Salı, Mayıs 14, 2013

Britanya’da exodus tartışması ve muhafazakar manevralar

Britanya siyasetini Black Mirror dizisinin muhteşem ilk bölümündeki kadar olmasa da yine de oldukça hızlı bir kamuoyu değişimi tanımlar hale geldiyse bunda Avro Bölgesi krizinin etkisi büyük. Yaklaşık dört ay önce tabanını sağlamlaştırmak, muhafazakar milletvekillerinin ağzına bir parmak bal çalmak ve sağdan yükselen UKIP (aşırı milliyetçi, göçmen karşıtı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) tehlikesine karşı milliyetçilik bayrağını kimseye kaptırmamak üzere bir AB referandumundan bahseden Başbakan David Cameron siyasi dar görüşlülüğünün ceremesini çekmeye başlamış görünüyor. Bir kez gayya kuyusu açıldı mı politikacıların içine bakmadan duramayacağını kulağına fısıldamayı unutan danışmanlarının işine son vermediyse bu kendisini daha da zayıf gösterecek bir hamle olduğunu düşünmesinden kaynaklanıyordur herhalde.


Cameron AB referandumu ile ilgili önceki açıklamasında son derece muğlak bir tavır sergiliyordu. Böyle bir referandumun olup olmayacağı gibi muhtemel tarihi de son derece belirsizdi. Tek vurgusu AB ile müzakerelerde bulunmak istediği (ki müzakerelerin içeriği de net değildi) ve bu müzakereler sonucunda AB ile ilişkilerin Britanya’nın istediği şekilde biçimlenmesi sağlanamazsa bir referandumla halka danışmanın gerekli olacağıydı. Bu Britanya siyasetinde muhafazakar siyasetçilerin yani Torylerin arkalarını yaslayabileceği bir yönelime işaret eden, muhafazakarların UKIP karşısında övünebileceği majoriter bir demokrasi manevrasıydı. Şimdi, Tory backbencher’ların (Parlamentoda arka sıralarda oturan, parlamento grubunun tabanını oluşturanlar) coşkusu kısa sürmüşe benziyor.

Aslında Torylerin Liberal Demokratlarla oluşturduğu koalisyon hükümeti Brüksel’e bir güç aktarımı barındıran bir değişikliğin ancak referandumla kabul edilebileceğine dair bir yasal düzenleme yaptı. Ancak şimdi kartlar daha açık oynanıyor. Artık AB’yi terk etme zamanının geldiğini dillendiren daha fazla muhafazakar bulunmakta. Kraliçe’nin parlamentonun gündemini de ele alan konuşmasında bu doğrultuda bir ifadenin bulunmamasını protesto eden yaklaşık 80 milletvekilinin girişimi sonrasında Cameron daha büyük bir başkaldırıyı engellemek için bir yasa önerisi hazırlamak durumunda kaldı. Ancak bu yasa önerisini Avrofil olarak da görülen Liberal Demokratlarla olan koalisyonu sonlandırmamak için bir hükümet önerisi olarak değil kişisel bir girişim biçiminde parlamentoya sunacak. Proxy olarak konuşacak milletvekilinin günün birinde kahraman olması ihtimali bile parlamenter Michael Fabricant tarafından twitter’da dillendirildi. Ancak teklifin yasalaşma ihtimali hükümet teklifi olmadığından ve koalisyon köprüleri atılmadığından oldukça düşük.  

Torylerin başkaldırısı bu parlamentonun savaş sonrasında en fazla görüş ayrılığı ve yasa tekliflerine itirazın görüldüğü parlamento olmasının nedeninde olduğu gibi Britanya’yı bekleyen sorunların büyüklüğünden ve yönetme zorluğundan kaynaklanıyor. Büyük sosyal kesintiler ve vergi artışlarına karşın toplam hükümet borcunun Reinhart&Rogoff barajı olan %90’a dayandığı, ekonomik sorunların üstesinden gelemeyen ülkede göçmenlerin günah keçisi ilan edildiği ve hayatın emekçiler için giderek daha da zorlaşacağı 2010 seçimlerine giderken oldukça açıktı. Asılı kalan parlamentodaki hükümet sorununun kısa zamanda çözülmesi ise Britanya’nın ekonomik sorunlarını rafa kaldırmadı. Çünkü krize verilen tepki sadece bütçe önceliklerini değiştirmek ve finansal sektörün pisliklerini halı altına süpürmekten ibaretti.

Göçmen karşıtlığının yükselişine eşlik eden AB’yi günah keçisi ilan etme taktiği, Avroskeptik çizgiyi politikanın daha da merkezine yerleştirirken, emek piyasasındaki ücretlerin daha da yükselmesini engelleyen göçmenlerin İngiliz alt orta sınıf için oluşturduğu “tehdit” karşısındaki tepkinin milliyetçi bir kanala bizzat muhafazakarlar tarafından dökülmesi muhafazakarları köşeye sıkıştırmaya devam ediyor. Avro bölgesi krizi sadece krize verilen tepkisel politika duvarlarıyla ve beklentilerin dibe vurmasıyla Kuzey Afrika’da halk desteğinden yoksun otoriter rejimlerin çöküşüne değil Britanya siyasetindeki merkezkaç kuvvetlerin güçlenmesine de katkıda bulunmuş durumda. Yarın Kraliçe’nin konuşmasına dair bir tartışmanın yapılacağı Avam Kamarası’nda belagat yarıştıracak muhafazakarlar bu kuvvetlere göz kırpacak. İki partili sistem Liberal Demokratların yükselişiyle geçen seçimlerde sarsılmıştı. Şimdi UKIP gibi bir partinin % 18’lere ulaşan oyuysa bütün poliitk sistemin geleceğinin masada olduğunu gösteriyor. AB referandumu ile ilgili kriz bunun göstergelerinden birisi ve en dikkat çekici olanı. AB üyesi ülkelerde bir dizi referandumla çıkış koşullarının tartışılmaya başlanması ihtimali de cabası. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder