Perşembe, Mayıs 03, 2018

Kriz Yönetiminin Krizi

Bugün açıklanan enflasyon verileri sonrası TL tüm zamanların en düşük seviyelerini gördü. Zaten ekonominin zorda olduğu bir sır değil. Erken seçim kararının kendisi bizzat bu sorunların itirafı anlamına geliyor. Böyle olunca ekonomik kriz üzerine spekülasyonlar hızla artıyor. Kriz tartışmaları ve buraya nasıl geldiğimiz üzerine hızlıca bir kaç noktayı not almak istedim.


2016'nın uzatmaları

2016’nın 3. çeyreğinde ekonomik daralma yaşandı. Bu 2008 krizinden beri ilk kez oldu. Ve kamu harcamalarındaki muazzam artışa rağmen oldu. Aslında Türkiye ekonomisinin 2000'li yıllarda takip ettiği büyüme modelinin sonuna o zaman gelinmişti. Yani hikaye o zaman bitmişti, şimdi uzatmaları izliyoruz. Ekonomik daralma ortamında hem enflasyon hem kur hem faiz hem de işsizlik artıyordu. Kitlesel firma iflasları kapıdaydı. Stagflasyonist dinamikler yoğunlaşmıştı.

Geleceğe Kaçış Planı

Sonrasında devreye sokulan “geleceğe kaçış planı" ile yaklaşık 30 bin firma kurtarıldı, borçlar yapılandırıldı. Bu sayede 16 Nisan 2017’deki referandum sırasında ekonominin olumsuz basınç yaratması kısmen önlendi. Ancak alınan önlemlerin hiçbiri sorun çözmek için kurgulanmadı. Amaç sorunları ileri erteleyerek, şimdiki zamanı kurtarmak idi.

Kriz Var Mı Yok Mu?

Konu güncel olarak kriz var mı yok mu konusuna geliyor. Özellikle ekonomik krizin seçim öncesinde hükümeti olumsuz etkileyebileceği beklentisi, bu konuya ilgiyi daha da artırıyor.  Şöyle görüyorum: Teknik olarak bir kriz (resesyon) yok ama bir birikim modeli krizi var. “The” kriz, bu ikisi eşleştiği zaman oraya çıkacak. Açıklayayım:

Ekonomik kriz ya da resesyon, dar anlamıyla iki çeyrek üst üste ekonomik daralmanın yaşanması olayını adlandırmak için kullanılıyor. Bu kriz tanımını bir başka tanımla birleştirmediğimizde eksik bir açıklamaya sahip olmaktan kurtulmamız zor. Bu tanım ise birikim rejiminin krizi. Birikim rejimi ile de, sermaye birikim sürecinin uzun bir süre içinde gösterdiği düzenlilikler, birikim gerçekleştiği temel sektörler ve bu birikim rejimi ile uyumlu olan ekonomi politikalarını kastediyoruz. Bu anlamda resesyonları durumsal (contingent) ve yapısal olarak ikiye ayırabiliriz. 

Birikim Rejimi Krizi

Belirli bir birikim rejimi sürerken, dönemsel tıkanıklıklar nedeniyle resesyonlar yaşanabilir. Bu durumsal bir krizdir. Ekonomik daralmaya neden olan unsur(lar) geçici olduğu için birikim rejiminin sürmesini tehlikeye atacak büyüklükte krizler oluşmaz. Yapısal krizler ise, resesyonların birikim rejimi krizi ile birleştiği zaman ortaya çıkar. Yakın geçmişten örnekler vermek gerekirse 1971 krizi durumsal iken 1978-1980 krizi yapısaldır. Ya da 1994 krizi durumsal iken 2001 krizi yapısaldır. Yani, yapısal krizleri durumsal krizlerden ayıran, sermaye birikiminin koşullarının dönemsel kesintilerin ötesinde, köklü bir şekilde tıkanmasıdır. 

Güncel olarak Türkiye'de izlenen birikim modeli tıkanmıştır. Bu anlamda bir birikim rejimi krizinden bahsedebiliriz. Bu krizin yapısal biçim alması, ancak bir resesyonun yaşanması ile gerçekleşebilir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder