8 Nisan 2020 Çarşamba

Fed, IMF ve Türkiye

ABD merkez bankası Fed, Covid-19 sonrası yeni küresel krizde faiz indirimi ve miktarsal genişlemeye geri dönüş önlemlerinin yanında bazı ülkelere doğrudan takas hattını açarak dolar likiditesi sağladı. Ancak bu imkandan yararlanmak için ülkelerin elinde ABD Hazine kağıdı olması gerekiyor. Krizin küresel bir boyut almasıyla elinde ABD Hazine kağıdı olmayan ülkelere de dolar likiditesi sağlanması için bir ara formül olarak İMF'nin devreye girmesi gündeme geldi. Bu gelişmeyi Sözcü'de kısaca değerlendirmiştim, buraya biraz daha geniş halini ekliyorum.

Uluslararası Parasal Hiyerarşi

Fed, uluslararası parasal hiyerarşinin tepesinde oturuyor. Bretton Woods sisteminin yıkılmasından sonra maddi içeriği (teorik olarak da) ortadan kalkan ve tamamıyla kredi para haline gelen ABD doları, dünya genelinde rezerv para olarak işlev görmeyi sürdürüyor. 

IMF'nin bu olası adımı, dünyada rezerv para olarak işlem gören ABD dolarının ve onu yöneten Fed'in 'son borç verme mercii' olması işlevinden kaynaklanıyor. Çünkü şu anda üretim zincirindeki aksaklıklara paralele olarak ödemeler zincirinde de sorunlar yaşanıyor. IMF'nin bu adımı, Fed'in olası bir likidite krizini önlemeyi amaçlayan politikasının devamı olarak görülebilir. 

Türkiye

Türkiye şimdiye kadar Fed'in diğer merkez bankalarıyla yaptığı takas anlaşmalarına dahil edilmedi. Zaten edilseydi de etkisi sınırlı olurdu. Bunun nedeni, ekonomi yönetiminin bir stratejik tercih yaparak yakın zamana kadar 50 milyar doların üzerinde olan ABD Hazine tahvil stoğunu son yıllarda neredeyse sıfırlamasıdır. Bu yılın Ocak ayı itibariyle Türkiye'nin elinde 2.8 milyar dolar kadar ABD Hazine tahvili var. Yani  bu süreçte Erdoğan yönetimi ters ayakta yakalandı.



Fed takas anlaşmasına, gelişmekte olan ülkeler arasından genellikle ABD'nin çok ticaret yaptığı ülkeleri dahil etmişti. İMF'nin oluşturacağı bu yeni olanak, bu dönemde yaşanan küresel dolar likiditesi sorununu aşmaya yönelik olarak ve geçici bir şekilde düşünüldüğü için, bu olanaktan yararlanmanın çok sert ön koşullara bağlanacağını düşünmüyorum.



Ancak, 2018 yılı, 2008 sonrasında, 'yükselen piyasalardan' sermaye çıkışının yaşandığı en kötü yıl olmuştu. 2020'nin ilk aylarında bu ülkelerden çıkan sermaye miktarı, öncekilerle karşılaştırılmayacak miktarda fazla. Bu ortamda, İMF'nin hazırladığı bu yeni olanağın Türkiye ekonomisi için bir kurtarıcı gibi görülmesi gerçekçi değil.