Çarşamba, Mart 27, 2013

Kıbrıs’ta Sermayenin Planı Uygulanacak

AB ve IMF ile Kıbrıs hükümeti arasında sağlanan anlaşmaya göre, 100 bin avronun üzerinde olan mevduatlar dondurulacak ve önemli bir kısmı borç ödemesinde kullanılacak. Peki, bir hafta süren bu çetin görüşmeler sonrasında varılan bu sonuç ne anlama geliyor? 
 
A Planı ve Troyka
Yaşanan süreci biraz daha iyi anlayabilmek için geçtiğimiz haftaya dönmemiz gerekiyor. Buna göre geçtiğimiz hafta Avrupa Birliği Merkez Bankası’nın Kıbrıs hükümetine yaptığı ülkenin iflasın eşiğinde olduğu uyarı sonrası, Kıbrıs’ın Avrupa Para Birliği’nde kalabilmesi için 17 milyar avroluk bir kurtarma paketine ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Troyka (AB Maliye Bakanlarından oluşan Eurogrup, IMF ve AB Merkez Bankası’ndan oluşan üçlü birlik), Kıbrıs hükümetinin 7 milyarlık bir kaynak bulması durumunda 10 milyar avroluk bir desteğin sağlanacağı taahhüdünde bulundu. Troyka’nın önerisinde (A Planı) Kıbrıs içinden sağlanması gereken 7 milyarın esas olarak banka mevduatlarının vergilendirilmesi ile karşılanabileceği yer alıyordu. Ancak Kıbrıs parlamentosu geçtiğimiz salı günü (19 Mart) Troyka’nın  A Planı'nı reddetmişti.  
 
Parlamentonun red kararı üzerinde yapılan yorumlara bakıldığında kafaların biraz karıştığı görülüyor. Bir yandan süreci soldan okuyan analizler, red kararını AB’ye direniş olarak değerlendirirken, ilginç bir şekilde neoliberalizmin önemli sözcülerinden olan The Economist de Troyka’nın önerisinin red edilmesi gerektiğini savundu. Tabii ki iki analizin hareket noktaları farklı. Eleştirel analizler genellikle Kıbrıs parlamentosunun, Almanya’nın başını çektiği neoliberal yeniden yapılandırmaya “hayır” dediğinin altını çizdi. The Economist ise, mevduata vergi konulmasının esasında özel mülkiyete müdahale olduğu ve bu yolun bir kere açılması durumunda, diğer ülkeler için örnek teşkil edebileceği gerekçesi ile uygulanmaması gerektiğini ileri sürdü.  
Ancak parlamento, mevduata getirilecek olan vergi önerisini, sanılanın aksine küçük mevduat sahiplerinin birikimlerini AB’nin dayatmalarına karşı korumak amacıyla değil,  Kıbrıs’ın finans merkezi olma özelliğine ciddi bir darbe vurulacağı için reddetti. Zira ekonomisi temel olarak turizm ve finans sektörü üzerine kurulu olan Kıbrıs için bu karar gerçekten de ileride onarılması çok zor olan bir güvenilirlik kaybına neden olabilirdi.

B Planı ve Rusya
Son olarak hükümet ile Troyka görüşmeleri geçtiğimiz hafta sonu yeniden başladı ve pazar günü (24 Mart) geç saatlerde yeni bir anlaşmaya varıldığı açıklandı. Varılan anlaşma, 100 bin avronun altındaki mevduat sahiplerinden vergi almamasını, ancak 100 bin avronun üzerindeki mevduatların dondurularak borç ödemesinde kullanılmasını öngörüyor. Bu anlaşmanın iki anlamı var. İlki ve en önemlisi, Avrupa Birliği ve özellikle de Almanya, Kıbrıs bankacılık sistemini kurtarmak adına Rus sermayesini kurtarmayı reddetti ve nispeten küçük ölçekli de olsa kurtarma planının faturasının bir kısmını Rus sermayesine kesmiş oldu. Dolayısıyla, bu karardan sonra Kıbrıs’ın bir finans cenneti olma konumu sona erdi. Anlaşmanın ikinci önemli boyutu, adadaki tepkinin kuvvetini azaltmaya dayanıyor. Zira, zaten kurtarma anlaşması karşılığında, kamu harcamalarının azaltılacağı, bankacılık sisteminin daraltılacağı, emeklilik ve sosyal güvenlik gibi hakların törpüleneceği bir döneme girilirken, küçük mevduat sahibine dokunulmaması, bir anlamda Troyka’nın Anastasiades hükümetine süreci yönetebilmesi için açtığı bir kredi anlamına geliyor. Yani bu kararla anlaşmaya yönelik olarak oluşması muhtemel tepkinin azaltılması amaçlanmış. 

C Planı yok mu?
Anastasiades hükümetinin pazar gün (24 Mart) kabul ettiği plan ile geçen hafta reddettiği plan arasında büyük farklar yok. Her ikisinde de Troyka’nın temel talepleri değişmemiş durumda. Kıbrıs’ın en büyük bankalarından biri olan Laiki Bank’ın kapatılması (ki bu Kıbrıs’daki bankacılık sisteminin önemli bir kısmının fiili tasfiyesi anlamına geliyor) ve yıllık üretiminin 7 katı büyüklüğe sahip olan finansal sistemin radikal şekilde daraltılması üzerinde anlaşıldı. Dolayısıyla, Kıbrıs’ta geçtiğimiz hafta hükümetin AB’den gelen planı reddetmesiyle oluşan kafa karışıklığına dayanan heyecan, yerini bir kez daha sermayenin planının uygulamaya konacağı gerçeğe bıraktı.