Cuma, Nisan 19, 2013

Hata mı atmosferik basınç mı?


Harvard’dan Prof. Carmen Reinhart ve Prof. Kenneth Rogoff This Time is Different çalışmalarıyla akademik dünyaya derli toplu bir finansal kriz tarihçesi hediye etmekle kalmadılar. Bu ve buna eşlik eden makaleleri, raporları ile kamu borcu ve büyüme arasındaki ilişkiyi masaya yatırıp, “bu ilişki biraz muğlak ve elimizde net bir kanıt yok” diyerek birçok iktisatçının geçiştirdiği eşik sorununu incelediler. Soru şuydu: Kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı hangi seviyede olursa ekonomik faaliyet açısından bir tehdit teşkil etmez? Çok sayıda ülkenin kamu borcu / GSYH oranları üzerinden yaptıkları hesaplamalar bu muğlaklığı ortadan kaldırdı. Borç oranı % 90’ı geçtiğinde ekonomiye radikal denilebilecek bir etkide bulunuyor ve tehlike çanları çalıyordu.

Bu hakikaten önemli bir tespit ve uzun vadeli verilerin analiziyle desteklendiğinde çok ciddi bir uyaran oluşturuyor. Kutsal kitaplardan fırlatılmış bir cümle ile karşı karşıyayız sanki: Her kim ki kamu borcunu eşiğin üstüne çıkarırsa, biliniz ki büyüme oranı düşecektir!

Gerçekten öyle mi? Thomas Herndon, Michael Ash ve Robert Pollin’in çalışması Reinhart&Rogoff’un verilerini kullanarak ancak bu kez iddia ettikleri üzere eksiksiz bir şekilde verileri alıp hesaplamayı yeniden yapıyor. Dışarıda neden bırakıldığı belirtilmeyen ülkeleri de kapsayarak aynı hesaplamayla kamu borcunun yüksekliğinin büyüme oranına etkisinin olumsuz addedilse bile açık bir şekilde tespit edilebilmesinin zor olduğunu gösteriyor (büyüme rakamlarındaki farklılık tablolaştırılmış şekliyle şurada). Sonuç açık: ortalama büyüme oranları kamu borcunun artmasıyla birlikte hafif bir şekilde zayıflayabiliyor ancak negatif korelasyon (x arttıkça y düşer) kurmak büyük bir hata. Reinhart ve Rogoff’un bilinçli olduğunu düşünmememiz için çok da bir neden sahibi olmadığımız Excel hatasının (R&R Hatası) önemi kitaplarının ve destekleyici çalışmalarının Avro Bölgesi krizi’nin başlangıcında ve gelişiminde yayımlanması ve halihazırda uluslararası finansal çevrelerde yaygın bir düşünme biçimini destekleyerek Avro Bölgesi devletlerine mali deli gömleğinin giydirilmesi çabalarına kuramsal ampirik destek sunmaları.

R&R hatası sırtımızı dönüp, büyük iktisatçılar da hata yapar diyebileceğimiz bir hata değil. Kamu borcunun artışının bizzat GSYH yavaşlamasıyla ilgili olabileceği gibi bir bilgiyi unutmamak gerek. Ancak, daha önemlisi bu tartışmanın ve çalışmaların bağlamı. Avro Bölgesi’nde krize verilen temel tepkilerden birisini hatırlayalım. 2011 yılı sonunda kabul edilen Mali Pakt ve onun temel unsuru olan mali kural, 2012 Mart’ında 25 AB üyesi ülkenin imzaladığı İstikrar, Eşgüdüm ve Yönetişim Anlaşması gereğince uygulamaya kondu. Bu kural bir yapısal açık hesaplaması üzerinden kamu harcamalarındaki kesintiyi sürekli kılmak amacı taşıyor ve Yunanistan korkusunun izini taşımakta.

25 ülke tarafından imzalanmış, 2013 Ocak itibarıyla 13 ülke tarafından resmen onaylanmış olan bu anlaşma, Maastricht kriterlerinden olan GSYH’nin % 3’ü oranında açık ve % 60’ı oranında kamu borç stoku gibi maddeleri % 0,5’lik ve yasal olarak bağlayıcı bir yapısal açık hedefiyle destekliyor. Bu yapısal açığın ölçülmesi ise bir çıktı açığına (potansiyel çıktı ile var olan çıktı arasındaki fark) ve istatistiksel varsayımlara dayalı hesaplamalara dayandırılıyor. Çevrimsel dalgalanmaların yaratacağı hesaplama sıkıntıları bir kenara, bu yapısal açık dayatması hedefi kamu harcamalarının toplum taleplerinden bağımsız olarak sürekli baskı altında tutulmasını amaçlıyor. Bu bağlamda Avrupa ölçeğinde sürekli bir kemer sıkma politikasının yasalaşma sürecinin tanıklarıyız. Bu yasal düzenlemeler ve siyasal dönüşüm, finansal sektörün kurtarılması için uygulanan Keynesyen tarzda açık vererek harcama yapılmasının, ulusal ölçekte daha yüksek ücret ve daha fazla kamu harcaması talebine dönüşmesini engelleme girişimi anlamına geliyor.

İşte böyle bir bağlamda R&R çıkarak kamu borcunun artışının büyümeye olumsuz etkisini Excel hatalarıyla gösteriyorlar. Masum bir hata mı yoksa atmosferik basınçtan kaynaklı bir çarpıtma mı? Sanırız ikincisi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder