Perşembe, Temmuz 12, 2018

IMF partisi mi alternatifler mi?

Mayısın ilk yarısında Türk Lirası dolar karşısında sadece yüzde 8 civarında değer kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye’ye taslağı 30 Nisan’da IMF Konsültasyon Raporu’nda sunulan ancak henüz adı konmamış olan kemer sıkma programı daha fazla alıcı buldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İngiltere’de 14 Mayıs’ta katıldığı programda komşu ülkelerle ticarette yerli paranın kullanılmasından, para politikasında başkan olarak ağırlığını koyacağına kadar birçok bilinmezlik barındıran beyanları durumu kötüleştirdi. Aynı gün ödemeler dengesi ve 15 Mayıs’ta işsizlik verileri açıklanırken Türk Lirası’nın çöküşü, faiz artışı ve sert inişin seçim sonrasına kalmadan gerçekleşmesi olasılığını Erdoğan’ın isteği hilafına artırdı.(i)


Bu kısa değerlendirmede Türkiye ekonomisini bekleyen zor dönemde yaşanan çalkantının temel nedenleri ve bir alternatif arayışının nereden beslenebileceğini ele alacağım.

DÖNEMİN ZORLUĞU NEREDEN KAYNAKLANIYOR?

14 Mayıs’ta açıklanan mart ayı ödemeler dengesi verileri yıllıklandırılmış cari açığın 55 milyar doları aştığını gösterdi. Mart ayında, bir önceki aya göre doğrudan yatırım artışı olsa da oldukça yüksek bir portföy yatırımı çıkışı görüldü ve cari açığın finansmanında rezervler devreye girdi. Türkiye’de ufak sermaye çıkışlarının dahi büyük sarsıntılara yol açtığını görüyoruz ve son veriler tekrar bu gerçeği teyit ediyor.(ii)

Türkiye’de borç stokunun büyüklüğü ve finansman sorunu belirsizlikleri artırıyor. Özel sektör ve kamu sektörünün bir yıl içinde vadesi gelen borçları ve cari açığı topladığımızda kısa vadede ihtiyaç duyulan paraya ilişkin bir rakam elde ediyoruz. Türkiye’ye önümüzdeki bir yılda girmesi gereken para miktarı 240 milyar dolara yaklaşıyor.

Merkez ülkelerde faiz artarken ihtiyaç duyulan para ancak çok yüksek getiri vaadiyle Türkiye’ye gelir. Bu kadar yüksek finansman ihtiyacı karşısında borçlarını çeviremeyen veya kredilerini yapılandıramayan şirketlerin iflası, reel sektörde başlayan dalganın finans sektörüne uzanarak derinleşmesi ihtimali yaklaşık iki yıldır sürekli olarak artıyor.

İçinden geçtiğimiz ve görünürde bitmek bilmeyen çalkantının temel nedeni budur. Altını çizmek gerek: Politik bir tercihtir ve sorumluluk hükümetindir. Ancak kökü yapısaldır, kendisi de bizzat politik bir tercih olan, ekonominin neoliberal platoya yerleştirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

IMF PARTİSİNİN PROGRAMI UYGULANABİLİR Mİ?

Türkiye’nin kısa erimli toparlanmasının, deyim yerindeyse yeni bir çevrim başlatmasının koşulu kuruyan kredi kanallarının tazelenmesi. Aynı kampta yer aldıkları için IMF partisi mensubu olarak nitelendirmeyi tercih ettiklerim açısından kredi temini ve öngörülebilir yatırım ortamı, daha fazla emeği içine çeken sermayenin yeni bir canlılık evresi başlatmasını sağlayabilir. Adımlar şu şekilde sıralanıyor: Kısa dönemde faizlerin hızla yükselmesi, parasal disipline sadakat, emek piyasasında kıdem tazminatından başlayarak düzenlemeler ve sermaye girişlerinin tempo kazanmasıyla birlikte orta vadede faizlerin ve enflasyonun düşüşünün sağlanması… Ancak bu dizgede bir sorun var.

Türkiye’de sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi sonrasında neredeyse her beş ila yedi yılda bir deneyimlenen çevrimlerden yeni birini bu şekilde başlatmak, merkez ülkelerde 2018-19 öngörüleri gerçekleşirse daha zor olacak. Toparlanma süresi de, dayatılacaklar listesi de uzayacak. IMF’nin uygun gördüğü ve dayattığı programlar herkesin bildiği üzere daha önce uygulandı. Örneğin 2002 tarihli AKP Acil Eylem Planı aynı dizgeyi sunmaktaydı. Türkiye’de toplumsal muhalefetin OHAL dönemindeki sindirilmişliği IMF partisinin işini oldukça kolaylaştırıyor. Bununla birlikte hem başlatılacak çevrim öncekilerden daha kısa sürecektir, hem de bu programa ancak gelir adaletsizliği başta olmak üzere Türkiye’nin ağır sorunlarını derinleştirerek sadık kalınabilir.

HAZIR ÇARE YOK AMA ARAYIŞ GEREKLİ

Türkiye’de seçim sath-ı mailinde çoğu önemli karar ertelendiği için sorunlar hafiflemeyecek.(iii) AKP’nin bazen sadık, bazen hovarda da olsa uygulayıcısı olduğu piyasa programının miadını doldurduğunu düşünmekten ziyade uygulayıcının kötü olduğunu savunanlar ilginç bir pozisyonda kalmaya devam edecekler. İstenilen sonuç elde edilirken makroekonomik kırılganlıkları halı altına süpürüp, işler rayından çıktığında programı tartışılmaz kılan ve uygulamacıyı harcayan bir çizgideler.

Yüksek politika faizi ve kemer sıkmayla toparlanmayı kabullenmişlere, yapısal sorunların ancak kapsamlı bir alternatif programla ele alınabileceğini anlatmak zor. Yine de böyle bir programın ilk adımları sıralanabilir: Kısa dönemde politika faizi ayarlaması yaparken bunu sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi ve kapsamlı bir vergi reformuyla birleştirmek, zombi firmalarının bilançolarının gözden geçirilmesi ve çoktan batmış olanları yüzdürmekten vazgeçmek, yüksek döviz borçlusu şirketleri küçülmeye ve borçlarını yapılandırmaya zorlamak… Orta vadeye uzanan adımlar kamusal istihdam projesiyle işsizlik oranını azaltmak, temel kamu hizmetlerini tamamen parasız hale getirmenin yol haritasını sunmak ve bu sırada kamunun rolünü piyasa kurtarıcı olmaktan çıkartarak ekonomide kamu ağırlığını artırmak olabilir.

Bu dizgede sorun olduğunu düşünenlere ve gerçekçi olmama suçlamasını getirecek IMF partisi destekçilerine tekrar sormak gerekli: Her şey kendini bilmez siyasetçilerin ekonomiyi rayından çıkarmasından mı kaynaklanıyor, yoksa her şeyi rayından çıkartan (ve o kendini bilmez siyasetçileri işinin ehli diye yıllarca kutsayan) sizin gözü dönmüş piyasacılığınız mı?

(i) Bu satırlar kaleme alındığında, TCMB olayları yakından izlediğini yazılı olarak açıklamış (16 Mayıs 2018) ancak henüz faiz artırımına gitmemişti. Hazine de kambiyo rejimi ile ilgili yasa çalışmasının sermaye kontrolleri anlamına gelmediğini açıklamak zorunda kalmıştı (14 Mayıs 2018).

(ii) Mart ayında 1,84 milyar dolarlık sıcak para çıkışı gerçekleştiğini gösteren veriler aynı ay içinde 1 doların 3,80 TL seviyesinden 4 TL’ye yükselmesinin nedenlerini de ele veriyor. Dolar bazında gelirin gerilemesi nedeniyle cari açığın GSYH’ye oranının yüzde 6,5’a ulaşması Türkiye’de özel sektörün yüksek döviz borçluluğu olmasa daha hafif atlatılabilirdi. Ancak tam tersi geçerli.

(iii) Konut kredisi faizinin bugüne kadar yedi banka tarafından aylık yüzde 1’in altına çekilmesi inşaat sektörü ve bağlantılı sektörlerin sorunlarını erteleyecek. Meclis’ten 9 Mayıs’ta geçen varlık barışı düzenlemesi ile Türkiye’ye davet edilen kaynaklar ise ancak kısa bir soluk üfleyebilir.

Not: Bu yazı gazeteduvaR'da 18 Mayıs 2018'de yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder