Cuma, Kasım 13, 2015

Merkez Bankası Tartışmaları Üzerine Bir Not

1 Kasım seçimleri sonrasında ekonomi yönetiminin nasıl şekilleneceği ve yeni hükümetin temel önceliklerinin neler olacağı bir tartışma konusu olarak varlığını koruyor. Bu süreçte özellikle merkez bankasının konumu yeniden gündeme geliyor. Örneğin açıklanması seçim sonrasına ertelenen AB İlerleme Raporu'nda merkez bankası bağımsızlığının erozyona uğradığının altı çiziliyor. Konuyla ilgilenenlerin hükümete eleştirileri de bu çerçevede şekilleniyor. Bu vesile ile tartışma hakkında iki noktanın altını çizmek istiyorum.


İki Farklı Merkez Bankacılığı Rejimi
Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda Refet Gürkaynak hoca 2009 öncesi ve sonrasında iki merkez bankacılığı rejimi olduğunu söylüyor:
"2009’a kadar Merkez Bankası enflasyon biraz arttığında kuvvetle faiz artırıp enflasyonu kontrol ediyor. 2009’dan sonra başka türlü bir tepki veriyor. Enflasyon epey artıyor faizler çok az artıyor bu da yetmiyor enflasyonu kontrol etmeye. Dolayısıyla burada iki merkez bankacılığı rejimi olduğunu veride de görebiliyoruz." 
Refet hoca söyleşide, bunun nedeninin merkez bankası üzerindeki siyasi baskı olduğunu ve aslında bankanın enflasyonu düşürecek teknik donanımda olduğunu ancak bu baskı nedeniyle faiz aracını kullanamadığı anlatıyor.
"... hala eline imkan verildiği zaman, kendisine izin verildiği zaman bu ekonomideki enflasyonu rahatlıkla kontrol edecek olan bir kurum. Şu anda sadece ekonomi politik konuşuyoruz. Türkiye siyaseti bu kuruma kanuni görevini yapma iznini verecek mi vermeyecek mi?" 
Kısacası, işleri teknik olarak halletmek mümkün ancak siyasetin müdahalesi bunu engelliyor. Bu aslında ana akım merkez bankacılığının temel amentülerinden biri. Temeli, ekonomi ile siyasetin ayrıştırılması gerektiğine dayanıyor. Nedeni, siyasilerin yeniden seçilebilmek için ekonomik büyümeye öncelik verdiği, bunun ise enflasyonu kontrol altında tutmayı zorlaştırdığı. Bu çerçeve kendi içinde tutarlı gibi görünüyor ancak temel varsayımında sorunlar var. Gerçek hayatta ekonomi ile siyaset hiç bir zaman ayrı olmadı, olmayacak da!



Siyasi Etki ve Ekonomik Konjonktür
Her ne kadar öyle olduğu iddia edenler olsa da, merkez bankacılığında evrensel kurallar yoktur. Zaten merkez bankacılığın bilim kadar sanat olduğu söylemi de buradan gelir. Bunun farklı nedenleri var ancak temel olarak para ile meta arasındaki bağlantının koptuğu ve kredi paranın egemen olduğu bir ekonomik yapıda parasal istikrarın sağlanmasının zorlukları. Bu yapısal zorluklar dahilinde merkez bankaları kriz karşıtı politikalar uygulayarak parasal istikrara ulaşmaya çalışıyorlar. Bu genel anlamda emek karşıtı bir çerçevede şekilleniyor.

Bu tartışmanın teorik kısmını bir kenara koyarak söyleşiye dönersek, Refet hocanın önerdiği çerçeveye ilgili iki noktanın altını çizmek istiyorum. İlki, hoca merkez bankası 2009 öncesinde enflasyon artınca faiz arttırabiliyor ikincisinde arttırmıyor, bunun sebebi siyasi diyor. Ancak 2009 sonrasında faiz artışı konusunda merkez bankasının elini bağlayan ne kadar siyasi ise, öncesinde elini rahatlatan da o kadar siyasi idi. Bunun nedeni para politikasının teknik ve nötr değil siyasal-iktisadi bir alan olması. İkincisi, 2009 öncesi ve sonrasındaki ekonomik konkonktürün yapısal olarak farklı olması. İlki genişleme, ikincisi daralma dönemi. İlkinde faiz artışının siyasi maliyeti görece düşük ancak ikincisinde yüksek. 

Küresel krizin derinleştiği bir atmosferde merkez bankalarının açmazları daha da artacak. Bir yandan krizin aşılmasının para politikası ile gerçekleştirme yoluna gidilmesi ve merkez bankalarının elindeki seçeneklerin giderek daralması süreçlerini yaşıyoruz. Diğer yandan farklı bir finans kurgusunun nasıl olabileceği ile ilgili öneriler yavaş da olsa geliştiriliyor. Takip edip tartışmayı sürdüreceğiz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder