Cumartesi, Ağustos 18, 2018

Lira’s Downfall is a Symptom: the Political Economy of Turkey's Crisis

Turkish Lira lost almost 45 per cent of its value against the U.S. Dollar in 2018. The losses accelerated notably in recent months and particularly in the second week of August, which included the two days in which Lira lost the most against USD since the 2001 crisis. 

Suddenly, it became “all about Turkey” as the Bloomberg commentators said and many pundits expressed their opinions about the reasons as well as the dire consequences of a currency crisis. 

The first stage of the international financial crisis in 2008-09 was followed by the Eurozone crisis (2010-12). Increasing volatility in the markets of global South, which began by 2014 can be seen as the third stage in such a periodization. We believe that the downfall of Turkish Lira against this background is a symptom of macroeconomic problems and the policy responses of the last decade. In other words, Turkey’s 2018 crisis occurred as a combination of the impact of the tightening global dollar liquidity conditions, the choices of policymakers particularly in recent years and the inability to formulate a new economic model to overcome the crisis of accumulation, unfolding right now in Turkey. 

Cuma, Ağustos 17, 2018

2018 Krizinin Ekonomi Politiği

Toplam üç yazıdan oluşan bu yazı dizisi ile, 24 Haziran sonrasında gerçekleşen siyasi rejim değişikliğinin ekonomi politikasının ne olabileceğini ya da bir başka ifadeyle yeni siyasi rejimin birikim modeli krizini aşıp aşamayacağı konusu ile ilgili seçenekleri değerlendiriyorum. 

İlk yazıda, tıkanan birikim modeline yama yaparak eskiye dönüş anlamına gelecek bir IMF programının ya da IMF anlaşması olmadan kurgulanacak bir istikrar programının, mevcut sorunları sadece erteleyebileceğini vurguladım. Bu seçeneğin hayata geçmesi, birikim rejimi krizini yaratan kısırdöngüye dönüş anlamına gelir. 

İkinci yazıda da, masadaki seçeneklerden bir diğer olan ‘kalkınmacı devlet’ modeline geçişin, mevcut Türkiye şartlarında ne kadar uygulanabilir olduğu konusunu ele aldım. Çıkan sonuç, devlet kapasitesindeki zaaflar ve strateji eksikliği nedeniyle bu tip bir modelin uygulanabilir olmadığı idi. 

Bu yazıda, ne tam olarak ana akım istikrar programının uygulanabildiği ne de kalkınmacı devlet modeline geçilebildiği günümüz yapısal kriz koşullarında, yeni kurulan rejimin ekonomik yönelimini nasıl tanımlayabileceğimiz üzerinde duracağım. Bu şekilde, TL’deki değersizleşmeye neden müdahale edilemiyor? ya da ekonomi politikasının ‘kilitlenmesinin’ nedeni ne? gibi soruların da yanıt bulacağını düşünüyorum. 

Pazartesi, Ağustos 13, 2018

Türk Lirası’nı kim kurtaracak?


İlginç zamanlardan geçiyoruz. Herkes Türk lirasını kurtarmak istiyor. Ama Türkiye’de iktidar ekonomik bünyenin sağlam olduğunu iddia ediyor, bazı muhalefet milletvekilleri de Türkiye’ye komplo kurulduğu düşüncesini savunuyor.

Pazar, Ağustos 12, 2018

İki Farklı AKP ve Otoriterleşme

2002-2018 arası AKP hükümetlerini iki dönemde incelemek oldukça yaygın. Bu yaygın dönemlendirmeye göre 2002 ile 2008 krizi arası ilk dönemde, demokratikleşme ekonomik büyüme ile el ele gitti. Yine bu yaklaşıma göre 2008 sonrası, özellikle de 2010 referandumu sonrasında AKP yönetimi otoriterleşmeye başladı; geçen yılki referandum ve 24 Haziran seçimleri ile birlikte tek adam rejimine geçildi. Bu tip yakın tarih okumaları pek çok açıdan eleştirilebilir. Ancak bu yazıdaki konumuz açısından en büyük eksiklik, bu dönemlendirmeyi kullanan analizlerin iki dönem arasındaki ilişkiyi ve ilkinden ikinciye dönüşümün nedenlerini ve bu dönüşüm nasıl gerçekleştiğini yeterince açıklığa kavuşturamamalarıdır. 

Ne oldu da ekonomik büyümeyi getiren ve ülkeyi (sözde) demokratikleştiren AKP birdenbire otoriterleşti ve sonra rejim değişimine kadar varan bir tek adam yönetimi geldi? İkinci AKP, ilk AKP’den bir “sapma” mı? Yoksa ikinci AKP ilk AKP’nin “özü” mü? Her iki dönem, sınıfsal güç dengeleri açısından bir farklılığa mı işaret ediyor? Her iki dönemdeki devletin içsel yapılanması nasıl değişti? Bu tip sorular çoğaltılabilir, çoğaltılmalı da. Bu yazıda, doğal olarak, tartışmaya nihai bir nokta koyma iddiası yok. Aksine tartışmayı daha da açmak için bir düşünce egzersizi ile “buraya nasıl geldik” sorusunun olası yanıtlarından bazılarını gündeme getirerek, Türkiye’deki değişimin, dünyada Türkiye’ye benzeyen ülkelerdeki değişimle benzerliğine işaret edeceğim. 

Cuma, Ağustos 10, 2018

Üç kuruşumuza da çökecekler mi?

Hafta sonu katıldığım bir seminerde yaklaşık iki saat boyunca Türkiye ekonomisinin sorunlarına dair görüşlerimi paylaştım. Seminer sonunda, şaka yollu, doların akıbetini soran bir katılımcıdan sonra, yanıma usulca yaklaşan bir dinleyici çekimser de olsa sorma ihtiyacı hissetti: “6 olur değil mi?”. Bu, bir sorudan ziyade endişe ifadesiydi. Bütün göstergelerin kötüye gitmesi ve sürüklenme duygusu, kanımca “dolar yükselecek mi?” sorusunun arkasında heyula gibi dikilen şu endişeyi güçlendiriyor: Yabancı para mevduatlarına, üç kuruş birikimimize bir el atma söz konusu olur mu?

Yeni Rejim ve ‘Kalkınmacı Devlet’

Geçen haftaki yazıda, ekonomideki güncel sorunlarına çözüm olarak hazırlanan bir istikrar programının çözüm değil, benzer sorunları yaratan bir kısırdöngüye dönüş anlamına gelebileceğinin altını çizmiştim. Gerçekten de, son dönemde sıklıkla dile getirilen ‘IMF programı’ seçeneği, Türkiye ekonomisindeki birikim modeli krizini aşmaktan çok, zaten krizde olan mevcut birikim modelinin devamını sağlamaya yönelik olacaktır. 

Geçen hafta kaldığım yerden devam ederek, bu yazıda şu soruyu ele alacağım: 24 Haziran sonrasındaki siyasi rejim değişikliğini, yapısal krizi aşmaya dönük ve ‘kalkınmacı devlet’ modeline yönelen bir devlet-kurma girişimi olarak görebilir miyiz? 

Perşembe, Ağustos 09, 2018

Kriz Mi? Hangi Kriz?

Kriz var mı yok mu, TL'deki bu hızlı değersizleşme nelere yol açabilir gibi konularda birkaç kısa ek bilgi vererek, güncel kriz dinamiklerini açıklayabilmek için bir çerçeve taslağı sunacağım. 

Salı, Ağustos 07, 2018

Kur Şokundan Döviz Krizine

Türkiye ekonomisi çok kritik bir dönemden geçiyor. TL'nin hızla değersizleşmesi, firmaların kur riskini daha da artırdı. Riskin büyüklüğü ile ilgili bir kaç veri vererek, firmaların neden bu kadar borçlu hale geldiğinin nedenlerine işaret edeceğim.

Pazartesi, Ağustos 06, 2018

10 Soruda 2018 Ekonomik Krizi

Türkiye ekonomisi hızla bir ekonomik daralmaya doğru ilerliyor. Resesyonun ne kadar sert olacağı ve ne kadar uzun süreceği henüz netleşmiş değil. Durumu daha da zorlaştıran, daralmanın yüksek enflasyon ortamında gerçekleşme ihtimalinin yükselmesi, yani stagflasyon riski. Bu yazıda ekonomik darboğazı yaratan somut işleyiş mekanizmalarını, son dönemdeki ekonomik ve siyasal gündem ile birleştiren bir değerlendirme yapacağım. 

İstikrar Programı Yapısal Krizi Aşabilir Mi?

Yeni siyasi rejimi inşa faaliyeti hızla sürüyor. Son olarak Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın başına eski Maliye Bakanı Naci Ağbal getirildi. Strateji ve Bütçe Başkanlığı, esasında eski Devlet Planlama Teşkilatı’nın (sonrasındaki Kalkınma Bakanlığı’nın) görevini üstleniyor. Başkanlık “kalkınma planı, Cumhurbaşkanlığı Programı, Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan, Cumhurbaşkanlığı yıllık programı ile sektörel plan ve programları Hazine ve Maliye Bakanlığı ile müştereken hazırlayacak ve makro dengeleri oluşturacak.” 

TL'deki hızlı değersizleşmeye neden müdahale edilmiyor?

TL'deki hızlı değersizleşmeye neden müdahale edilmiyor? sorusu yeniden gündeme geldi. Bir kaç kısa hatırlatma yapmak istedim.

Yaşanan bir birikim modeli krizi. Bu tip kriz konjonktürlerinin en önemli belirtisi, ekonomi yönetiminin müdahale seçeneklerinin sınırlanmasıdır.

Perşembe, Ağustos 02, 2018

Varlık Fonu ne yapıyor? Hani kuşlar, ağaçlar?

“Piyasada bahar rüzgârı” ifadesini görünce etrafıma bakınıyorum: Hani kuşlar, ağaçlar, bin bir renkli çiçekler? Click-bait manşetler bir yana, böyle bir rüzgâr beklentisi diğer yandan da kuruluşunun üzerinden 2 yıl geçmiş Türkiye Varlık Fonu (TVF) ile ilişkilendiriliyor. TVF sitesinde ise, kurumun ne yaptığına ve yapacağına dair aylardır aynı ifadeler bulunuyor. Ben de yeni kostümlerine alışamamış devlet nobranlığı ile tekrar karşılaşınca bazı soruları sıralama vaktidir diye düşündüm.

Pazartesi, Temmuz 30, 2018

Güvencesizlik ve Finansal İçerilme

Herhangi bir işte uzun süreli –hatta bir ömür- çalışıp emekli olma durumu giderek bir istisna haline geliyor. Şimdilerde 30’lu yaşlarda olanlar, ebeveynlerinin bazılarının yaşadığı bir deneyim olan istihdam güvencesini ya da uzun süreli iş sözleşmelerini görecek kadar şanslı değiller. Bu durum büyük ölçüde kapitalist toplumsal ilişkilerin son 30-40 yılda dünya genelindeki dönüşümüyle yakından ilgili. Çalışma hayatında güvencesizliğin giderek bir norm haline geldiği günümüzde, bu durum gündelik hayatın finansallaşması süreçleriyle yakından ilişkili.

Döviz – Faiz Kıskacı, Enflasyon Rekoru ve Yeni Kabine

Türkiye ekonomisi son beş yıl içerisinde üçüncü kez bir ekonomik darboğaz ile karşılaşıyor. Bu darboğazlar, ülke ekonomisinin sermaye hareketlerine aşırı duyarlı olması ve ithalata bağımlı bir üretim yapısı zemininde gerçekleşiyor. Bu iki özellik, resmi olarak Türkiye’de uygulanan enflasyon hedeflemesinin, fiili olarak döviz kuru hedeflemesi sistemi olarak işlemesi sonucunu doğuruyor. O nedenle faiz politikası, enflasyondan çok dövizdeki artışa duyarlı olarak işliyor. Sonuçta yaşanan ekonomik darboğazlar, döviz - faiz kıskacı olarak ortaya çıkıyor. 

Bu yazının iki amacı var: İlki, AKP hükümetleri döneminde uygulanan ekonomik modelin 2013 sonrasında tıkandığına, beş yılda yaşanan üç ekonomik darboğazı ele alarak işaret etmek. İkincisi de, bu yapısal kriz zemininde, yeni kabine seçenekleri üzerinde durmak. 

Yeni Rejim'in Türkiye'si: Kopuş ve Süreklilikler

24 Haziran seçimleri, şüphesiz ki, siyaseten ve özellikle hukuken öncesiyle bir kopuş anını temsil ediyor. Ancak ekonomik açıdan böyle olduğunu söylemek zor. Her ne kadar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS), “eski Türkiye’ye” ait “bürokratik oligarşiyi” sona erdirerek, hızlı ve etkin bir bürokrasi vaat etse de, ekonomi yönetiminin eski sorunları, yeni Türkiye’de de sürecek. 

Bunların başında, ekonomi yönetiminin doğrultusunun ne olacağı geliyor. Doğrultu sorunu, birikim rejimi krizi ile yani yapısal krizle ilişkili. Hali hazırda süren rejim inşası ile ortadan kaldırılan ya da yeni kurulan kurumlar, yapısal kriz çözülmeden işlevsiz olmaya mahkûm. Kısacası, rejim değişikliği ile değişmeyen tek şey, ekonomi yönetimindeki kargaşa.