Kriz Notları Facebook Sayfası

7 Nisan 2017 Cuma

Mültecilerin Türkiye Ekonomisine Etkileri: Düzeltme ve Ekler


Geçen haftaki yazımda, mültecilerin Türkiye ekonomisine etkileri ile ilgili iki gözleme yer vermiştim. Bunlar (i) mültecilerin Türkiye’nin resmi nüfusundan sayılmaması nedeniyle kişi başına düşen milli gelir rakamının gerçekte olduğundan daha yüksek görünmesi ve (ii) mültecilerin Türkiye ekonomisinde bölgesel olarak da olsa enflasyonu aşağı çekici etkisi olduğu idi. Yazı sonrası gerek göç konusunda çalışan akademisyenlerden gerekse konu ile ilgilenen araştırmacılardan çok yararlı geri dönüşler aldım. Aşağıda, geçen haftaki yazımın devamı niteliğinde bir düzeltmeye ve iki yeni gözleme yer vereceğim. 

Kişi Başına Düşen Gelir

İlk olarak bir düzeltme ile başlayayım. Geçtiğimiz hafta mültecilerin hukuki statülerinin askıda bırakılmasının bir sonucu olarak resmi nüfus istatistiklerinde yer almadıklarını ve bunun kişi başına düşen milli gelir rakamının gerçekte olduğundan yüksek görünmesine neden olduğuna işaret etmiştim. Bunu gösterirken de 2015’te 2.5 milyon olan göçmen sayısının yıllık 500 bin ekleme ile 2012’den itibaren arttığını varsaymıştım. Gelen uyarılar ile resmi verileri dikkate alarak yaptığım düzeltme sonucunda oluşan grafik aşağıda.


İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre, Suriyelilerin Türkiye’ye göçü 2012’den itibaren başlasa da esas büyük dalga 2014’te (1.294.631 kişi) ve 2015’te (984.263 kişi) gerçekleşiyor. 2017 itibariyle güncel rakam 2.963.636 kişi. Yani önceki yazıda verdiğim 2015’te 2.5 milyon mülteci rakamı doğru, düzeltme önceki yılların rakamlarına ait. Sonuçta resmi verilere göre hazırladığım yukarıdaki grafiğe göre, büyük bir kısmı kayıt dışı olarak çalışan ve milli gelir rakamının artmasında etkisi olan mültecilerin resmi nüfustan sayılmamaları, kişi başına düşen gelirin olduğundan daha yüksek görünmesine neden oluyor. Ek olarak, yukarıdaki resmi veriler sadece Suriyelilere ait. Başka ülkelerden gelen mültecileri de eklediğimizde kişi başına düşen gelirin daha da aşağıda olduğunu ileri sürebiliriz.

Eğer Suriye’den Türkiye’ye göç etmek zorunda kalanlar önce mülteci olarak kabul edilseydi, ardından da vatandaşlığa geçseydi, karşımıza çıkacak olan tablo farklı olacaktı. Yani, kişi başına düşen mili gelir mevcut durumdan çok daha düşük olacaktı. Esasında günümüz Türkiye’sindeki fiili durum bu. Zira mülteciler geçici olarak Türkiye’de bulunmuyor. Ortadoğu’daki Suriye merkezli sorunun kısa sürede sonlanmayacağını düşündüğümüzde, mültecilerin geçici olmaktan çoktan çıktığını söyleyebiliriz.


“3 Milyon Kişiye Bakıyoruz”

Yukarıdaki düzeltmeden sonra bu yazıda yer vereceğim ilk gözlem, resmi ağızlardan yapılan “3 milyon kişiye bakıyoruz” açıklaması ile ilgili. Yine İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre bu 3 milyonun sadece 256 bini “barınma merkezlerinde” yaşıyor. Yani Türkiye’nin “baktığı” kesim, toplam mültecilerin yaklaşık sadece 12’de 1’i. Kalanlar, yani 2 milyon 744 bin kişi, kendi çabaları ile geçinmeye çalışıyor, yani kayıt dışı olarak çalışıyor. Kayıt dışı olarak çalışıyor olmalarının nedeni, hukuki statülerinin askıda olması. Yani Suriyeli mültecilerin büyük kısmı, kayıt dışı olarak, herhangi bir hukuki statü ve hak sahibi olmadan düşük ücrete ve kötü çalışma koşullarına maruz kalarak çalışmak durumundadır. 


10 Bin Yeni Şirket

İkinci gözlemim de Suriyeli mültecilerin sadece emek piyasasında kayıt dışı olarak çalıştıkları izleniminin yanıltıcı olduğu. Örneğin TOBB verileri, 2011 ile 2016 arasında Suriyeli mültecilerin 5 binden fazla şirket kurduklarını gösteriyor. Şirket sayısı özellikle göçün yoğunlaştığı 2014 ve 2015’te sıçrama yapıyor. TİSK’in raporuna göre ise, yasal sorunlar nedeniyle yerli ortak ile kurulan firmaların da eklenmesiyle bu rakam 10 bini bulacağı belirtiliyor. 

Yani Suriyeli mülteciler denilince akla sadece sokakta dilenenler ya da atölyelerde çalışan çocuk işçiler gelmemeli. Bunun yanında, genellikle küçük ya da orta ölçeği aşamasa da çok sayıda irili ufaklı şirketten oluşan bir sermaye sınıfından da bahsetmek mümkün. Ek olarak, rakam tam olarak bilinmese de, örneğin sadece 2012 itibariyle Suriye’den Türkiye’ye 10 milyar dolar kadar sermaye göçünün yaşandığı tahmin ediliyor. Özellikle Türkiye’ye giren kaynağı belli olmayan para miktarındaki, yani Net Hata ve Noksan kalemindeki hareketi düşündüğümüzde bu tip kayıt dışı girişlerin yaşandığını düşünebiliriz.


Kriz Eğilimlerine Karşı "Pozitif Şok"

Türkiye ekonomisinin büyüme hızı, 2013’ten itibaren yavaşlıyor. Bu süreç, aynı zamanda Suriye krizinin yoğunlaştığı ve Türkiye’ye büyük rakamlarla göçün yaşandığı yıllara tekabül ediyor. Türkiye’ye gelen sığınmacıların ayırt edici özelliği, hukuki statülerinin belirsiz olarak bırakılmış olmasına rağmen, yoğun bir şekilde istihdama katılmalarıdır. Türkiye ekonomisinin yavaşlama eğilimlerinin yoğunlaştığı bir dönemde mültecilerin emek piyasasına girmeleri, özellikle tekstil ve inşaat sektörü gibi alanlarda, sermayedarlar açısından büyük bir avantaj olarak görülmüştür. 

Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışma da, emek piyasasına büyük rakamlarla mültecilerin girmesinin ücretleri düşürücü bir etki yaptığını tespit etmiştir. Buna ek olarak çalışmada, kayıt dışı sektörün mülteciler tarafından doldurulması nedeniyle, Türkiyeli emekçilerin kayıtlı sektörlere doğru kaymaya başladığı da belirtilmektedir. 


Sonuç

Toparlamak gerekirse, bu kısa değerlendirmeden çıkan sonuç, çok kısa süre içinde 3 milyonu aşan mülteci girişinin Türkiye ekonomisini canlandırıcı etki yaptığını ileri sürebileceğimizdir. Ancak bu canlanma, gayri insani çalışma koşullarında çalışmak zorunda bırakılmış emekçilerin yaşamları pahasına gerçekleşiyor! Böylelikle, yeri geldiğinde uluslararası siyasette bir koz olarak da kullanılan mülteciler, Türkiye’deki büyümeyi destekleyici bir işlev de görüyor. 

Konu çok boyutlu. İnsani, siyasi, hukuki yanları var. Emek piyasalarındaki ya da eğitim alanındaki sorunlar gibi pek çok alanda yapılması gerekenler var. Ancak bu sorunların yanında belki de en kötüsü, 3 milyonu aşan mültecinin Türkiye’ye entegrasyonu ile ilgili şeffaf, yapılandırılmış ve ilan edilmiş bir resmi planın olmaması. Konunun bu yönünü incelemeyi sürdüreceğim. 


--------------------------------------------------------------------------------
Bu yazı, 27.03.2017 tarihinde Gazete Duvar’da yer aldı. Erişim: