulusaşan örgütü tarihin en sert değerlendirme raporunu yayımladığı gün, aynı zamanda o ülkenin en tepedeki Güvenlik Kurulu olağan anayasal yollarla işini yerine getiremediğini söylercesine olağanüstü yönetimin devam etmesini salık verdiğinde başka bir şey konuşmaya imkân kalmamış demektir. Ancak Türkiye, Avrupa Komisyonu raporunun açıklandığı salı sabahından sonra sadece iktidar ortağı bir parti liderinin erken seçim çağrısını tartışıyordu. Tartışma çarşamba öğleden sonra seçim kararının açıklanmasıyla devam etti.

Bir kriz mi geliyor?

Türk lirasının değer kaybı ve faiz oranının yüksekliği nedeniyle Türkiye’nin bir kriz atmosferi içinde olup olmadığı sorusu ya da hükümetin aldığı/almayı planladığı önlemlerin olası bir krizi önleyip önlemeyeceği konusu yeniden hararetle konuşulmaya başlandı. Bir paket olarak pazarlanan ekonomik önlemlerin içinde mart ayı sonunda yasalaşan tek hazine hesabının kapsamının genişletilmesi de yer alıyor. Ayrıca KDV borcu bulunanların ödemelerinin tecili ve gıda enflasyonunu kontrol altına almak için çalışmaların sürdüğü, bir yandan daha fazla teşvik verilirken öte yandan da vergi ödemelerinde kolaylık sağlanması gibi unsurlar hükümetin yakın dönemdeki planları arasında.

İyi Parti'nin "Borç Silme" Önerisi ve Sınırları

İyi Parti, bugün yaptığı açıklama ile bankalar tarafından takibe alınmış 4.5 milyon borçlunun borçlarının silineceğini içeren bir öneri sundu. Borç silme konusu üzerine bir iki hatırlatma yapmak istedim.

3 Mayıs 2018 Perşembe

Kriz Yönetiminin Krizi

Bugün açıklanan enflasyon verileri sonrası TL tüm zamanların en düşük seviyelerini gördü. Zaten ekonominin zorda olduğu bir sır değil. Erken seçim kararının kendisi bizzat bu sorunların itirafı anlamına geliyor. Böyle olunca ekonomik kriz üzerine spekülasyonlar hızla artıyor. Kriz tartışmaları ve buraya nasıl geldiğimiz üzerine hızlıca bir kaç noktayı not almak istedim.

5 Nisan 2018 Perşembe

Siyasi Rejim Tartışmalarına Emek Merkezli Bakmak: Neoliberal Popülizm ve Yeni Emek Rejimi

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini, sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal yönetimini ve 16 Nisan 2017’deki referandumla birlikte hazırlıkları olgunlaşan rejim değişimini nasıl açıklamak gerekir? Devlet ve sermaye arasındaki ilişkilere dair teorilerimiz ve sınıf fraksiyonları gibi kavramsal araçlar, Türkiye tarihinin bu önemli olaylarını açıklamada ne kadar işlevli? Egemen sınıf fraksiyonlarının devletin güncel biçimlenişindeki etkileri neler? 15 Temmuz’un nedenlerini açıklamak için Marksist devlet kuramını bir kenara koymak mı gerekir? Sınıf mücadelesinin olası tek biçimi kapitalistler ile işçiler arasındaki dikey mücadeleler midir? Egemen sınıf içi mücadeleler, hangi durumlarda tayin edici bir nitelik kazanabilir? Devlet ile sermaye fraksiyonları arasındaki ilişkiye dair “devlet odaklı” analiz, “sermaye odaklı” hale gelince daha kapsayıcı olabilir mi? Ya da bu ikisi, “emek odaklı” analizlerle dengelenebilir mi? Dahası, emek rejimi, birikim rejimi ve siyasal rejimler arasındaki bağlantılar nasıl ortaya konabilir?[1]

Bu gibi sorular çoğaltılabilir. Zira 15 Temmuz ve 16 Nisan ile ilgili halen yeterince gelişkin bir açıklamaya sahip değiliz. Mevcut açıklamaların çoğu –haklı olarak– 15 Temmuz’un olgusal olarak incelenmesine yönelik gazetecilik yazıları ağırlıklı. Ancak AKP ile Gülenciler arasındaki kavgayı açıklamak için hangi teorik çerçevenin kullanılacağı ya da hangi süreçlerin devlet içindeki bu gibi çatışmaları daha da önemli hale getirdiği gibi soruların üzerine gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aşağıda, 2000’ler Türkiye’sini anlamaya dair eleştirel bir politik-ekonomi çerçevesi önereceğim. Neoliberal Popülizm (NP) çerçevesi sayesinde, hakim birikim rejimi ile emek rejimi ve bu ikisi ile siyasal rejim arasındaki bağlantıları kurabileceğimizi ileri süreceğim. 

13 Mart 2018 Salı

Milli kredi derecelendirme kuruluşuna gerek var mı?


Moody’s’in geçen hafta Türkiye’nin kredi notunu Ba1’den Ba2’ye düşürmesiyle Türkiye’de ata sporu haline gelmekte olan kredi derecelendirme kuruluşlarını (KDK) kötüleme pratiği yeniden filiz verdi. Ekonomistler kararın aşırı şaşırtıcı olmadığını ima etseler de AKP kadroları Moody’s’in not kararının itibarsız olduğunu açıkladılar. Moody’s bu sıralarda aralarında yabancı ortaklı bankaların da bulunduğu 14 bankanın ve altı şirketin notunu birer kademe indirdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu başkanı Mehmet Ali Akben ise “Milli bir kredi derecelendirme kuruluşuna ihtiyaç duymaktayız” açıklamasında bulundu ve 2018 yılı içinde ulusal bir derecelendirme kuruluşunun oluşturulacağını müjdeledi.

27 Şubat 2018 Salı

Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan: 1995-2016 Ortalama Ücretler

Visegrad grubu olarak bilinen Orta Avrupa ülkelerinden sağ-popülizmin yükseldiği üç ülkedeki (Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan) ortalama ücretlerin 1995-2016 arasındaki değişimi aşağıdaki grafikte gösteriliyor.

31 Aralık 2017 Pazar

Kriz Notları'nda 2017'nin İlk 5'i

Kriz Notları'nda 2017'nin en çok okunan yazılarını derledik. İlk 5, kriz kaygısının yoğunluğuna, Varlık Fonu konusundaki meraka ve borç çevrimindeki belirsizliklere işaret ediyor. 

14 Aralık 2017 Perşembe

Örtülü Para Politikası ve Bir İletişim Faciası

14.12.2017 tarihinde TCMB’nin yaptığı Para Politikası Kurulu kararı ile Geç Likidite Penceresi faizini yarım puan artırıldı. Ancak TCMB kamuya açık olmayan toplantılarda yatırımcılara verdiği sözün altında bir artış yaptığı fikri baskın hale geldiğinden, TL’de hızlı değersizleşme yaşandı. Yani TCMB’nin bu hamlesi ile hem faiz, hem kur artışı yaşanmış oldu. Özetle yaşanan tam bir iletişim faciası.

22 Kasım 2017 Çarşamba

Çalkantı, kriz ve bir devlet bankasının hikayesi

Hikaye çatısı gerçekten acıklı: devlet mülkiyetinde olan, 80 yaşında dolayısıyla bir finansal kuruluş için erişkin yaşta denebilecek bankanın önce özelleştirilmeye çalışılması, sonra çoğunluk hissesi devlette ve fakat Özelleştirme İdaresi’nde olan bir bankaya dönüşümü, 2008-09’da yeniden fark edilen faydalarıyla yeni bir hayata kavuşması ama bu hayatın Varlık Fonu’nun evlatlığına dönüşmekle yeni bir çalkantı evresine girmesi ve çapsız bir dolandırıcının itirafları nedeniyle isim değişikliğine uzanması (ya da uzanma ihtimali) ve bunun aileyi toptan yıkıma sürüklemesi. Fazla melodramatik, senaryo olsa yüzüne bakılmaz…

15 Kasım 2017 Çarşamba

Borç finansmanı değil absürt bir iktidar savunusu

Hazine Müsteşarlığı’nın kendisine yönelik eleştirilere cevaben 1 Kasım’da “Borç ve Nakit Yönetimine İlişkin Basın Açıklaması” gerçekleştirmesinin ardından kısa süreli bir tepki bombardımanı yaşandı. Ekim sonunda yayımlanan 2018 finansman programı ile birlikte değerlendirildiğinde bu belge Hazine Müsteşarlığı’nın konumu açısından önemli göstergeler sunuyor.

2 Kasım 2017 Perşembe

“Son Dönemeç” Öncesi Gidişat: Geleceğe Kaçış Planı

Express yazılarıma bir süredir ara vermek zorunda kaldım. 2017’nin başına en son #Express149’a yazdığım yazının başlığı “Sagflasyonist Sıkışma” idi. O günden bu güne yaşanan sıkışma ertelendi ancak aşılamadı. 2019’daki “son dönemeç” öncesi tüm dikkatler ekonominin büyük bir sorun çıkarmasını önleyecek şekilde yönetilmesine yoğunlaştırılmış durumda. Bu yazıda, 2007-2008 krizinin başlangıcının 10. yılını arka fona alıp, dünya ekonomisindeki ve siyasetindeki temel değişimlerden yola çıkarak Türkiye’deki ekonomi-politik gidişatın güncel başlıkları üzerinde durdum. 

23 Ekim 2017 Pazartesi

Yargı Bağımsızlığı Gerilerken Yatırımcı Nasıl Güvende Olabiliyor?

Dünya Ekonomi Forumu (WEF), 2017-2018 dönemi Küresel Rekabetçilik Endeksi geçtiğimiz hafta yayımladı. Türkiye ile ilgili çarpıcı veriler var. Bu yazıda daha önce de farklı vesilelerle üzerinde duruğum bir konuya değineceğim. Yazının özü şu: Endeks’teki bazı veriler, liberallerin ve ana muhalefet partisinin pek sevdiği, “hukuk yatırımların güvencesidir” söylemini sarsıcı nitelikte. Nasıl mı? Gelin bakalım.

“Batı’nın” Liderlik Krizi

Bu yılın Nisan ve Mayıs aylarında, bir dizi yazı ile dünya siyasetinde ve ekonomisinde son dönemde yaşanan gelişmeleri anlayabilmek için “küresel ara rejim” kavramının kullanılabileceğini önermiştim. Bu yazı ile seriyi devam ettirerek, birkaç ekleme yapacağım.